Şair,
uykusunda hiç bilmediği bir garipler diyarında, yalnızlığın türküsünü okuyarak
dolaşır.
Düşüncelere
dalmıştır.
Bir gün
mutlaka yıkılacak olan ama sanki hiç yıkılmayacakmış gibi yaşanan bu dünyayı insanların
nasıl benimsediğini garipser. Bu diyarda karşısına çıkan zatları tanımaz.
İçinden, “Bari burada yarenlerim olsaydı,” diye geçirir.
Gerçi bir
kimsenin olması için anlayanın olması gerekir; hiç anlayanı olmamıştır ki.
“Bırakalım
kimse tanımasın beni,” der.
“Onların
varlığıyla var olmadım ki, yokluklarıyla yok olayım.”
En etkili
mutluluk ilacı eczanede bulunmaz.
İçkilerde de
bulunmaz.
Yalnızlıkta
ve ıssızlıkta bulunur.
Bu yalnızlık
seni dertten, gamdan, sızıdan korur.
Hain
insanlardan korur.
Onlar için
her şeyi yaptığın hâlde, yanında dağ gibi durmayan; karşında nankör
kesilenlerden uzak durmanı sağlar.
Bunları
düşüne düşüne uzun bir yol gider, farkına varmadan.
Birden durur
ve “Ben kimim?” diye kara kara düşünür.
Varlığını
anlamlandırmaya çalışırken ağzından şu sözler dökülür:
“Ben şairim.
Tozdan,
kirden, çamurdan yaratılmışım.
Herkes gibi
yaratılış amacına hizmet etmeye söz vermişim.
O amaca göre
yürüdüğümü sanırken,
Çoğu zaman
yanlış yollara sapmışım.
Kocaman bir
kalabalığın içinde yalnız gezmişim.
Herkese uzak,
bir o kadar yakın durmuşum.
Yaşadığımı
sanırdım,
Meğer
yıllarım boşa akıp geçmiş.
Geçip giden
boş yıllara sövdüm,
Ama ne gelir
elden?
Giden gitmiş,
elde ne kalır ki?
Yanlış
yollarda dolaşırken yaptığım hataların
Şimdi bütün
suçunu şeytana mı yükleyeyim?
Hiç kusurum
yokmuş gibi rol mü yapayım?
Her haltı
yiyip ‘Kalbim temiz’ mi diyeyim?
Yanlışlarıma,
günahlarıma kılıf mı uydurayım?
Herkes gibi
mi olayım?
Kendimi
kocaman bir yalnızlığa mahkûm bıraktım.
Çünkü kendim
olmayı tercih ettim.
Rol yapmadım.
Çok yüzlü
olmadım.
Dünyanın
kendi etrafında döndüğünü sananlara boyun eğmedim.
Onların
aslında ‘hiç’ olduklarını yüzlerine söyledim.”
Birden
gözleri açılır.
Meğer hepsi
rüyaymış.
Yatağından
kalkar, hazırlanır.
Tekrar dar ve
karanlık sokaklara çıkar;
Usul usul
yürümeye başlar.