Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Nûh (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı 3


NÛH  (ALEYHİSSELÂM)'IN  HAYATI (KISSASI) DEVAMI 3


Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür…

Bundan sonra:

Davete Karşılık Kavminin Tepkisi:

Nûh (aleyhisselâm)' ın bu davetine karşılık kavminin ileri gelenleri onu ve beraberindeki müminleri küçümseyerek: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ

"‎Kavminin kâfir olan seçkinleri demişlerdi ki: “Biz seni, ancak kendimiz gibi (sıradan) bir insan olarak görmekteyiz. Sana uyanların da içimizden sığ görüşlü ve en değersiz insanlar olduğuna inanıyoruz. (Kaldı ki) sizin (hak ehli olmanızı gerektirecek), bize karşı bir üstünlüğünüz olduğunu da düşünmüyoruz. Tam aksine, sizlerin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz.”

‎(Hûd:  11/27) 

dediler. Kısa zaman içinde yok olacak dünyevî varlıklarıyla şımarmış bu şaşkınlar, Allah’ın peygamberine yalancı diyerek kendilerine rahmet esintisi olarak geleni reddedip yalanladılar.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ

"‎Nûh’un kavmi gönderilen resûlleri yalanladı."

‎(Şuarâ:  26/ 105) 

Böylesi şaşkın toplulukların, kendilerine sunulan rahmeti nasıl reddettiklerini anlamaya çalıştığımızda şunu net olarak görürüz: Onları idare edenler hayatlarından memnundurlar. Kötü yoldaki atalarının güzel şeyler yaptıklarına inanırlar. Buna halkı da inandırırlar. Servet ve makamlarıyla şımarmış bu şaşkınlar öncelikle Allah’ın peygamberini basite alarak sıradanlaştırmaya çalışır ve bunun arkasından da halkı kandırmak isterler. İşte Nûh (aleyhisselâm)' ın kavmi de bu yolda şeytanla iş birliği içinde akla hayale gelmedik oyunlar tezgahlıyordu. Onların bu davranışları yüce Kur'ân da şöyle haber verilir: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًاۚ

‎“Ve büyük büyük tuzaklar kurdular.”

‎(Nûh:  71/22) 

Bu putperest kavmin temel düşüncesi Nûh (aleyhisselâm)'ı karalamak; toplumdan tecrit ederek dışlamak; gerici göstermek; insanların nezdinde O’nu yalancı, düzen bozucu, hiçbir üstün özelliği olmayan, kendisine fakir ve ayak takımının inandığı, delirmiş, özü ile sözü birbirine uymayan bir kimse olarak tanıtmaktı. Bu şekilde kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlardı:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ

"‎Kavminin kâfir olan seçkinleri demişlerdi ki: “Biz seni, ancak kendimiz gibi (sıradan) bir insan olarak görmekteyiz. Sana uyanların da içimizden sığ görüşlü ve en değersiz insanlar olduğuna inanıyoruz. (Kaldı ki) sizin (hak ehli olmanızı gerektirecek), bize karşı bir üstünlüğünüz olduğunu da düşünmüyoruz. Tam aksine, sizlerin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz.” diyorlardı.

‎(Hûd:  11/27) 

Eğer Nûh (aleyhisselâm) onların değer ölçülerine uygun birisi olsaydı toplumun şereflileri !  ve soyluları olarak fakirlerden önce bizzat kendileri O’nu kabul eder ve O’na uyarlardı. Bunca tepki ve karşı çıkışlarının nedeni onlara göre Nûh (aleyhisselâm)' ın halkı kandıran birisi oluşuydu. Halbuki bu tamamen kendi bencil nefislerinden uydurdukları geçersiz bir bahaneydi. Çünkü Nûh (aleyhisselâm) en üstün ahlaki değerlere sahip, son derece dürüst bir kimseydi.

Allah’ın Elçisi Nûh (aleyhisselâm), kavminin bütün cahilce söz, tavır ve eylemlerine karşı yılgınlık göstermeden mücadelesini sürdürdü ve gür bir sesle: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ

‎Demişti ki: “Ey kavmim! Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet ben Rabbimden apaçık bir belge üzereysem ve bana kendi katından bir rahmet (vahiy) vermişse, size de onu görecek göz vermemişse, istemediğiniz hâlde sizi ona zorlayacak mıyız?”  dedi.

‎(Hûd:  11/28) 

Bunun yanı sıra onlara, 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

‎“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve size nasihat ediyorum. Ve ben, Allah’tan (bana gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum.”

‎(A'râf:  7/62) 

Şuarâ Sûresi 26/107 ; 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

‎“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.”

