Öğle namazını eda edip geldik çok şükür Elhamdülillah yine Edebiyat Evimizin o sessiz kütüphanesinde derin çalışma modundayız. Meslek etiği dersinde aldığım notlar aklımda ama yazdıklarımda çok ama çok önemli. Zaten Hüseyin hocam hayatın içinden ve tecrübelerinden verdiği örnekler ile anlayabileceğimiz en alt seviyeye kadar iniyor akademik düzeyden arada pik yapıp çıkıyor en tepedeki bilgiye.
Tabi ki çalışma masamda çocukluğumun o tatlı kırmızı mı kırmızı elmalarını uzatıveriyor annem ve babam elma bahçemden kütür kütür yemeyi severim ama şimdi sizlerleyiz dilim dilimleyelim, her dilimin dersin tadını çıkaralım öyle değil mi dostlarım.
Buyurun Edebiyat Evinin müdavimleri şu kırmızı elmalardan sizlerde alın, çayın yanında limon yerine kullanın. Siz de alın sevgili sınıf arkadaşlarım, Mehmet Sebur, Esra, Zelal, Pelin, İdal 'Şiirim Umut Gibi' ekibi buyurun. Hüseyin Hocam sizde buyurun lütfen ve sigara içen tüm gençler, hanımlar, beyler elma bahçesinin elmalarını buyurun dilimleyin afiyetle yiyin. Emzik gibi sigarayı kullanan bebekler, buyurun kırmızı elmalar...
Ve Hüseyin Hocam'ın sesi ile irkiliyoruz birden 'İlk çağlardan beri insanı bir arada tutan Din'dir diyor ardından hemen tam zıttı olan bir cümle ekliyor 'Din Afyondur, Uyuşturur' hayde düşün bakalım Lütfiye diye içime dönüyor, yapay zekam ile araştırmaya başlıyoruz derinliğine.
Karşıma Karl Marx ile özdeşleşmiş görüşler ve meslek etiği dersinde 'toplumu düzenleyen kurallar' adı altında yer aldığını tespit ediyorum. Hocamızın bu iki zıt cümlesini hem bir arada tutan hem de uyuşturan etik ve toplumsal düzen üzerinde analiz ediyoruz sınıf içinde.
Henüz hiçbir bilginin yazılı olmadığı dönemde tarihsel olarak din; ahlak, hukuk ve etiğin toplumu bir arada tutan en güçlü tutkal olduğunu anlıyoruz. Ardından sayıyor Hocam ortak değerleri; Doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, yardımseverlik, çalmamak, adalet, dayanışma, empati oluşturarak insanların birbirine güvenmesini sağlar.
Aklıma; yardım dernekleri, STK'lar sivil toplum kuruluşları inanç eksenli ve toplumda dayanışmayı sağlayan, toplumun ayakta kalması için köprü görevi gören enerji kaynağı.
Peki 'Din Afyondur, Uyuşturur' neden denmiş olabilir Lütfiş. Yani dinin kendisinden ziyade, dinin kötü kullanımıyla ilgili diye tartışmıştık sınıfta sözler havada kalsa da akla kapıyı aç, iradeyi ele alma mantığıyla ilerliyor Hocam.
Karl Marx neden kurmuş bu cümleyi; Din, insanların dünyadaki adaletsizliklere, sömürüye ve yanlışlara karşı kaderimiz böyleymiş diyerek susmasına neden oluyorsa, işte burada bir uyuşturucu (afyon misali) acıyı hissizleştiriyor, ama yarayı iyileştirmiyor.
Meslek etiği olarak baktığımızda bir matbaacı , işçisinin hakkını vermiyor, kötü kalitesiz malzeme kullanıyor, kısmet böyleymiş, Rızkı veren Allah'tır diyerek, sorumluluktan kaçıyor. İşte burada din, etik bir kusuru örtmek için kullanılan bir uyuşturucuya dönüşüyor.
Halbuki bir arada tutan din, harekete geçirir, adalet aratır. İşçinin hakkını alın ve teri kurumadan verin düsturuyla dürüst çalışmak.
Diğer yanda pasifleştirir, sorgulatmaz. Kötü iş yapıp, hayırlısı böyleymiş diyerek geçiştirir.
Ancak etik açıdan bakıldığında, dinin insanı uyuşturan değil, aksine elinden ve dilinden emin olunan kişi sorumluğunu yükleyerek sürekli uyanık olması ve dürüst tutan bir kamçı olması gerekiyor.
Konular öyle ki birbirine iç içe etik, ahlak, hukuk ve din. Daha önce ki yazımda bahsetmiştik ama yine de 'et tekraru ahsen velev kane 180' tekrar etmek ne güzeldir, 180 kerede olsa...
