Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Hûd (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı


HÛD (ALEYHİSSELÂM)'IN  HAYATI (KISSASI) DEVAMI 


Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Onun kulu ve Rasûlü’dür…

Bundan sonra:

Hûd (aleyhisselâm), Kavmini Tevbeye Çağırıyor:

Hûd (aleyhisselâm), kavmi için âdeta çırpınıyor; onların tevbe etmesini şiddetle arzuluyordu:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ

‎“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra da O’na tevbe edin ki yağmur dolu semayı üzerinize göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. (Sakın) suçlu günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”

‎(Hûd:  11/52) 

İslâm’da tevbe sürekli yapılması gereken bir eylemdir. Çünkü insanoğlu tabiatı icabı devamlı hata yapmaya,  günah işlemeye meyyaldir.  İnsanın Rabbine (Estağfirullah) “Allah’ım, beni bağışla” diyerek yalvarması manasına gelen “istiğfar”,  tevbenin sürekliliğini sağlayan çok güzel bir zikirdir. Tabii ki istiğfarda arzulanan, gönlün dile eşlik etmesidir. İstiğfar sadece günahların bağışlanmasına değil,  dünyevî birçok faydaya da sebep kılınmıştır. Bu konuda

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: 

“Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” 

(Ebû Dâvûd, Vitr 26; İbn Mâce, Edeb 57)

Her peygamber kavmi için rahmettir. Bizler için ise hem Sevgili Peygamberimiz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem),  hem de Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim rahmettir;  yeter ki Allah’tan ümit kesmeyelim.

Âd kavmi, rahmet yağmurlarından hiçbir nasibi olmayan su geçirmez kaygan bir arazi gibiydi. Hûd (aleyhisselâm)' ın ısrarlı çağrılarına asla cevap vermedikleri gibi O’na karşı çıktılar.  O’ndan kendisiyle tehdit ettiği azabı hemen getirmesini istediler. Bunun üzerine Yüce Allah o kavme belli bir süre kuraklık verdi. Tarladaki ürünleri iyice azalmış,  meralarda ot kalmadığından hayvanları cılız ve süt vermez olmuştu.  Kuraklık dönemi,  Âd kavmine tevbe etmeleri için verilen son bir fırsattı. Rahmeti sonsuz Yüce Rabbimiz,  azabı çarçabuk isteyerek kendisine meydan okuyan bu cahil insanlara bile,  kurtulmaları için son bir fırsat vermek istemişti.  Fakat şeytanın ayarttığı, nefislerini ilâh edinmiş zalim insanların, yanlışlarından dönmeye hiç niyeti yoktu. Kibirleri, anlayışlarını köreltmiş,  her şeyi maddi sebeplerle izah eden materyalist ve determinist zihinleri başlarına gelen kuraklıktan ibret almalarına mani olmuştu.

Ve Âd  Kavmi Yok Oldu:

Âd kavminin gözleri semaya çevrilmişti.  Ümit içinde gökyüzüne bakıyor,  kuraklığı bitirecek bir bulut arıyorlardı.  Acınacak haldeydiler.  Fakat buna kendileri sebep olmuştu.  Çünkü onlar alemlerin rabbi Allah Subhanehu ve Teâlâ'yı değil, putlarını tercih etmişler,  başlarına gelen felaketlerle ıslah olmaları gerekirken daha da azgınlaşmışlardı.

Kuraklığın bütün şiddetiyle devam ettiği, umutlarının tükenmeye yüz tuttuğu bir gün,  ufukta enlemesine yayılan kara bir bulut kümesi gördüler.  “İşte yağmur bulutu, işte yağmur bulutu!” diye sevinçten dans etmeye başladılar. Hûd (aleyhisselâm)' ın ise göğe baktığında yüzü değişmiş,  sevinmek yerine üzülmüştü.  Zira  O, Allah’ın izniyle kavminin görmediğini görüyor ve adım adım yaklaşan helâki hissediyordu. Son defa kavmine dönüp acı acı baktı ve:  

“İşte beklediğiniz azap!”  dedi.

(Ahkâf:  46/24, 25, 26);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِه۪ۜ ر۪يحٌ ف۪يهَا عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ 

"‎(Azabı) vadilerine yönelen bir bulut olarak gördüklerinde (sevinç içinde), “Bu, bize yağmur yağdıracak buluttur.” dediler. (Hayır, öyle değil!) Bilakis o, acele ettiğiniz (azaptır). İçinde can yakıcı bir azap olan rüzgâr."

