Yüreğin Kılavuzu Mademki Bülbüldü
Renkler ektim yüreğin dergâhına ve
nüksetti zaman.
Ne öfke barındı ne yalan ne de
sıradan gülüşler ve sevişler.
Sözcüklerdi mağduriyetimi dile
getiren takriben bin yaşında bir seyyah oysaki yeni doğmuştu ve de ışımıştı
gece.
Üşüyendi toprak.
Üşüyendi altında yatan toprağın:
Kaç metre idi o kefen bezi kaç dergâh
yıkmıştı zalim kaç bin masumunsa kanına girmişti?
Tok sesli idi kader.
Ve vakur.
İsyankâr olansa zaman dünde kalan bir
takvim yaprağına sarılıymışçasına dünde kalsa da ihanet güne taşımıştı o gizemli
rivayet.
Ve çöreklenen rehavet:
Ederi neydi sahi şairin?
Kimliği ayan beyan saf tuttuğu kadar
yüreğin ve iyiliğin…
Ah, coşkusuna nifak sokanlar.
Dermanı Allah’ta olan neyse
kendilerini tanrı sayanlar.
Haşa, Rabbim, haşa…
Dese de şair ve kılı kırk yarsa da
bir deli taşı atmıştı ya o kör kuyuya…
Endamlı yalanlar.
Şuh sesinde şehvetin.
Doğru olan neyse taban tepen kalem ve
yırtık duvağı çocuk gelinin…
Soytarı hevesler ve cahil gülüşler ve
kahkahalar gel gör ki biri ölürken acısından bu muydu insanların reva gördüğü?
Açlığın illet değil bir rahmet olduğu
gerçeği ve Ramazanı hakkıyla yaşamak Hakkın yolunda selamete çıkmak iken olması
gereken ve olmaması muhtemel ne varsa ederi ve oluru onay görse de zalimin
elinde tokmak oysaki kapıyı çalandı Ramazan davulcusunun emek dolu tokmağı ile
kalplere seslendiği…
Renkler cebbar.
Karanlıksa haset dolu.
Ve yeryüzü merhamete ve sevgiye
hasret…
Acısı yüzüne vurmuş iken aç çocuğun…
Bedel ödeyen insanlar durduk yere…
Elbet vardı bir hikmeti ve gelecekti
zamanı…
Sağ salim kavuşmaksa mutlu sona ve
huzurun adı ve huzurun tadı…
Bilenler söylemezken.
Söyleyenler ise bilmezden gelirken…
Aşkın kursağına takılı o tek kırıntı
ve işte nasiplendiği kadar insan o tek kırıntıdan ve anbean büyüyen bir rahmet
bir umut ve sevgi ki…
Teselli babında tecelli edecek iken
illa ki.
Aşkın evreleri.
İnsanların telaşı.
Oysaki sakince yaşamalı ve
geçirmeliydi zamanı.
Vuku bulmadan ecel.
Azat edilmese de yürek.
Azap kuşları firarda.
Afaki aşklarsa günümüzde nasıl da
revaçta.
Boyun eğmekse kadere elbet aklı
verendi Rahman ve çabaladığı kadar sabrına delalet o canhıraş mücadele ile de
çıkacaktı elbet ve de Allah’ın izni ile feraha…
Göğün müridi kuşlar.
Yerkürenin müridi iken toprak.
Ve toprağın altında yatan bedenler.
Ruhlarına kavuşmakla ruh bedenden
ayrılırken de yaşanan o rivayet…
Ölmeden ölenler bir miydi sahi,
kırmızı gözleri ile öfke saçan şeytana denk miydi seven yürekler?
İnancın gücü ve umudun sesi.
Şevki huzurun ve İlahi Aşkın neferi
ve ezeli ebedi ibadeti mümkün müydü bir tutmak yalanla semiren bedenlerle?
Bedenine tapan kılavuzu ise karga
iken cehaletin ve bilginin doruğunda Rabbin rahmetine duyduğu özlem ile yollar
arşınlayan dervişin yırtık cübbesi ve aşkın da asası:
Devasa bir asa iken yüreğin kılavuzu
mademki bülbül idi…
O halde Hakkın yolunda Hakkına
kavuşmak adına hakkıyla yaşamak kadar da insan olabilmenin rahmeti ve
hakkaniyeti nasıl da saklıydı Rabbin İlahi Makamında…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.