Ey Bâd I Sabâ Naat I Şerifi Muhammes
Bu eser, "Ey bâd-ı sabâ" ifadesinin redif olarak kullanıldığı, beşer mısralık bendlerden oluşan klasik bir Muhammes'tir.
Vezin: Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün
Aşkınla yanan gönlüme bir çâre getir gel,
Gözyaşımı sil, dertlere emmâre getir gel,
Cân mülküne Sultân'dan o hoş vâre getir gel,
Müjdenle bu bîçâreyi dildâre getir gel,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Pek çoktur isyânım, yüzüm ak eyleyecek yok,
Hicran dolu bağrımda figân eyleyecek yok,
Senden gayrı bu hâlimi arz eyleyecek yok,
Zat-ı Nebî’ye derdimi nakl eyleyecek yok,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Kevn ü mekânı gezdim o nûrun izi vardır,
Güllerdeki her râyihada feyzi de vardır,
Gönlümde biten hasretin elbet közü vardır,
Mahşer günü her mücrim için bir sözü vardır,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
"Tamu" dediğin nâr-ı cahîm gülşene döner,
Ondan bir şefaat erişirse gene döner,
Ervâh-ı beşer hep o ulu râhine döner,
Dinsin bu keder, yaşları bahr-ı gene döner,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Ey hâce, kerem kıl bize Cânân’ı haber ver,
Feyz-i ezelî, bahr-i Hudâ, kânı haber ver,
Rûhumdaki şol derd-i perîşânı haber ver,
Tazîmimi sun, şevk-i firâvânı haber ver,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Her bir nefesim sanki firâkınla bir oktur,
Dünyâda garîbim, bize sâhip çıkan yoktur,
Lutfunla yetiş, sende olan rahmet-i çoktur,
İkrâmına muhtâç olan ervâhımız aktır,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Sevdânla dalar bülbül-i gûyâ gül-i zâra,
Candan geçerek yüz sürer ol kudsî civâra,
Bî-kes kalarak düştü gönül türlü hüsâra,
Merhem olasın n’olur efendim, bu yanâra,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Göklerde melekler okur ihsanlı duânı,
Arz üstüne lütfunla kurarsın bu cihânı,
Terk etmez isen mahşer-i kübrâda gedânı,
Nûr eyle keremle bize ol dâr-ı bekânı,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Sensin vatanım, gurbeti sen kıl bize vuslat,
Eyle kerem-i aşkın ile rûhuma hil'at,
Mahrûm bırakıp etme bizi hâr ü felâket,
Yansın bu yürek, sönmesin ol şûle-i iffet,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Âlemdeki her zerre senin ismini söyler,
Aşkınla dönen çerh-i felek zikrini eyler,
Cümle melâik kapına rûhunu peyler,
Sensiz bu cihân mülkü acep mücrimi n'eyler?
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Bahr-ı keremin dalgalanır her iki yanda,
Bir zerre şefaat bize kâfidir o anda,
Müşfik nazarın bekleriz ol rûz-ı amanda,
Kalsın bu gönül dâim o kudsî heyecanda,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Gül yüzlü Nebî, rahmetisin cümle cihânın,
Sultânı mısın kalpte kurulan bu mekânın,
Feryâdı mıdır nûr-ı tecellî-i beyânın,
Muntazırı mıyız mahşer-i kübrâda amânın,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Lutfunla gölgelensin Livâ-ül-Hamd’in altı,
Sensiz bize zulmettir her üstü ve altı,
Pervâne olup can verelim aşk ile altı,
Dinsin gönül içindeki her dürlü karaltı,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Nâçar kapına gelmiş olan sâili boş koyma,
Cûd u keremin sonsuz u deryâ gibi duyma,
Âlem seni sevdi, bizi nefs-i kine uyma,
Redferî yanar, nûrunu kalbinden ayırma,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
Takrîre lisan yetmedi bu derd ü niyâza,
Uçsun selamım kalpten o gül yüzlü şehâza,
Müşfik bakışın kâfidir her dürlü mürâza,
Eyler Redferî canını kurban bu niyâza,
Uğrarsa yolun semt-i Medîne’ye ey bâd-ı sabâ!
redfer
Şiirin açıklaması
------------
Vezin: Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün
1.Ey sabah rüzgarı! Eğer yolun Medine tarafına düşerse; senin aşkınla yanan şu gönlüme bir çare, dertlerimin bittiğine dair bir işaret, gönül mülküne o Sultan’dan (s.a.v) bir ihsan ve müjdenle bu çaresiz kulu sevgiliye ulaştıracak bir haber getir.