‎(Ahkâf:  46/24) 

 ‎ تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ

"‎Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Öyle ki oturdukları evlerden başka hiçbir şey görünmez oluverdi. Biz, suçlu günahkâr kavmi işte böyle cezalandırırız."

‎(Ahkâf:  46/25) 

‎ وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ ف۪يمَٓا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ ف۪يهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةًۘ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَٓا اَبْصَارُهُمْ وَلَٓا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟

‎"Andolsun ki onlara size vermediğimiz gücü / iktidarı /  imkânları verdik. Onlara kulak, göz ve kalpler verdik. Ne kulakları ne gözleri ne de kalpleri onlara fayda sağladı. Çünkü Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Ve alaya aldıkları (azap), onları çepeçevre kuşattı."

‎(Ahkâf:  46/26) 

Kur’ân-ı Kerim’de Mekke halkını ve onların şahsında bütün insanları uyarmak için örnek gösterilen ve sonları korkunç bir felaket olan kavimler  arasında Âd kavmi de bulunmaktadır:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ

"‎Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Ben, sizi Âd ve Semûd kavimlerinin yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.”

‎(Fussilet:  41/13) 

Âd kavmi, sadece Allah’a ibadet etmelerini isteyen nebevî davetten yüz çevirip inkâra sapmıştı: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

‎“Yalnızca Allah’a ibadet edin.” diyerek, önlerinden ve arkalarından resûller gelince dediler ki: “Şayet Rabbimiz dileseydi, (elçi olarak) melekler indirirdi. Şüphesiz ki biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ediyoruz.”

‎(Fussilet:  41/14) 

ve kendilerine: 

(Fussilet:  41/15, 16);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

"‎Âd Kavmi’ne gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve “Bizden daha güçlü olan kimmiş?” dediler. Görmediler mi onları yaratan Allah’ın kendilerinden daha güçlü olduğunu? Onlar, ayetlerimizi inkâr ediyorlardı."

‎(Fussilet:  41/15) 

 ‎فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ

"‎Dünya hayatında alçaltıp rezil eden azabı tatmaları için, o uğursuz/kara günlerde üzerlerine bir kasırga gönderdik. Hiç kuşkusuz ahiret azabı, daha aşağılayıcı ve rezil edicidir. Onlara yardım da olunmaz."

‎(Fussilet:  41/16) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ

"‎İnsanları, âdeta kökünden koparılmış hurma kütüğü gibi söküp atıyordu."

‎(Kamer:  54/20) 

Sonunda, 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

"Bana Saba rüzgârıyla yardım edildi. Âd kavmi de Batı rüzgârıyla (Debûr) helak edildi.” 

(Buhari, İstiska 26; Müslim, İstiska 17)

“Âd kavmi ise, azgın ve korkunç bir fırtınayla helak oldu."

Saba rüzgârı:  (bâd-ı saba), sabah vaktinde doğudan esen hafif, serin ve hoş meltem rüzgârıdır. 

Batı rüzgarı: her iki yarım kürede 30° ile 60° enlemleri (orta kuşak) arasında, yüksek basınçtan (subtropikal) düşük basınca (subpolar) doğru batıdan doğuya esen sürekli rüzgarlardır. 

(Hakka:  69/6-8);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ

"‎Âd Kavmi’yse, her şeyi yerle bir eden gürültülü bir fırtınayla helak edildi."

‎(Hakka:  69/6) 

 ‎ سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ

"‎(Allah, fırtınayı) kesintisiz yedi gece sekiz gün onlara musallat etti. (Orada olmuş olsaydın) o kavmi, içi çürümüş hurma kütükleri gibi yerlere serilmiş görürdün."

‎(Hakka:  69/7) 

 ‎فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ

"‎Şimdi onlardan geriye bir şey kaldığını görüyor musun?"

‎(Hakka:  69/8) 

‎ وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّاۚ وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ

"‎Ne zaman ki emrimiz geldi, Hûd’u ve onunla beraber iman edenleri yanımızdan bir rahmetle kurtardık. (Gerçekten) onları, çok ağır bir azaptan kurtardık."

‎(Hûd:  11/58) 

(A’râf:  7/72 ); 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِن۪ينَ۟

"‎Onu ve onunla beraber olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların ise (kökünü kurutarak) arkalarını kestik. Onlar mümin de değillerdi."

‎(A'râf:  7/72) 

( Zariyat:  51/41-42);  

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ

‎"Âd Kavmi’nde de (ayetler vardır). Hani onların üzerine, (her şeyi yerle bir eden) kısır bir rüzgâr gönderdik."