Şimdi diyelim ki Ahlak (Toplumsal vicdan) Halamın adı bu arada Vicdan sevgilerimi gönderiyorum buram buram deri kokan Tuzla'ya.
Ah be hatıralar, beni burada da yakaladılar. Ne güzel hoş günlerdi, acı biberin içinde sevda gizliymiş meğer. Etik yazılı kurallarken, ahlak yazılı olmayan kurallar demeti.
Hocam diyor ki annenizin babanızın karşısında bacak bacak üstüne atıp da sigara tüttüren var mı, ya da karşılıklı alkol falan tüketen olmaz değil mi? Olmamalıdır da tabi ki şimdi halen babamın yanında öyle bacak bacak üstüne atmam atamam, uzanmak şöyle dursun, hastaysam da kalkar toparlanırım, anne öyle mi ki o bizim üstümüzü örter, uzan uzanabildiğin kadar annem candır, ama bu saygısız olduğumuz diye anlaşılmasın lütfen, dört kardeşiz dördümüzde de farklı bu benim davranışım ve tavrım ve karakterim.
Her birimizi de hoş gören aynı şekilde seven ortak anne ve baba değişen bizleriz ama sevgi saygı hoşgörü çerçevesinde etten tırnaktan nasıl ayrılmaz ise dinin gereği birleştiren, kusurlarımız olsa da bir arada tutan tutkal misali. Dinimizin emri değil mi anne ve babaya öf bile demeyiniz sadece hangi konuda batıla karşı duruşumuzda Hak duruşu sergilemeliyiz. Bunda da anne baba da dahil kimseye ödün vermemeliyiz. Şuraya da not düşeyim hele ki akrabalık bağlarını bitirenler var ya yazık yazık onlara benden söylemesi.
Diyelim ki iş yerinde bir arkadaşımızın hafta sonu nöbeti var, ve acil bir işi çıktığı için onun nöbetini tutmak bizim için hukuki zorunluluğu olan bir kural değildir ama ahlaki bir davranıştır.
Kız kardeşimin oğlu yeni doktor çıktı, aynı hastanede doktor arkadaşları nöbet tutmak istemedikleri için yeğenime nöbetinin karşılığı olarak para veriyorlar, oda hem işi daha iyi öğrenmek hem de para biriktirmek için kabul ediyor, lakin diğer doktorlar nasıl takviye edecekler bu eksikliklerini esneklik sağlanmalı mı sağlanmamalı mı bunu da uzun uzun düşünmek gerekiyor?
Acaba diyorum etik kuralları gözden geçirmeli mi, herkes görevinin sorumluluğunun bilincine vararak mecbur olmadıkça başka başka insanlara nöbet tutturmasalar, önemli bir hal olmadıkça etik kurulu değerlendirir umarım.
Ne güzel bir anı geldi şimdi aklıma; tam da ahlak ile ilgili bir partinin yapmış olduğu, esnaflara zarf içinde o zamanın küçük 5 lirasıydı sanırım. Dükkanlarını açtığında ilk siftah paraları yani siftah benden, bereket Allah'tan diyerek yazılı bir kural olmasa da güzel bir ahilik kavramı değil mi ahlak ile bizi yüzleştiren. Devamında siftah yapan esnaf, müşteriyi diğer siftah yapmayan esnafa yönlendirmesi ahlakın güzelliği değil mi dostlar.
Hocam yine hayattan örnekler ile giriyor içeriye, arkadaşlar mesela ben şapka ile giriyorum kampüse ama kalite toplantısına ya da başka bir resmi toplantıya üslerimin yanında şapka ile girmem nasıl olur?
Diziler diziler ah şu izlemediğim diziler geliyor arka arka örnekler...
Fatih'te bazı sahneler var ki, yöneticilerin elini öpüyorlar ben giriyorum devreye huzurdan ayrılırken arkanı dönmeden çıkmak usul erkan bilmek Osmanlı adabı muaşeret kuralları 'Edep Ya Hu' iz bırakanlar unutulmazlar.
Küçüklerin büyüklere saygısı, komşuluk ilişkileri, sofra adabı, yardımlaşma ve dayanışma bizlere kültürel bir miras değil mi?
Hüseyin hocamız kurumsal özel firmalardaki iş tecrübelerini aktarırken sırada kim var? Plaza dilindeyiz. Benim de kurumsal firmalarda çalışırken kullanmak zorunda olduğumu hissettiğim dillere. Etik olarak inceleyelim birlikte. Zararları neler var neler?
