Son Söz Yargının Mı... Hikaye...
Su geçirmese keşke hafızam ama malum
balık hafızası bu yüzden su da geçiriyor çok şey de geçiyor içinden.
Tutuşan bir meşale ile yılların
yorgunluğunu yakıyorum bu bile yetmiyor içimi yakan ne varsa arınmak ve
boşalmak istiyorum. Adeta bir kum saatiyim ne akrebe ihtiyaç duyan ne de
yelkovana ve adım sayar gibi yüreğim de sayıyor dakikada kaç attığını.
Sözcükler kovalıyor peşi sıra ve
içimdeki sıkıntıyı sözcüklerle söküp atıyorum.
Dünümde kalan bir yangın adeta ve
elbet havai olmak aklımdan dahi geçmemişken duygularımın havarisi oluyorum.
Melun mahzun terk edilmiş bir köşede
ve kuyruğumun peşindeyim adeta en çok da kuyruk sallamanın ne anlama geldiğini
idrak edememişken.
Yabancısıyım bazı duyguların hatta
fedaisi sonra da yüreğim firar ediyor bedenimden belki de bedenimdir bana ağır
gelen elbet havada uçuşan zanlar da.
Acılar filan yok dünümde sadece
açamadığım Pandora’nın kutusu bazen susuyorum aslında hep susuyorum.
Kimin nesidir insanlar asla
kestiremiyorum ama o kadar yorgunum ki ne ara vakit bulsam oturduğum yerde
kestiriyorum.
Bazen birileri çekiştiriyor yakamdan
sonra bazı sesler duyuyorum ama alınmıyorum üstüme ve uykuma devam ediyorum.
Renkler solgun hayatsa arı bir su
değil.
Rengim yok benim belki de gök kuşağı
olmanın verdiği o hoşluktur beni renksiz kılan ya da her rengi içimde
barındırdığım.
Ufacık bir dünyam var saklı tuttuğum
ama dünyama sızanlar var kimi zaman hesabını tutamadığım.
Bazen ismimi duyuyorum başka
ağızlarda sonra gerisin geri kaçıyorum.
İhtimamla yetiştirildim ve itibar
etmişken bana onca insan sonra da inzivaya çekildiğim ve gençlik hayallerimi
gerçek kıldığım elbet gözümü açan ilk insan ve de eşim.
Dikkatim dağılıyor ama elimden geleni
yapıyorum toplamak adına.
Aslında arkamı birilerinin toplaması
gerekirken ben olmadım mı illa ki birilerinin arkasını toplayan?
Sonra bir çocuk ilişiyor ruhuma ama
öncelikle bedenime sonra insanlar s/üzüyor beni. Neymiş efendim? İki
canlıymışım iyi de ben zaten çocuğum. Ne demek bir çocuğun çocuğunun olması?
Sözcükler yanık kokuyor ya da yediğim
bir şey dokundu iyi de günlerdir açım ben. Hem asla yemek de yakmam ben
yakmadım da ama bir şeyler kokuyor işte ve burnumun direği kırılıyor nerede
ise.
Ben zaten çocukken çocuğum dünyaya
geliyor hem de aslan parçası ama gebe kaldığımı anlamıyorum ilkinde olduğu gibi
hele ki istemezken ve mecbur edilmişken gebe kalmaya yine de ses etmiyorum
kimselere hem denmez mi? Dört duvar arasında kalır yaşanmışlıklar.
Ya, yaşayamadıklarım?
Yaşamama izin vermeyenler ya da tek
kişi belki de o tek kişiyi gaza getirenler.
İşte yine o kokuyu duyuyorum ama bu
seferki daha yoğun sanki ve bir o kadar başımı döndüren.
Birileri sesleniyor:
‘’Sakın ışıkları açmayın.’’
Çocuğum nerede çocuğumu kim aldı
benden?
Derken gürültüler duyuyorum sanırım
birileri kapıyı kırıyor.
‘’Şey, bir bardak su alabilir
miyim?’’
‘’Elbette.’’
Su şişesini başıma dikiyorum. Oh,
rahatladım.
‘’Su gibi aziz olun.’’
‘’Sen de’’
Mümkün değil ama. Ben şansımı çoktan
yitirdim hem kaç kişi de eşlik etti bana.
İyi de ben de eşlik etmiştim
öncesinde elbette kocama eş oldum, kaynanama da hizmetçi.
‘’Özür dilerim rahmetliden. Bunu
demek istememiştim asla.’’
‘’Sen devam et yeter ki.’’
Hala o koku içimde. Hala o koku
zihnimde.
Öncesi de var elbet. Yaşım henüz on
üç ve yol bilmem iz bilmem yordam bilmem ama bildiğim bir şey var ki: yaşlarımı
içime akıtırım ki mecburum hem annem öğretmedi mi tüm bunları bana?
Ben anamın kızıyım. Onun gibi esaret
altında onun gibi her şeyi kabullenen yeter ki birileri de beni kabullensin.
Çok şey istemiyorum herhalde.
Nerede kalmıştım?
Hah. On üç yaşındayım ve imam nikâhı
ile eşi oldum o adamın. Adam mı? Kocam demeliydim oysa. Olsun. Adam işte. Adam
gibi adam sanmıştım hem de kurtuluşum.
Kurtuluş derken bir de kuyruğumu
kaptırdım.
Bir adam daha tanıyorum eşimden
başka. Sık sık geliyor bize ve ben hizmet ediyorum onlara.