‎(Zâriyat:  51/41) 

 ‎ مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ

‎"Uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, kurumuş ot gibi savuruyordu."

‎(Zâriyat:  51/42) 

(Şems:  91/6-8.)

‎ وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ

"‎Yere ve onu her yönden yayana,"

‎(Şems:  91/6) 

 ‎ وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ

"‎Nefse ve onu düzenleyene,"

(Şems:  91/7) 

 ‎ فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ

"‎Ona hem kötülüğü hem de takvayı ilham edene (tüm bunlara andolsun ki),"

(Şems:  91/ 8) 

 ‎ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِن۪ينَ۟

"‎Onu ve onunla beraber olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların ise (kökünü kurutarak) arkalarını kestik. Onlar mümin de değillerdi."

‎(A'râf:  7/72) 

 ‎ فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِه۪ۜ ر۪يحٌ ف۪يهَا عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ 

"‎(Azabı) vadilerine yönelen bir bulut olarak gördüklerinde (sevinç içinde), “Bu, bize yağmur yağdıracak buluttur.” dediler. (Hayır, öyle değil!) Bilakis o, acele ettiğiniz (azaptır). İçinde can yakıcı bir azap olan rüzgâr."

‎(Ahkâf:  46/24) 

Böylece Nûh (aleyhisselâm)' ın kavminden sonra Âd kavminin de kökü kesilmiş oldu. Yeryüzü tekrar küfür ve şirkten temizlendi.

Bugün de Peygamberlerin talimatına yüz çeviren insanlar,  geçmişteki kavimler gibi helâk olmaktan korkmalıdırlar.  Helâk konusunda büyük bir rahatlık içinde yaşayanlar,  Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in bu konudaki endişesini bildiren şu hadisini dikkatle okumalıdır:

Âişe (radıyallahü anhümâ)' dan rivayet edildiğine göre,

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Ben Rasûlullah aleyhisselâmı küçük dilini görebileceğim şekilde gülerken asla görme­dim. Çünkü o sadece gülümserdi. Bir bulut ya da rüzgar gördüğü zaman bunun verdiği sıkıntı, yüzünden belli olurdu. Bu sebeple ben kendisine, “Ey Allah'ın Rasûlü! Halk bir bulut gördüğü zaman onda yağmur bu­lunduğu ümidiyle sevinir. Oysa onu gördüğün zaman senin yüzünde bir rahatsızlık alameti görüyorum. Bunun hikmeti nedir?” diye sordum da: “Ey Âişe! O bulutta bir azab bulunmadığından be­ni hangi şey emin kılabilir? Oysa geçmişte bir kavim rüzgarla helak edilmiştir, yine geçmişte başka bir kavim de azab taşıyan bulutları görmüş: “Bu (ufukta beliren) bize yağmur getirici bir buluttur"  demişlerdi. 

(Ebû Dâvûd, Edeb 103 -104 Hadis no: 5098 ; Buharı, Tefsir XI. VI. 2: Müslim, İsitiska 15-16; Ahmed h. Hanbel, VI. 66)

Sünnetullahtaki helak yasaları iyi tefekkür edilmelidir. Meselâ Âd kavminin adım adım helake gidişini anlatan şu âyetleri iyice bir düşünelim: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ

"‎İşte Âd Kavmi! Rabblerinin ayetlerini inkâr ettiler ve O’nun resûllerine isyan ettiler. (Allah’ı ve resûlünü bırakıp) her inatçı zorbanın emrine uydular."

‎(Hûd:  11/59) 

 (Fecr:  89/11-13);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ

"‎Onlar ki beldelerde azıp (tağutlaştılar)."

‎(Fecr:  89/ 11) 

 ‎ فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ

‎"Orada fesadı arttırdılar."

(Fecr:  89/12) 

 ‎ فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙۖ

"‎Rabbin, onların üzerine azap kamçısını yağdırdı."

‎(Fecr::  89/13) 

 ‎ وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟

‎"Bu dünyada da ahirette de lanete tabi tutuldular. Dikkat edin! Şüphesiz ki Âd Kavmi, Rabblerini inkâr ettiler. Dikkat edin! Hûd’un kavmi olan Âd (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırıldı."

‎(Hûd:  11/ 60) 

‎ وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ

"‎Belde halkı, ıslah edicilerken,  Rabbin (sırf) zulmetmek için onları helak edecek değildir."

‎(Hûd:  11/117) 

‎وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ ف۪يهِمْۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

"‎Oysa içlerinde olduğun sürece Allah onlara azap edecek değildir. (Ayrıca) onlar bağışlanma dileyip dururken de Allah onlara azap edecek değildir."