Edebiyat Evinin de ilk kuralı Türkçemiz olduğu için; büyük şirketlerdeki bu İngilizce kelimelerin Türkçemizi nasıl işgal ettiğini ,gözlemleyelim.
Set etmek, feedback, down, update, forward diye uzayıp gidiyor plaza dili listesi.
Burada 3 etik sorunu başlık altında toplayalım.
1) Mesleki yabancılaşma ve Dışlama (Etik sorunu): Bir meslek grubunun kendi aralarında kimsenin anlamadığı bir dille konuşması, geri kalan insanları ve toplumu dışlaması değil mi?
Etik ilke sadelik değil midir?
Açık ve anlaşılır olmak. Herkesin anlayabileceği şekilde anlatmak, bir yayıncı da bastığı kitabın yaptığı sözleşmenin dilini sade tutmalıdır değil mi?
2)Kültürel Erozyon ve Kimlik (Ahlaki sorun): Kendi dilini hor görmek veya daha havalı görünmek için yabancı kelimelere sığınmak. Ahlak ve öz saygı meselesidir.
Bir matbaa çalışanı düşünelim. Usta, baskı sürecini finalize ettik mi?
Usta ise 'Evladım iş bitti mi bitmedi mi onu söyle' der alsana kuşaklar arası bağ kopar ve samimiyet (ihlas) azalır.
3)Statü Göstergesi olarak dil (Güç Etiği): Plaza dili, akademik düzeyde anlatım da aslında 'Ben senden daha üstünüm, bak ben İngilizce terimlerle konuşuyorum' mesajını verir. Meslek etiği gereği, dil bir güç gösterici aracı olarak kullanılmamalı. Hiyerarşik üstünlük değil, işin kalitesini emreder.
Yani dil sadece bir iletişim aracı değil, samimiyet ve dürüstlüğün aynasıdır. Duru ve derin sade Türkçemiz plaza dili yozlaşmasına karşı duran en güzel etik dil değil midir?
Ve Hocam diyor ki ; Ahlak kurallarında alacağınız en büyük ceza kınama, yadırgama, etiketleme, toplum tarafından mesafe konulması, kötü gözle bakılması, dayak yersiniz ya da iletişimin kesilmesi gibi gibi...
Genel geçer kurallar, kültürden kültüre geçenler.
Doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, adalet, empati, dayanışma...etik değerler sistemleri.
Mezuniyet yaklaşıyor, her biriniz özene bezene geleceksiniz değil mi? kimileri yok dese de ben Kepler Fırlamasın gözünüzü başınızı sakatlamasın diyorum. Kep yere düşer kirlenir, neye neden atıldığını bilmemek etik mi? Ben kep yerine gökyüzüne barış güvercinleri uçuracağım ya da bir Kartal bulabilirsem:)
Okulda uyman gereken kurallar, iş yerinde ya da her hangi bir meclise girdiğinde gittiğinde uyman gerekenler...Sokakta, çarşıda pazarda hayatın her yerinde.
Hukuk kuralları bağlayıcıdır, Trafik cezaları ile...Sitede şikayet edildiği sesli müzik dinledim diye sitede yaşama kuralları, aynı evde yaşadığımız ailemizle bile saatlere dikkat ederiz, eve geliş gidiş vb.
Mesajlarımızda bile birbirimize dikkat ederek yazmalı çizmeliyiz, aramızda bir hiyerarşi var, iş hayatındaki mesajlaşmalar özel hayattaki gibi olmamalı. Etik kurallar vardır, çalıştığınız iş yerinde, yapacağınız işin bile görev tanımı rolü bellidir. Her şey yazılıdır etik kurallar çerçevesinde. Kişisel özel mesajlarında bile dikkat etmeli insan. Odaya baban girdiği an, sınıfa hocan girdiği an bir toparlanırsın değil mi, cep telefonları kapatılır, sessizliğe uymayan, fısıltıyla kendi aralarında konuşanlar yok yazılır aman aman derse odaklan arkadaş...
Hav hav şarkısı üzerinden verilen mesajlar. İçeriklerin niteliksiz hale gelmesi. toplumsal sorumluluk kayıpları.
Çok izlensin çok para kazandırsın mantığıyla.
80'ler 90'lar dinleyin bakın bir de şimdikilere...
Çocuklar, yetişkinler gibi değildir süzgeçleri yok ne verirsen onu alır diye düşünüyorum.
İzlediğimiz diziler diyor Hocam en zayıf yerden vuruyor.
Televizyon izlememem sanırım 10-15 yıl oldu. Gerçi eski dizileri biliyorum canım. TRT dizileri o dili en güzel şekilde kullanmaya çalışıyorlar ya o dönemlerdeki dizileri kaçırmadım ki...
