Safları Sıklaştırmak Kalpte Başlar
İnsan, çoğu zaman niyetini ve ahlâkını tek
başına değil beraber yürüdüğü insanların istikametiyle inşa eder. Aynı
istikamete yürüyenlerle omuz omuza olmak, insanı diri tutar, samimi destek
cesarete dönüşür. Saflar sıklaştıkça güçleniriz.
“Safları sıklaştırmak”, sadece omuz omuza
durmak değil; niyeti, istikameti ve sorumluluğu birlikte taşımaktır. Bu kavram
hem zahirde hem bâtında derin bir anlam taşır ve ahiret perspektifinde
belirleyici bir çağrıdır.
Safların gevşek olduğu yerde boşluklar
oluşur; o boşluklar da şüpheye, korkuya ve fitneye kapı aralar. Safı sıklaştırmak,
zor zamanlarda kaçmayı değil, yerinde durmayı tercih etmektir. Çünkü ahiret
yolculuğu, en çok imtihan anlarında kiminle kaldığınla ölçülür.
İnsan, “Ben
iyiyim” diyebilir; fakat safını sıkılaştırmıyorsa iyiliği korumasız kalır.
Hak üzere olanların dağınık olduğu yerde, bâtıl düzenli görünür. Bu yüzden
safları sıkılaştırmak, hakkın yalnız kalmaması için bilinçli bir duruştur.
Saf, aynı sevinçte birleştiği kadar aynı
yaraya duyarlı olabilmektir. Bir mazlumun derdi seni yerinden oynatmıyorsa, o
safta fiziksel olarak bulunsan bile ruhen kopukluk vardır. Safları sıklaştırmak,
başkasının yükünü, “Bana ne” demeden
omuzlamaktır.
Saflar genellikle konfor bozulduğunda
seyrelir. Oysa ahiret için kıymetli olan saf, bedel gerektiren saftır. Sessiz
kalmanın rahatlığını değil, doğru yerde durmanın sorumluluğunu seçmek… İşte bu,
safları sıklaştıran şeydir.
Dilde birlik, kalpte ayrılık varsa saf
görünürde sıkıdır ama hakikatte dağınıktır. Haset, kibir ve üstünlük taslama
safların arasındaki görünmez boşluklardır. Bu yüzden safları sıkılaştırmak,
önce kalpteki mesafeleri kapatmaktır.
Kur'an, müminlerin kurşunla kaynatılmış
bina gibi saf bağladıklarından söz eder. Sımsıkı kenetlenmiş müminlerden birine
ya da birkaçına bir şey olsa, hastalansa diğerleri onu taşır. Bir şey olduğu
dışarıdan anlaşılmaz bile.
Kişi safını, “İnsanlar ne der” diye değil, “Allah
ne görür” diye sıkılaştırır. Çünkü ahirette saf, sosyal kimliklerle değil niyet
ve sadakatle okunacaktır.
Kur’ân, kıyamet sahnesinde, “Keşke falancayı dost edinmeseydim”
pişmanlığını özellikle vurgular. Bu ifade, yanlış safta yer almanın sadece
dünyevî bir hata değil, ebedî bir kayıp olabileceğini gösterir. Zira insan, hak
ile bâtıl arasındaki mücadelede tarafsız kalamaz; sessizlik bile bazen zulmün
safına yazılır.
Doğru safta durmak her zaman kalabalık
olmak demek değildir. Hakikatin tarafı kalabalık olmayabilir; ama doğru olan
hep oradadır. Bazen hak, azınlıkta ama Allah katında ağır basan bir saftır.
Orada yer almak zor olabilir; haktan
yana saf tutmak, bedel ödemeyi göze alabilenlerin işidir. Fakat ahiretteki
karşılığı izzet ve emniyettir. Kimlerle saf tuttuğumuz, yalnızca dünyadaki
duruşumuzu değil akıbetimizi de belirler.
Saf tutmak, yalnızca aynı mekânda durmak
değildir. Hangi değerlere alkış tuttuğun, hangi haksızlığa göz yumduğun, kimin
derdiyle dertlendiğin, ahirette “kiminle beraber anılacağını” belirler.
Şu soru hayati önem taşır:
“Ben
kimin safındayım; hakikatin mi, konforun mu?”
Peygamber Efendimiz(asm)’ın, “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisi, bu
hakikatin en sade ifadesidir. Sevgi burada sadece duygusal bir bağ değil;
hayranlık, meyil ve gönül yakınlığıdır. Kalbin yöneldiği taraf, kıyamet günü
insanı da oraya çeker.
"Bizler
ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız. Bizden alâ akraba mı olur?” der Cemil Meriç.
‘Akrabalar’ ile safları sıklaştırmak, kaçmamak, dağılmamak, yalnız bırakmamak ve
yarın “Ah keşke!” demeyecek bir yerde
durmayı seçmek lâzım.
Elif
E. Bayraktar
Körpe
Kalemler Dergisi, Nisan
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.