(Şuarâ: 26/107) 

Hûd Sûresi 11/ 25;

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ

"‎Andolsun ki Nûh’u kavmine gönderdik. (Demişti ki:) “Şüphesiz ki ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”

‎(Hûd:  11/25) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

‎“Ey kavmim! (Davetim karşılığında) sizden mal talep etmiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir. Ben, iman edenleri kovacak değilim. Onlar Rabbleri ile karşılaşacaklardır. Fakat ben, sizlerin cahillik eden bir topluluk olduğunuzu düşünüyorum.”

‎(Hûd: 11/ 29) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 ‎ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًاۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ

‎“Ben, size Allah’ın hazinelerinin yanımda olduğunu söylemiyorum. Gaybı da bilmem. Size melek olduğumu da söylemiyorum. Ayrıca gözlerinizin hor görüp aşağıladığı (fakir müminlere, sırf sizi razı etmek adına) ‘Allah bunlara bir hayır vermeyecektir.’ diyemem. Nefislerinde olanı en iyi Allah bilir. (Bunları söylersem) şüphesiz ki o zaman zalimlerden olurum.”

‎(Hûd:  11/31) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ ‎ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ

‎“Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.”

‎(Şuarâ:  26/115);

gibi sözlerle sürekli nasihat etti.

(Sa‘lebî, s. 166)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 ‎ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ

‎“Alçaltıp rezil eden azabın kime gelip çatacağını ve sürekli olan azabın kimin üzerine ineceğini pek yakında bileceksiniz/anlayacaksınız.”

‎(Hûd:  11/ 39) 

Siz Allah’ı (Azze ve Celle) Aciz Bırakamazsınız:

Nûh (aleyhisselâm), kavmini uzun yıllar Rabbine çağırmıştır. Onlara kurtuluşun, sahte ilahları terk edip, âlemlerin Rabbi Allah’a kullukta olduğunu söylemiştir. Israrlı ve sürekli olan bu davet, azınlıktaki bir grup muvahhid dışında kabul görmemiş, aksine toplumun inkâr ve azgınlığını arttırmıştır. Kavmi Nûh (aleyhisselâm)' ın onları sakındırdığı azabı hafife almış ve hatta “Azabı bize hemen getir” diyerek çirkin bir davranışın içine girmişlerdir. Merhametlilerin en merhametlisi Allah ise, onların bu tutum ve davranışlarına rağmen elçisi  Nûh (aleyhisselâm)' dan onları bir kez daha ikaz etmesini istemiştir.

Yüz yıllarca süren hakka davette artık sona gelinmişti. Bunca zaman kesintisiz olarak esen rahmet rüzgarları artık yerini gazap kasırgalarına bırakmak üzereydi. Fakat merhameti sonsuz Yüce Rab, Nûh (aleyhisselâm)' ın kavmine son bir fırsat vermek istedi ve peygamberine, 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

‎"Hiç şüphesiz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik."

‎(Nûh:  71/1) 

diye ferman buyurdu. Bu ilahi görev ile Nûh (aleyhisselâm) kavmini tekrar şöyle ikaz etti: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

‎"Hiç şüphesiz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik."

‎(Nûh:  71/1) 

 ‎ قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ

Demişti ki: “Ey kavmim! Hiç şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”

‎(Nûh:  71/2) 

 ‎ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ

‎“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.”

‎(Nûh: 71/ 3) 

 ‎ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

‎“(Buna karşılık) günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz ki Allah’ın eceli, (size) geldiğinde ertelenmez. Keşke bilmiş olsaydınız.”

‎(Nûh:  71/4) 

 ‎ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلًا وَنَهَارًاۙ

Demişti ki: “Rabbim! Kuşkusuz ben, kavmimi gece gündüz (tevhide) davet ettim.”

‎(Nûh:  71/5) 

Nûh (aleyhisselâm), bütün bu gayretlerinden sonra kavminin  kaskatı kalplerinin hiç yumuşamadığını, zalim ve fâsık bir topluluk olarak vicdanlarının zerre kadar hakka ve hakikate meyletmediğini şöyle anlatıyor: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلًا وَنَهَارًاۙ

Demişti ki: “Rabbim! Kuşkusuz ben, kavmimi gece gündüz (tevhide) davet ettim.”

‎(Nûh:  71/ 5) 

 ‎ فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَارًا

‎“Benim davetim, yalnızca onların kaçışını arttırdı.”

‎(Nûh:  71/6) 

 ‎ وَاِنّ۪ي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُٓوا اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًاۚ

‎“Onları bağışlayasın diye, kendilerini her (tevhide) davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, (küfürlerinde) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.”