Yedi numara farklılıklara saygı ve ekip ruhu
Ekmek teknesi mesleğin kutsallığı bereket
Bizimkiler kurallar ve vicdan dengesi
Kaynanalar geleneksel dürüstlük
80'ler komşusu açken tok yatmayanların dönemi. Komşuluk hakkının gözetildiği, birbirine zarar vermeden güven inşa etme. Dürüstlük. Geleneksel usta çırak ilişkisi. Helal kazanç.
90'lar özel televizyonların gelmesiyle kırılma noktasının başladığı yıllar. Rekabet ve hırsın başlamasıyla...Geleneksel vicdan ile modern hırsın arasında geçen derin mücadele insan kalabilmek ve toplumsal fayda sağlayacak eserler üretmek.
Recep İvedik; kabalığın argonun yaygınlaşması, özellikle genç neslin ahlaki bir aşınmaya neden olması. Çok izleniyor diye küfre dayalı karakteri kahramanlaştırmak. Hav hav mantığı sinemadaki versiyonu içeriği boşaltılmış, dürtülere hitap eden yozlaşmaya sebebiyet veren.
Güldür Güldür Show; Toplumun her kesiminden meslek grubuna karikatürize etmek.
Olumlu yanı plaza dilini akademik kibir eleştirir yüzlerine vurur.
Olumsuz yanı ise şivesiyle, yoksulluğuyla, fiziksel kusuruyla dalga geçiliyorsa insanlık onuruna aykırı değil mi?
TV'ler de 7-12-18 yaş uyarıları var mı kaldı mı?
Evinde küçük kardeşi olan kim var diye soruyor Hoca ve aynı filmi diziyi izliyor musunuz? Evet diye cevaplar geliyor tek tek sınıftan...
Hocam dizilerden yola çıktı popüler kültürlerle dersi şaha kaldırdı. Öyle ki harmanladı ki bak beni nasıl da araştırmaya yönlendirdi her bir cümle kelime okumaya araştırmaya itti hafızamı güncelledi ve tazeledi.
Deli Yürek; Miroğlu yasaları şeref sözleşmesi. Söz namustur. Zayıfı koru. İhanet etme. Dizi de delikanlılık, iş hayatında güvenilirlik.
Polat Alemdar dedi racon kesmeye gönderme yaptı. Amaca giden her yol mubahtır. Devlet, düzen, vatan için etik ve hukuki sınırların aşıldığı...
Hukuk yetersiz kalınca kendi adaletini sağlamaya çalışan figürler ne güzel yedik içtik biz bunları.
Herkes kendi kuralını koyuyor diye düşünüyorum, hukuk devleti ilkesini zedeleyen.
Ekmek teknesi, huzur ve bereket etiği. Silahla değil doğrulukla ve samimiyetle kurulan düzen.
Polat Alemdar ve Deli Yürek bizlere toplumun adalet arayışını gösterir. Ancak meslek etiği bize öğretir ki; gerçek kahramanlık, yasaları ve etik kuralları çiğneyerek racon kesmek değil, zor şartlar altında bile dürüstlükten ayrılmamak, emekten ve hukuktan ödün vermeden işini en iyi şekilde yapmaktır.
Ve son olarak çağrı merkezlerinde çalışanların üzerindeki kota doldurma satış yapma baskısı ya da haber merkezlerinde söylenen beyaz denilen yalanlar.
Bugün kampanya bitiyor diyerek, masum gibi görünen yalanlar. Şirket kâr etmek ister ama müşteri yanıltılmıştır. Sistem bana bunu zorladı. Çağrı merkezi çalışanı şirket dedi diye yalan söylemeli mi? yoksa sonu işten çıkarılma ile biter değil mi ya da performans primlerinden kesilme ile... Hangisi etik hangisi etik değil artık sizler karar verin...
Daha neler var neler ama artık başka derse geçmem gerekiyor. Noktayı koydum ve mola veriyorum.
Ve teşekkür ediyorum. Hüseyin Hocama. Bu notlarımı hocam ile paylaşacağım ama amacım bana açtığı ufukları göstermek not kapmak değil gelmişim zaten 62 yaşına...
Amacım Hocama yazılı da olsa bir teşekkür etmek, vefamı göstermekti, verdiği emeklerine. Saygılarımla
Hocam yine sesleniyor...
Avlu dizisi unutma..
Sinop cezaevi Sabahattin Ali...
Firmanın çıkarlarını korumak için yalan söylemeler....
Hocam ben gittim...
Mobing...