2.Günahım çoktur, mahşerde yüzümü ak çıkaracak bir amelim yok. Ayrılıkla dolmuş bağrımda feryadımı duyacak kimse yok. Ey sabah rüzgarı, bu halimi ve dertlerimi Hz. Peygamber’e senden başka ulaştıracak kimsem yok.
3.Bütün kainatı gezdim, her yerde O’nun nurunun izi var. Açan her gülün kokusunda O’nun feyzi gizli. Gönlümdeki bu bitmek bilmez hasretin bir ateşi vardır ama biliyorum ki O’nun mahşer günü her günahkar için söyleyeceği bir şefaat sözü de vardır.
4.Eğer O’ndan bir şefaat erişirse, cehennem ateşi bile gül bahçesine döner. İnsan ruhlarının tamamı en sonunda O’nun yüce yoluna döner. Ey sabah rüzgarı, söyle de bu kederim dinsin, gözyaşlarım artık vuslat denizine dönsün.
5.Ey yol gösterici rüzgar, bize o Sevgili’den haber ver. O ezeli feyzi, Allah’ın rahmet denizini ve kerem kaynağını anlat. Benim ruhumdaki bu perişan dertleri O’na bildir; hürmetlerimi sun ve O’na olan sonsuz arzumu ilet.
6.Sensiz aldığım her nefes ayrılığın verdiği bir ok gibi bağrıma saplanıyor. Bu dünyada garibim, Senden başka sahip çıkanım yok. Lütfunla imdadıma yetiş çünkü Sende rahmet çoktur. Sana muhtaç olan ruhlarımız ancak Senin ikramınla temizlenir.
7.Şakıyan bülbül Senin sevdanla gül bahçesine dalar; canından vazgeçerek o kutsal topraklara yüz sürer. Gönlüm kimsesiz kalarak türlü zararlara ve acılara düştü. Ne olur efendim, bu yanan gönlüme bir merhem ol.
8.Göklerde melekler Senin için dua ederler. Sen bu dünyayı lütfunla şereflendirdin. Eğer o büyük mahşer gününde kapındaki bu dilenciyi (fakir kulu) terk etmezsen, ebedi yurdumuzu kereminle nurlandırırsın.
9.Benim asıl vatanım Sensin, bu dünya gurbetini bize kavuşma vesilesi kıl. Ruhuma aşkının şeref elbisesini giydir. Bizi rahmetinden mahrum bırakıp perişan etme. Bu yürek Senin iffet ve nurunun ateşiyle yansın ama asla sönmesin.
10.Kainattaki her bir zerre Senin adını anar. Gökyüzü ve kader çarkı Senin aşkınla döner ve Seni zikreder. Bütün melekler Senin kapına bağlanmıştır. Sensiz bu dünya mülkü biz günahkarlar için neye yarar?
11.Senin cömertlik denizin her yanı kuşatmıştır. O dehşetli (kıyamet) anında Senin bir zerre şefaatin bize yeter. O güven aradığımız günde Senin şefkatli bakışını bekliyoruz. Gönlüm her daim bu kutsal heyecanla çarpsın.
12.Ey gül yüzlü Peygamber, Sen bütün alemlerin rahmetisin ve kalbimizde kurulan bu sevgi mekanının sultanısın. Senin nurlu beyanların kalbimizdeki feryatların dermanıdır. Mahşer günü Senden gelecek bir "aman" (kurtuluş) müjdesini beklemekteyiz.
13.Senin Hamd Sancağının (Liva-ül Hamd) altı lütfunla gölgelensin. Sensiz bu dünyanın ne üstü ne de altı bize aydınlık olur; her yer karanlıktır. Aşkınla pervane olup can verelim ki gönlümüzdeki tüm manevi karaltılar ve kirler temizlensin.
