Alnına dökülen saç tellerinden
ruhunun kıvrımları dokunmuş.
Dağınık, savrulgan—
asi.
Seni daha tanımadan,
gözlerim kutsal bir yemin etmiş.
Kaçırsam da, sahibine—
sana düşüyorlar.
Aynı şarkıya zincirlenmişiz.
Başlığı ismin,
ritmi—isyankâr
dili çoktan unutulmuş.
Ayaklarım,
bir balerinle bir çocuğu taşıyor—
aynı anda.
İzlemek, ezberlemek—
anlamak.
Yalnızca...
Eşlik etmek.
Gözlerini böyle kısınca sakladıklarına.
Hatların keskinleştikçe yanışıma.
Elmacık kemiğindeki
o yara izinden
fısıldanan geçmişine.
Bu karanlık heykelin
bir diğer sayfasında—
Zorlanmamış zarifliğin,
burnunun ucundaki
utangaç yuvarlaklık,
kulaklarının o gereksiz tatlılığı.
Yüzündeki her kıvrım
başka bir kelime.
Her harfinde,
sana saplanıp kalıyorum.
Anlamak mümkünse bile,
çırpınmıyorum.
Ne zaman sana baksam,
yollar siliniyor.
Ama kaybolmuyorum.
Zaten... yönüm hep sendin.
Yazarın
Önceki Yazısı