‎(Nûh:  71/7) 

 ‎ ثُمَّ اِنّ۪ي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًاۙ

“Sonra hiç şüphesiz, onları açıktan davet ettim.”

‎(Nûh:  71/8) 

 ‎ ثُمَّ اِنّ۪ٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًاۙ

‎“Sonra muhakkak onlara (davetimi) ilan ettim. (Bazen de) iyiden iyiye gizledim. (Her biriyle ayrı ayrı özel olarak konuştum.)”

‎(Nûh:  71/9) 

 ‎ فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًاۙ

‎“Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü o (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğaffâr’dır.’”

‎(Nûh:  71/10) 

 ‎يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًاۙ

‎“(İstiğfarınıza karşılık) üzerinize gökten bolca yağmur yağdırır.”

‎(Nûh:  71/11) 

 ‎ وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاۜ

‎“Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunur, sizin için bahçeler ve nehirler var eder.

‎(Nûh:  71/12) 

Nûh (aleyhisselâm) kavminin hidayete ermesini ve böylece iki cihan saadetine nâil olmalarını şiddetle arzu ediyordu. Onları gaflet uykusundan uyandırmak ve hayırlı işlere yöneltmek için etkili  nasihatlerde bulundu. Allah’ın nimetlerini hatırlatarak davetini sürdürdü: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَارًاۚ

‎“Size ne oluyor da Allah’a gerektiği şekilde saygı göstermiyorsunuz/Allah’tan hakkıyla korkmuyorsunuz!”

‎(Nûh:  71/13) 

 ‎ وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا

‎“Oysa O, sizi merhale merhale yaratmıştır. (Nutfe merhalesi, embriyo merhalesi.)”

‎(Nûh:  71/14) 

 ‎ اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۙ

‎“Görmediniz mi? Allah yedi göğü, nasıl da katman katman (birbirine uyumlu) yaratmıştır.”

‎(Nûh:  71/15) 

 ‎ وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا

‎“Ay’ı (gökler içinde) bir nur, Güneş’i de aydınlatan bir kandil kılmıştır.”

‎(Nûh:  71/16) 

 ‎وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًاۙ

‎“Allah, sizi yerden bitki (gibi) bitirdi.”

‎(Nûh:  71/17) 

 ‎ ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا

“Sonra (öldüğünüzde) sizi ona döndürür. Sonra sizi (diriltip oradan) çıkarır.”

‎(Nûh:  71/18) 

 ‎ وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًاۙ

“Allah yeryüzünü sizin için bir yaygı kıldı.”

‎(Nûh:  71/19) 

 ‎ لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا۟

‎“Ki onun geniş yollarında gezip dolaşasınız diye.”

‎(Nûh:  71/ 20) 

Nûh (aleyhisselâm)' ın bu mükemmel çağrısına, kavmi hayret edilecek bir tarzda şöyle cevap verdi: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

Demişlerdi ki: “Ey Nûh! Muhakkak ki bizimle tartıştın ve tartışmada da lafı bayağı uzattın. Şayet doğru sözlülerden isen, bize vadettiğin (azabı) getir de (görelim).”

‎(Hûd:  11/32) 

 ‎ قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ

Demişti ki: “Allah dilerse onu getirir ve siz O’nu aciz bırakacak değilsiniz!”

‎(Hûd:  11/33) 

Kavmin Şımarıkları Halka Baskı Kuruyor:

Tevhide davet yolunda ilâhî güzelliklerin ve sayısız nimetlerin örneklerini bir bir anlatan Nûh (aleyhisselâm)' a karşı gözler kör, kulaklar sağır, kalpler taştan daha katı haldeydi. Kavminde Hak davete karşı en ufak bir ilgi ve yakınlık söz konusu olmamıştı. Bilakis kavmin ileri gelenleri, düzmece ilahları olan putlardan vazgeçmemeleri için halk üzerinde baskı kurma yolunu seçtiler. Böylesine azgın bir topluluğun merhamet edilerek bağışlanması söz konusu olamazdı. Nûh (aleyhisselâm)  davetini, Rabbine seslendiği şu sözleriyle bitirdi: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْن۪ي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًاۚ

Nûh demişti ki: “Rabbim! Şüphesiz ki onlar, bana isyan ettiler. Mal ve çocukları, hüsranını arttırmaktan başka bir işe yaramayan kimselerin peşinden gittiler.”

‎(Nûh:  71/21) 

 ‎ وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًاۚ

‎“Ve büyük büyük tuzaklar kurdular.”