14.Çaresizce kapına gelmiş olan bu muhtacı boş çevirme. Senin cömertliğin sonsuz bir derya gibidir, bunu biliyoruz. Bütün alem Seni sevdi; bizi nefsin kötülüklerine bırakma. Redferî Senin aşkınla yanıyor, nûrunu onun kalbinden eksik etme.
(Tâç Bend)
15.Bu dertleri ve duaları anlatmaya dil yetmedi. Kalbimden kopan selamlarım o gül yüzlü şahlar şahına ulaşsın. O’nun bir şefkatli bakışı her türlü hastalığa (manevi derde) şifadır. Redferî, bu yakarış uğruna canını feda etmeye hazırdır.
Hakkında
----------
Peygamber sevgisinde ki o derin hasret, teslimiyeti ve klasik divan edebiyatı geleneğine uygun (Naat-ı Şerif ruhunu), aruz vezniyle kaleme alınmış edebi bir Muhammes (beşleme).
Bu şiiri kurgularken, divan şiirinin zengin imge dünyasından yararlanarak "bâd-ı sabâ" (sabah rüzgarı) vasıtasıyla Hz. Peygamber'e (s.a.v) gönderilen selamı ve günahkar bir kulun şefaat arzusu işlendi.
Hz. Peygamber'e duyulan Şevk-i Muhabbet’ değinildi.
Özellikle nakarat kısmını ("Ey bâd-ı sabâ...") her bendin sonunda tekrarlayarak şiirin ahengini ve duygu bütünlüğü pekiştirildi.
Klasik Muhammes yapısına uygun şekilde mısra mısra (alt alta beşli gruplar halinde) ve daha net bir biçimde düzenledi.
Ayrıca mısraların aruz veznine (Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün) tam uyumunu ve edebi derinliğini korundu.
Her bendin sonundaki nakarat kısmı (vasıta mısraları) şiirin ahengini pekiştirecek şekilde yerleştirildi.
Nakarat (vasıta) beyitleri, şiirin genel ahengine ve aruz veznine uygun, ancak farklı bir imge dünyası sunacak hale getirildi.
Bu yeni versiyonda, sabah rüzgarından sadece selam götürmesini değil, aynı zamanda günahkar gönlümüzün şevkini ve ağlayışını da o yüce makama iletmesini dileyen bir ifade kullanıldı.
Şiirin özündeki o derin iştiyakı, pişmanlığı ve vuslat arzusu ön plana çıkarıldı.Şiir, klasik divan edebiyatının en güçlü vezinlerinden biriyle ve her bendin kendi içinde kafiyelenip son mısranın ana temaya bağlandığı bir Muhammes yapısında kurguladı.
"Ey bâd-ı sabâ" kalıbını her bendin sonunda bir teslimiyet nişanesi olarak kullanıldı. Mana olarak senin "müjde bekleyen aşık" profili ön plana çıkarıldı. " vuslat arzusu, şefaat beklentisi ve Hz. Peygamber'in (s.a.v) alemleri kuşatan nuru temaları derinleştirildi.
Son bendinde mahlasını "Redferî" kullanıldı . Divan edebiyatı geleneğine uygun olarak, şairin ismi veya mahlası genellikle son bendin (tâç bend) dördüncü mısrasında yer alır; bu kurala sadık kalarak gerekli değişiklik yapıldı.
Son bölümlerde Hz. Peygamber'in (s.a.v) cömertliği, kainattaki zikri ve şefaatine olan muhtaçlığımız vurgulandı. Mahlasın geçtiği son bend, eseri geleneksel şekilde mühürlemektedir.
Hz. Peygamber'in (s.a.v) alemlere rahmet oluşu ve mahşer günündeki sancağı (Liva-ül Hamd) altındaki gölgelenme arzusu temalarını işlendi.
Şiiri toplam 15 bende tamamladım. Her bendin altına, mısraların ne anlama geldiğini açıklayan bölümler ekleyerek eseri daha anlaşılır bir hale getirdik. Naat-ı şerifte ki tasavvufi imgeler ve aruz vezninin getirdiği sanatsal yapıyı daha açık hale getirmektedir.
Ey Bâd I Sabâ Naat I Şerifi Muhammes başlıklı yazı redfer tarafından
28.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 8
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.