
Öğütülmüş müydü ruhlar ve de
hakkaniyet?
Ya, öğütlenmiş ne varsa bir övünç
müydü yoksa sıradan hadiseler mi ve insan iklimlerinde ansızın açıp soluveren
gülüşler misali güleç bir Gül’ün tebessüm ehli yüreğinde manidar olan neydi ve
aşk neresinde duruyordu bu gülüm/semenin en çok da ayırdına varmışken ruhların
ve duyguların makbulünde değil miydi zarafet ve asil bir ruhun korunaklı
dünyasına da eşlik eden sadece Rahman ve melekler iken…
Denizin her damlası değildi
arzuladığım
Ne de olsa denizin ta kendisi idim
Bazense damgalandığım bir pul gibi
Paralandığımsa uğruna tüm değerlerim
ve öznem
Özlemimse sadece kendime
Yeniden bulmuştum ya öznemi
Çocukluğumdan bu yana ayrı kaldığım
Oysaki tüm servetim tüm renklerim tüm
de asaletim
Bilemedikleri kadar içimde derinde
Ve işin ilginci
Pay etmekle iştigal
Sevgimi çoğaltmaksa alın terim ve
helalim
Ne varsa ruhuma akan
Kiminin ise gözüne batan
Ulu orta sayıp sövdükleri
Ki mahremin ve özelin ve inancın
Bu muydu olması gereken zaferi hak
edilmişliğin?
Ve teslimiyetin kendisi sadece
Rabbine dönük yüzünde
Açan bir güneş gibi
Dağıtan bulutları
Değil miydi söyle inancın ve duaların
katıksız nefesi
Ve neferi
Azat edilesi bir kuş misali
Kanat çırpan hadislerin
Tüm öğüt ve öğretilerin
Ebedi metaneti
Aşkla örülü kimi vecize
Özgürlüğünü bahşeden sadece Rabbine
İtaat etmekle mükellef inanan
kulundan öte
Acısını yaşarken de en derinde
Ve işte hicvinde tanıklığının
Titrinde insanlığının
Akıbeti doğacakken gün gibi güneş
gibi
Meleklerin tinine yakışır o döngü ki
Zaferin telaşesi
Ki sükûnetin serili ve aklın tüm
ihtişamlı melekeleri
Bir elinde kitap bir elinde yüreği
Başını her koyduğunda seccadeye
Aşkla huzurla sadece Rabbini
hissettiği
Duyguların ki doruğu
İnancın zaferi
Bağdaş kurulası o mabedini
Çalmaya teşebbüs edenlerin de
uğradığı ve uğrayacağı hezimeti
Bahşedene duyduğu aşkın zirvesi
Bir tül gibi
Ahenkle uçuşan
Kâh peçesi
Kâh perçemi
Göğün müridi
Görünmezin mucidi
Aşkla reva idi mademki
Ve işte tebessüm ehli
Selamlarken batmamak üzere doğan
güneşi…