
Bu dünya, zannedildiği gibi hükmün verildiği yer değildir.
Burası
daha çok delillerin toplandığı bir mahkeme kalemi gibidir.
Hüküm
burada yazılmaz; burada kayıt tutulur.
Zalimlerin
çoğu bu yüzden rahat görünür. Çünkü henüz sorgu başlamamıştır. Masumun ahı göğe
yükselir ama cevabı hemen inmez. Adalet gecikir; fakat kaybolmaz. Dünya, ilahî
adaletin inkâr edildiği değil, ertelendiği bir sahnedir.
Her
zulüm, burada sessizce dosyasına eklenir. Söylenen her söz, atılan her iftira,
görmezden gelinen her çığlık… Hepsi yazılır. Kimse fark etmese de zaman
şahitlik eder. Mekân susmaz. Eşyalar bile hafızasız değildir.
Zalim,
yaptığıyla baş başa kalmaz; yaptığıyla kayda girer. Çünkü bu âlem, suçun
gizlenebildiği ama silinemediği bir yerdir. Mazlumun eli kolu bağlı olabilir;
fakat hakikat bağlı değildir. Bir gün çözülür, konuşur, ayağa kalkar.
Kur’ân’ın
işaret ettiği üzere, o gün yalnız insanlar değil; eller, diller, mekânlar ve
zamanlar da konuşacaktır. Dünya, zalimlerin lehine değil; aleyhine çalışır. Her
geçen gün, delil sayısını artırır. Zalim için zaman bir kurtuluş değil,
birikimdir.
“Allah zalimleri
mutlaka cezalandırır”
ifadesi, aceleci bir intikam vaadi değil; şaşmaz bir adalet yasasıdır. Çünkü
zulüm, yalnızca bir insana yapılan haksızlık değil; Allah’ın koyduğu ölçüye,
fıtrata ve hakka karşı işlenmiş bir suçtur. Ve hak, sahipsiz değildir.
Kur’ân’da
sıkça tekrar edilen bir ikaz vardır:
“Sakın Allah’ı
zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma.”
Bu
ifade, zulmün gözden kaçtığını değil; bilakis hesabının ertelendiğini haber
verir. Zira ilâhî adalet, insan adaletine benzemez. Biz acele ederiz; Allah ise
kuşatır.
Zalim
çoğu zaman dünyada güçlüdür, görünürde kazanan taraftadır. Serveti artar,
makamı büyür, sesi daha çok çıkar. Mazlum ise sessizdir, yorgundur, çoğu zaman
kaybetmiş gibi görünür. İşte tam bu noktada imtihan derinleşir. Çünkü adaletin
hemen tecelli etmemesi, adaletsizlik değil; imtihanın bir parçasıdır.
Allah’ın
cezalandırması tek biçimli değildir. Bazen dünyada başlar: kalbin kararması,
vicdanın susması, huzursuzluk, korku ve güvensizlik, en yakınının eliyle düşüş…
Bunlar
da birer cezadır; fakat çoğu zalim bunun farkına bile varmaz.
“Zalimler için
yaşatmak değil, mühlet vermek vardır.”
Yani onların her nefesi, zannettikleri gibi kazanç değil; hesabı ağırlaştıran
bir birikimdir.
Mazlumun
ahı, dosyaya girer. Görmezden gelinen gözyaşı, şahit olur. Unutuldu sanılan
zulüm, tek tek hatırlatılır. Ve orada hiçbir güç makamını, ordusunu, medyasını,
kalabalığını yanında götüremez.
Zulüm
payidar olmaz. Ve Allah zalimleri mutlaka cezalandırır; ya adaleti anlayacak
kadar erken ya da inkâr edemeyecekleri kadar geç.
Bu
yüzden zalimlerin “Yanına kâr kaldı”
zannı, büyük bir aldanıştır. Onların kazancı değil, dosyası büyür. Güç, imkân
ve propaganda; gerçeği örtebilir ama yok edemez. Çünkü hakikat sabırlıdır.
Acele etmez.
Mazlum
için dünya çoğu zaman suskun bir yerdir. Adalet burada tam tecelli etmez. Ama
bu suskunluk, inkâr değil; ertelemedir. İlâhî adalet, aceleyle değil; eksiksiz
gelmeyi murad eder.
Bu
dünya, nihai kararın verileceği yer olsaydı; ahirete gerek kalmazdı. Halbuki
burada sadece hazırlık yapılır. Deliller toplanır, şahitler belirlenir,
kayıtlar tamamlanır. Son söz, başka bir âleme bırakılmıştır.
İşte
bu yüzden zalimin refahı, mazlumun ıstırabı bizi yanıltmamalıdır. Çünkü biz
henüz son perdeyi görmedik. Sahne dağılmadı, ışıklar kapanmadı. O büyük
mahkemede, dünya boyunca susan her hakikat konuşacaktır.
Ve
işte o gün, bugün gülüp geçenlerin yüzü düşecek; bugün sabredenlerin başı dik
olacaktır.
Dünya,
adaletin olmadığı değil, adaletin delillerinin toplandığı mekândır.
Zalim
burada özgür değil; izlenmektedir.
Mazlum
burada yalnız değil; kayıt altındadır.
Ve
Mahkeme-i Kübrâ hiçbir kaydın kaybolmadığı yerdir.
Elif Emel Bayraktar
Yazarın
Önceki Yazısı