Kocaman bir içki sofrası. Önce karşı
çıkıyorum. Biz Müslümanız yazmaz kitabımızda alkol almak ve işte ilk posta
dayağımı o gece yiyorum iyi de daha on gün bile geçmedi o adama karı olalı.
Önceleri yadırgıyorum ‘’karı’’ kelimesini.
İlla ki eşi olmak istiyorum ama adam değil eş ismimi bile telaffuz etmiyorum.
Varsa yoksa karı.
‘’Gel karı. Git karı. Karı aşağı karı
yukarı.’’
Babamın evinde bile adım söylenmez
miydi benim? Hele ki anam nasıl çığırırdı: ‘’Naz’ım’’ diye.
Nazım zaten sadece anama geçerdi
niyazımda saklıydı hem anam hem kardeşlerim hem Allah nasıl da bilir içimi.
‘’Teferruatı geç. Esas konuya gel
yeter ki.’’
‘’Başım gözüm üstüne.’’
Mademki evin hizmetçisiyim elbette
vasfım karı olmak elbet hizmet ediyorum kim gelirse eve misafir.
Elbet kocamın içki arkadaşları. Önce
ara ara gelirken sonra her güne binerken ziyaretleri bir gece demez mi kocam:
‘’Yer yatağı hazırla salona. Bizde
kalacak bu gece arkadaşım. Geç oldu. Kar da bastırdı. Aman ha, iyi
ağırlayalım.’’
Karşı gelemem ki kocama. Aklımdan
dahi geçmez. Kocamış anası çoktan uyuya kalmış Yasin okurken. Artık ne için
okuyorsa. Tövbe haşa ama benim gibi bir yoldaş bulmuşken ana-oğul…
Velhasıl yer yatağını hazırlıyorum ve
odama çekiliyorum. Benim adamsa her nasılsa masanın başında sızıp kalıyor ve
işte o gece.
Ne desem kar etmiyor.
‘’Bırak beni. Çek pis ellerini
üstümden.’’
‘’Kumarda seni kaybetti kocan en
azından bir geceliğine bana hizmet edeceksin.’’
Ses edemem öyle mi?
Edemiyorum elbet ne de olsa üstüme
çullanıp beni önce bayıltıyor sonra…
Gözümü bir açıyorum ki…
Kocamış kaynanam ise yakınıyor:
‘’Gelin, çabuk gel yanıma. Yatak
batmış.’’
Asıl benim batan. Asıl benim yatağım
batan. Kimsede ses seda yok o sabah.
Kocam olacak dürzü ve ırz düşmanı
arkadaşı çoktan cehennem olmuşlar.
Ve o gece ilk düşüğümü yapıyorum.
Nereden bileyim hamile olduğumu nereden bileyim böylesi iğrenç bir oyuna alet
olacağımı?
Kanamam durmuyor ve bir koşu
gidiyorum sağlık ocağına ve başımdan geçenleri anlatamıyorum sadece kaza
geçirdiğimi dememle…
İnanmıyor hemşire. Doktor da izinli o
gün. Bana bir avuç ilaç verip yolluyor başından ama tam çıkacakken sağlık
ocağından…
Elbet durumu öğreniyor kocam olacak
adam ve ben daha yeni kaybetmişken bebeğimi bir de namusuma musallat olmuşken
sapkın arkadaşı, bir posta dayak da kocamdan yiyorum sonrası karanlık artık kaç
gün baygın yattıysam.
Öncesinde kaynanamın yatağını
şartlıyorum ve yıkıyorum kadını bir yandan da kanarken…
Yine o koku geliyor yine o tat.
Kan gibi.
Kusmuk gibi.
İrin gibi.
‘’Çocuğum nerede?’’
‘’Hele bitir sen.
‘’Ben zaten bitiğim bari çocuğumun
nerede olduğunu söyleyin.’’
‘’Devlet korumasında. Merak etme.
Çocuğun güvenli ellerde.’’
Sanki birileri beni suçluyor… Aslında
eminim suçlandığımdan ama ben suçlu değilim sadece ana-oğul kendimize yeni bir
sayfa açmak istedik.
‘’Çocuğun ne senin yanında ne de
babasını yanında güvende olabilir. İkiniz de… Haydi, neyse tamamla da
ifadeni.’’
‘’Yaşamak için bunu yapmaya mecburdum
ama onu öldürmeyi ve ölmeyi dahi beceremedim ki kabul ederseniz vereceğim ifade
bu kadar.’’
‘’İmzanı da at. Gereken işlemlerin
yapılması için bekleyeceksin yargıcın önüne çıkana kadar.’’
‘’Sonsuza kadar hapiste kalmaya
razıyım çünkü güvende olacağım tek yer orası. Mademki o adam hala hayatta ve
mademki ben de bu suça teşebbüs ettim. Çıkmayacağım mahkemeye yeter ki bana
müebbet verin.’’
‘’Buna sen karar veremezsin.’’
‘’Şiddet ve zulüm gören son kadın ben
olmayacağım ve öldürülen son kadın da. Yaşama ve yaşatma hakkı nasıl bir
erkeğin elinde olabilir hele ki bunca olayın ardından?’’
‘’Son söz yargının.’’
‘’O kadar emin olmayın çünkü asla
birileri dur demiyor ne zaman bir kadın daha vahşete kurban edilse illa ki
unutulmaya ve unutmaya mahkûm ediliyoruz üstelik bunca şeyin üstüne asla yeni
bir hayatım olmayacak çünkü sağ kalmayacağım ve bunu size ispatlayacağım. Ben
ve de yeni kurbanlar illa ki toplumun yarası olarak kanamaya ve kanmaya devam
edeceğiz.’’
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.