‎(Nûh:  71/22) 

 ‎ وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًاۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًاۚ

“Ve dediler ki: ‘Sakın ha ilahlarınızı bırakmayın. Ved, Suva, Yeğus, Yauk ve Nesr’i de bırakmayın.’ ”

‎(Nûh:  71/ 23) 

 ‎وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يرًاۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالًا

“Muhakkak ki çok kimseyi saptırdılar. O zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeyini arttırma.”

‎(Nûh:  71/24) 

Rahmeti Taşlamak:

Nûh (aleyhisselâm)' ın kavminin ileri gelenleri, uyarılardan ibret almak yerine adım adım helâke sürüklendi. Nûh (aleyhisselâm)' a sözü çok uzattığını, kendileriyle aşırı derecede tartışmaya girdiğini ve ilahlarını kötülediğini söylediler. Haddini aşıp kendi otoritelerini zora soktuğunu ifade ederek bu işten vazgeçmezse O’nu taşlayacakları tehdidinde bulundular.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ

Demişlerdi ki: “Şayet bu işe bir son vermezsen ey Nûh, kesinlikle taşlanıp kovulanlardan olacaksın.”

(Şuarâ:   26/116)

Nûh (aleyhisselâm) onların bu tehdidine yiğitçe karşılık verdi: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

"‎Onlara Nûh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: “Ey Kavmim! Şayet benim konumum ve Allah’ın ayetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa ben, Allah’a tevekkül ettim. Siz ve ortaklarınız bir araya gelin ve (benim hakkımdaki) kararınızı verin. (Benimle ilgili yapacaklarınız) size dert olmasın. Sonra da hiç bekletmeden hakkımdaki kararınızı uygulayın/bana göz açtırmayın.”

‎(Yûnus:  10/71) 

İnsanların yüz yıllar boyunca süren inkarları ve kendisine yönelttikleri tehditlerin sonucunda Nûh (aleyhisselâm), kavminin ıslahından ümidini kesti.  950 yıl süren bu mücadelenin sonunda Rabbine ellerini açtı ve: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ

Demişti ki: “Rabbim! Şüphesiz ki kavmim, beni yalanladı.”

‎(Şuarâ:  26/ 117) 

 ‎ فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

‎“Onlarla benim aramı (vereceğin hükümle) aç. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.”

‎(Şuarâ:  26/118) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

(Nûh) Rabbine dua etti: “Şüphesiz ki ben, yenik düştüm, (bana yardım et ve onlardan) intikam al.”

‎(Kamer:  54/10) 

Sonra da inkarcı kavmine şöyle beddua etti:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّارًا

Nûh demişti ki: “Rabbim! Yeryüzünde yurt edinen tek bir kâfir dahi bırakma.”

‎(Nûh:  71/26) 

 ‎ اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

‎“Şayet onları bırakırsan, kullarını saptırır ve facir kâfirden başka (çocuk) doğurmazlar.”

‎(Nûh:  71/ 27) 

Nûh (aleyhisselâm) bu sözleriyle Müslüman nesillerin terbiyesinin zalim ve kâfirlere, onların cahilî eğitim sistemlerinin eline bırakılamayacağını da ifade etmiş oluyordu.

Ey Nûh! Gemiyi Yap!:

Bütün bu samimi mücadelenin sonunda Nûh (aleyhisselâm)' ın kavmi için bedduası Rabbinin katında kabul görmüş ve şöyle cevaplandırılmıştır: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ

‎“Kavminden (şu ân) iman edenler dışında kimse inanmayacak. (Öyleyse onların) yaptıklarından ötürü kendini üzüp sıkıntıya sokma!” diye Nûh’a vahyedildi."

‎(Hûd:  11/36) 

 ‎ وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

‎“Gözetimimiz altında ve vahyimizin (rehberliğinde) gemiyi yap. Zulmedenler hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar (hakkında hüküm kesindir,) boğulacaklardır.”

‎(Hûd:  11/37) 

‎ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ قُلْنَا احْمِلْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَۜ وَمَٓا اٰمَنَ مَعَهُٓ اِلَّا قَل۪يلٌ

"‎Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynayınca (su pınarları kaynayıp, yerden yükselmeye başlayınca) dedik ki: “Her bir (hayvan cinsinden) çifter çifter gemiye yükle. Aleyhlerinde (helak olacaklarına dair) hüküm verilmiş olanlar hariç, aileni ve müminleri de gemiye taşı.” Zaten onunla beraber çok az kişi iman etmişti."

‎(Hûd:  11/40) 

 ‎ وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

‎“Gözetimimiz altında ve vahyimizin (rehberliğinde) gemiyi yap. Zulmedenler hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar (hakkında hüküm kesindir,) boğulacaklardır.”

