Derya Deniz Dinç Kardeşimin Şu Cümlesi
Derya Deniz Dinç Kardeşimin Şu Cümlesi…

Derya Deniz Dinç kardeşimin şu cümlesi, insanın varoluşsal boşluğunu
ve hayatın anlamını neye bağladığını acı bir netlikle ortaya koyuyor: “Yani
paramız yoksa para, evladımız yoksa çocuk, hayat arkadaşımız yoksa eş,
sağlığımız yoksa sağlık hayatın anlamı oluveriyor.”
Bu ifade, ilk bakışta basit bir döngü gibi görünüyor: Eksik
olan şey, aynı anda hem yokluğuyla acı veren hem de varlığıyla anlam katan tek
şey haline geliyor. Para yoksa para her şey oluyor; çocuk yoksa çocuk her şey
oluyor; eş yoksa eş her şey oluyor; sağlık yoksa sağlık her şey oluyor. Yani
hayatın anlamı, sahip olunamayanla özdeşleşiyor. Bu, modern insanın trajedisini
özetleyen keskin bir tespit: Sahip olduklarımızla yetinmeyi beceremiyoruz,
sahip olmadıklarımızla tanımlanıyoruz.
Benim yorumun da tam bu noktaya değiniyor ve cümleyi daha da
derinleştiriyor: “Bunlar olmazsa boşlukta tek başına yaşamak zaten sağlıksız
bir hayat olmuyor mu?” Evet, oluyor. Hatta bundan daha sağlıksız, daha acımasız
bir hal bile düşünülemez. Çünkü insan, doğası gereği ilişkisel bir varlık.
Yalnız başına, bağsız, desteksiz, amaçsız bir varlık olarak tasarlanmamış.
Para, evlat, eş, sağlık… Bunlar birer araç değil, birer ayna. Kendimizi onlarda
görüyoruz, onlarla tamamlanıyoruz, onlarla anlam buluyoruz. Eksiklikleri bizi
tanımladığında, aslında o eksikliğin kendisi bir tür hastalık haline geliyor.
Sağlıksız hayat dediğimiz şey tam da bu: İçinde bir şeylerin sürekli eksik
olduğu, o eksiğin gölgesinde geçen bir varoluş.
Düşünsene, para yoksa para her şeyse, ama para yoksa zaten o
“her şey” de yok demektir. Çocuk yoksa çocuk her şeyse, ama çocuk yoksa o “her
şey” de boş bir haykırışa dönüşür. Eş yoksa eş her şeyse, yalnızlık o kadar
ağır basar ki insan kendi sesini bile duymaz olur. Sağlık yoksa sağlık her
şeyse, geriye kalan her gün bir tür yavaş ölüm olur(gerçi ölüm bizim için
kaçınılmaz olurken, yeni hayatta sonsuz yaşamanın döngüsü oluyor, var
olduklarımızla sınanırken karşılığını gördüğümüz yeni sonsuz bir dünya oluyor).
Bu döngüde insan, hep bir “yokluk”la yüzleşir ve o yokluk, varlığını yutar.
Ama asıl mesele şu: Bu yokluklar gerçekten hayatı anlamsız mı
kılar, yoksa biz mi anlamı sadece bunlara hapsetmişizdir? Belki de asıl
sağlıksızlık, anlamı dışsal şeylere bağlamakta yatıyor. Para bitse de, çocuk
uzaklaşsa da, eş gelse de gitse de, sağlık yerini hastalığa bıraksa da, insanın
içinde bir yerlerde hâlâ bir anlam kırıntısı kalabilir mi? Kalıyor aslında. Ama
o kırıntıyı görebilmek için önce bu büyük “olmazsa”ların gölgesinden çıkmak
gerekiyor.
İşte tam burada benim sorduğun soru devreye giriyor: Bunlar
olmazsa boşlukta tek başına yaşamak zaten sağlıksız değil mi? Evet, sağlıksız.
Hem de en derin anlamda sağlıksız. Çünkü insan ruhu, yalnızlığa, mutlak
yalnızlığa dayanamaz. Ama o yalnızlık illa fiziksel bir yalnızlık olmak zorunda
değil. Ruhun yalnızlığı, asıl tehlike. Para olsa da, çocuk olsa da, eş olsa da,
sağlık yerinde olsa da; eğer içimizde bir bağ, bir amaç, bir sevgi, bir inanç yoksa
yine de o boşlukta tek başımıza kalırız. Ve o zaman sahip olduklarımız bile
bizi kurtarmaz.
Derya Deniz Dinç kardeşimin, öğretmenimin cümlesi bize bir
uyarı gibi. Hayatı anlamlı kılan şeyleri kaybedince geriye kalan boşluk,
aslında hep oradaydı; biz sadece onu görmezden geliyorduk. Benim yorumum ise o
uyarının en insani, en çıplak hali: Evet, bunlar olmazsa sağlıksız bir hayat
sürüyoruz; çünkü insan, bağ kurmadan, bir şeylere tutunmadan, birileri için var
olmadan tam anlamıyla “insan” olamıyor.
Belki de çözüm, ne paradır ne evlat ne eş ne sağlık… Çözüm, o
şeyleri “her şey” olmaktan çıkarıp, onları birer parça haline getirebilmekte. O
zaman eksiklik gelse bile boşluk o kadar derin olmaz; çünkü anlam, sadece
dışsal olanlarda değil, içimizde de bir yerlerde saklıdır. Ama yine de… O içsel
anlamı bulana kadar, evet, çoğu zaman sağlıksız bir hayatta debeleniriz. Tek
başına, boşlukta, bir “olmazsa”nın peşinde. Derya kardeşim yorumuma cevapla yüreğime su serpti, aynı yolda bakış farklı ve derin açımızla bakışımızın perspektifinde buluşmuş olduk. "
Belki de en dürüst cevap şudur: Hayatın anlamı, onu aramaktan
vazgeçmediğimiz sürece vardır. Aradığımız sürece, sorduğumuz sürece,
acıdığımız, sevdiğimiz, öfkelendiğimiz, umut ettiğimiz sürece… Anlam, tam da o
hareketin kendisindedir. Durağan bir cevap değil; yaşayan, nefes alan,
yaralanan bir süreçtir. Ve belki de insan olmanın en derin tanımı budur: Anlamı
olmayan bir dünyada, yine de anlam arayan tek varlık olmak, sürçü lisan ettim
ise af ola kardeşim, can öğretmenim, sevgi ve selamlarımla.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.