‎(Enfâl:  8/33) 

 ‎ وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ

"‎Âd ve Semûd’u da (helak ettik). Onların oturdukları yerler(in harabelerin)den, (kendilerini helak etmiş olduğumuz) sizin için açığa çıkmıştır. Şeytan, amellerini kendilerine süslü gösterdi ve (böylece) onları (dosdoğru) yoldan saptırdı. (Aslında onlar hakikati anlayabilecek) gözü açık, aklı başında insanlardı."

‎(Ankebût:  29/38) 

İşte bu âyetlerde söz konusu edilen inkârcılık, inat ve zorbaları desteklemek; azgınlık, fitne ve fesat yaygınlaşırsa toplumlar helake sürüklenirler. Toplumların helakten kurtulmaları içinse manevî birer sigorta olmak üzere, toplumda her dâim muslihlerin, yani insanları yanlıştan döndürmeye çalışan davetçilerin bulunması,

Peygamber, Rasûlullah  (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' ın daveti ve sünnetiyle toplumlarda yaşatılması ve insanların her dâim Rablerinden bağışlanma dilemeleri şarttır.

Hûd (aleyhisselâm)' ın kavmine yazık oldu. Şeytan bir kez daha birçok insanı helake sürüklemişti. Halbuki onlar ihtiraslarından sıyrılıp kendilerine dönebilselerdi, gerçeği anlayabilirlerdi:

(et-Taberî, Târihu'l-Umem ve'l-Mulûk, I, 113)

Hûd (aleyhisselâm) ve onunla birlikte kurtulan birkaç mümin.

(Ahmet Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ, I, 6.)

Mekke taraflarına gelip yerleştiler. Peygamber Efendimiz Muhammed  (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in bildirdiğine göre, Hûd (aleyhisselâm)  hurma liflerinden yuları olan genç ve kızıl bir deve üzerinde beline abasını sarmış ve üst tarafını da alacalı bir kumaşla örtmüş olduğu hâlde telbiye getirerek Usfan vadisinden geçerek haccetmiştir.

(Ahmed b.Hanbel, el-Müsned I/232)

Hûd (aleyhisselâm) ölene kadar Mekke’de kalıp Allah’a ibadetle meşgul oldu.

(Ezrakî, Ahbaru Mekke c.1, s.68, Hâkim-Müstedrek, c.2,s.563)

Hûd (aleyhisselâm)' ın bir müddet daha yaşadığı tahmin edilmekle birlikte kabrinin  nerede olduğu tam olarak bilinmemektedir.

(Hûd (aleyhisselâm)' ın 150 yıl yaşadığına dair bir rivâyet vardır. 

(bkz.: et-Taberî, Târihu'l-Umem ve'l-Mulûk, I, 115)

Âd kavmi, yok olup tarih sahnesinden silinen ilk Arap toplumudur. Peygamber Efendimiz Muhammed  (sallallâhu aleyhi ve sellem)’ in: 

“Ey Ebû Zer! Peygamberlerden dördü Araptır. Hûd, Sâlih, Şuayb ve senin peygamberin (Muhammed)” buyurduğu nakledilmiştir.

(İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, c.VI, Enbiyâ, 34, 449; Ayrıca bkz. İbn Kesîr, el-Bidâye, I, 185)

Bugün güney Arabistan’da  Âd kavmine ait olduğu ifade edilen harabeler ve bir kitabe mevcuttur.

(Milâttan yaklaşık 1800 yıl önce yazıldığı iddia edilen bu yazıtlar hakkında geniş bilgi için bkz. el-Mevdûdî, Târih Boyunca Tevhît Mücâdelesi, I, 416; el-Mevdûdî, Tefhîmu'lKur'ân, II, 48, 51. 66)

O günün durumunu ve başlarına gelenleri ifade eden bu kitabeden o bölgenin münbit ve bereketli topraklar olduğu ve daha sonra yok olup gittiği anlaşılmıştır. Sevgili Peygamberimiz, 

Rasulullah  (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hûd (aleyhisselâm)' ı hayırla anmış ve şöyle buyurmuştur:

“Allah bize ve Âd'ın kardeşine rahmet eylesin” buyurmuştur.

(İbn Mâce, Dua 6 no:3852)

Allah’ın (Azze ve Celle)' nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, Nûh (aleyhisselâm)' ın, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)' in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.

KAYNAK:

KUR'AN VE SAHİH SÜNNET










Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Hûd (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı

Polat Akyol Polat Akyol