‎(Hûd:  11/37) 

Bu vahiyle Allah’ın azabının geleceği ifade edilmiş ve azabın nasıl olacağı da belirtilmiş oluyordu. Azgın toplum suda boğulacak ve artık Allah’ın rahmetini teneffüs edemeyeceklerdi. Nûh (aleyhisselâm) gelen emirle birlikte gemiyi yapmaya girişti. Allah’ın vahyettiği şekilde tahtadan yapılan bu gemi çivilerle tutturulmuştu:  

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ

"‎(Nûh’u) tahtadan levhalar ve çiviler(le yapılmış bir gemi) üzerinde taşıdık."

‎(Kamer:  54/13) 

Yapılan bu gemi bir deniz kenarında veya bir nehir yatağında inşa edilmiyordu. Herkesin şaşkın bakışları arasında bir dağın tepesinde inşa ediliyordu.

İbn Abbas (radıyallahü anhümâ)' dan gelen bir rivayete göre Nûh (aleyhisselâm) gemisini "buz" dağında yapmaya başlamıştı. Tufan da orada belirdi. 

Geminin bir deniz sahilinde veya bir su kenarında inşa edilmesi emredilmemiş; denizden uzak bir dağ başında yapılması ferman buyrulmuştu. Burada bizlere ciddi bir mesaj vardı. Şöyle ki, Allah’ın emri, görünürde gerçekleşmesi imkansız gibi duran bir eyleme bizi mecbur bırakabilir. Bu noktada bize düşen hiç itirazsız ilahi emri uygulamak, Nûh (aleyhisselâm) gibi tam manasıyla teslim olmaktır. Kişisel yorumlarımızı ve endişelerimizi işin içine katmadan,  ilahi vahye  itaat  etmemiz gerekir. Unutmamalıyız ki ilâhî vahiy en üstün hakikati temsil etmektedir ve biz kullar neticelerden değil, emirleri hakkıyla yerine getirmekten mesulüz.

İnsani bakış açısıyla mantığa aykırı ve imkansız görünen Allah’ın emir ve yasaklarında kullar için zorlu bir imtihan vardır. Bunlara karşı aldıkları tavra göre kullar, doğrulayan sıddîklardan veya yalancılardan olurlar. Asr-ı Saadetteki isrâ ve mirâc olayı da böyle imtihanlardandır. Şöyle ki, Sevgili Peygamberimiz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) davetin en zor günlerinde mirâc'la teselli edilip ödüllendirildiğinde, bu olay Mekkeli müşriklerce alay konusu olmuştu. O zaman bu olay, bazı zayıf imanlı kimseler tarafından dinlerinden dönmelerinin bahanesi yapıldı. Ama Ebû Bekir (radıyallahu  anh) karakterliler için mirâc, “sıdk” makamına yükselme vesilesi olmuştu.

Nûh (aleyhisselâm)’ ın gemi yapma sürecini Kur'ân-ı Kerim şöyle açıklar: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ

"‎(Allah’ın emri üzere) gemiyi yapıyordu. Kavminin seçkinleri ona her uğradığında onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Şayet bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay ederiz.”

‎(Hûd:  11/38) 

Allah’ın emirlerini yerine getirenlerle alay etmek kâfirlerin yerleşmiş bir karakteridir. Onların bu habis karakteri hiç değişmeden günümüz kafirlerine kadar tevârüs etmiştir. Onlar gün olur, Allah’ın emrine göre örtünenlerle, Peygamberin sünnetine tâbî olanlarla alay eder, gün olur. 

‘On dört asır öncesinin çöl kuralları’

diyerek Allah’ın kıyamete kadar geçerli kıldığı İslam’daki en üstün kanunları dillerine dolarlar. Onlar hep böyle olagelmişlerdir.  Nûh (aleyhisselâm) ile alay edenlerin izinden gidenler, diğer Peygamberlerle de alay etmişlerdir. Rahmete minnet yaraşırken, onlar rahmete zahmet yolunu seçmişlerdir. Âlemlere rahmet Son Peygamberle de alay ettiklerinde Yüce Rabbimiz: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟

"‎Andolsun ki senden önceki resûllerle de alay edildi. Alaya aldıkları, alaycıları çepeçevre kuşattı."

‎(En'âm:  6/10) 

buyurarak Sevgili Elçisini teselli etmiştir.

Allah’ın (Azze ve Celle)' nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, Nûh (aleyhisselâm)' ın, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.

KAYNAK:

KUR'AN VE SAHİH SÜNNET

NOT: YAZININ DEVAMI VAR


























Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nûh (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı 3

Polat Akyol Polat Akyol