Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

İdris (Uhnuh) (Aleyhisselâm) Hayatı


İDRİS  (UHNUH)  (ALEYHİSSELÂM)  HAYATI


Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür…


Bundan sonra:


Değerli okuyucular; Bu yazımda da inşeAllâh, İdris (Uhnuh)  (aleyhisselam)' ın hayatını (kıssası)'ı anlatmaya çalışacağım. İdris (aleyhisselâm) Yüce Kitabımız Kur'anı Kerim'de ismi geçen Peygamberlerden birisidir. Rivayete göre, İdris (aleyhisselâm) Allah Subhanehu ve Teâlâ' nın Peygamber Âdem  (aleyhisselâm)'dan itibaren  Âdem (aleyhisselâm) oğullarına göndermiş olduğu üçüncü Peygamberdir. En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.


İdris (aleyhisselâm)'ın soyu:


Nûh’un babasının ceddi (dedesi)dir. Nûh’un ceddi değildir. Buhârî Sahîh’inde, her iki  ciheti rivayet edenler bulunduğuna işaret etmiştir. İdrîs bu cihetle Peygamber efendimizin  cedd-i a‘lâsıdır. Ulemânın cumhurunun re’yi budur. Buhârî, İdrîs’e dair açtığı babında, 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Biz İdrîs’i âlî bir mekâna yücelttik” 

(Meryem: 19/57)

âyetini zikretmiştir ki, o âlî mekân dördüncü kat göktedir. Hiç şüphesiz ki bu yükseliş peygamberler arasında İdrîs’e has ilâhî bir  taltif olarak zikrolunmuştur. Gerçi Îsâ peygamber de semaya yükseltilmişse de

Taltif: Arapça kökenli bir kelime olup en genel anlamıyla birini ödüllendirme, gönlünü hoş etme, lütuf gösterme veya takdir etme demektir. Genellikle üst makamların alt makamları başarılarından dolayı rütbe, nişan, madalya veya para gibi maddi/manevi araçlarla sevindirmesi (taltif etmek) bağlamında kullanılır. 

Anlamı: Gönül okşama, değerli hissettirme, mükafatlandırma.


Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
 
"Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”

(Âl-i İmrân: 3/55)

kavl-i şerifinin zâhirini iltizam eden ulemâya göre, Hazret-i Mesîh öldürüldükten sonra  ref olunmuştur. Binaenaleyh zîhayat olarak semaya ref olunmak İdrîs (aleyhisselâm)' ın  müstesna bir hususiyeti bulunuyor. Şu kadar ki ulemânın cumhuruna göre, Îsâ (aleyhisselâm) da hayatta olduğu halde semaya götürülmüştür. Bu itibarla âlî hususiyete iştirak  etmiş bulunuyor.

Ref olunmak: Arapça kökenli olup "kaldırılmak", "ortadan kaldırılmak", "yürürlükten kaldırılmak" veya "yukarı kaldırılmak" anlamlarına gelir. 

Genel Anlamı: Bir kararın, bir kuralın yürürlükten kaldırılması, giderilmesi.

İdris (aleyhisselâm)' ın soyu, Yerd (yahud Yarid) b. Mehlâil b. Kay­narı (yahud Kaynen) b. Enuş, b. Şit (Şis) (aleyhisselam) b.Âdem (aleyhisselâm)' dır.


İlyâs, İdrîs Aleyhime’s-Selâm: 

Müellif Buhârî “İlyâs” ve “İdrîs” unvanlarıyla da iki bab açmıştır. İlyâs ile İdrîs isimleri, bir peygamberin iki adı mıdır? Yoksa bunlar ayrı ayrı birer peygamber isimleri midir?  Bu hususta ihtilâf vardır. Buhârî’nin bu babında muallak (sonuca bağlanmamış)  bir rivayetine göre İbn Mes‘ûd (radıyallahü anhümâ) ile  İbn Abbas (radıyallahü anhümâ),  “İlyâs, İdrîs bir peygamberdir” demişlerdir. Hatta İkrime


Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi."

(Sâffât: 37/123)

Ayeti İbn Mes‘ûd’un mushafında

"Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi."

(Sâffât: 37/123)

suretinde yazılıdır demiş. İbn Mes‘ûd (radıyallahü anhümâ)’a göre Ya‘kūb ismi nasıl İsrâil’den ibaret ise İlyâs da öylece İdrîs’tir. Bununla istidlâl ederek  İbnü’l- Arabî, “İdrîs, Resûlullah’ın ceddi değildir, belki Benî İsrâil peygamberlerindendir. Çünkü İlyâs’ın Benî İsrâil’den olduğu hakkında haber vardır” demiştir. Ulemânın cumhuruna göre, İlyâs ile İdrîs iki müterâdif lafızdan ibaret değildir. Her ikisinin de ayrı ayrı müsemmâsı vardır. İdrîs yukarıda bildirdiğimiz veçhile Nûh’un üçüncü derecede büyük  babası olan Uhnûh’tur. 

Buhârî, İlyâs için açtığı babında Sâffât sûresinin şu meâldeki on âyetini zikretmiştir: 


Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki İlyâs da gönderilen peygamberlerdendir. Habîbim! Yâdet o zamanı ki o, kavmine (Benî İsrâil)'e, “(Ey kavmim)! Aklınızı başınıza toplayıp Allah’tan korkmuyor musunuz? Siz,  yaratanların en güzel ve büyüğü olan Allah’a. ki O, hem sizin rabbinizdir hem de sizden  önce (gelip geçen) babalarınızın rabbidir.  ibadeti bırakıp da Ba‘l (adlı put)'a ibadet mi edersiniz?”  demişti de kavmi onu yalanlamışlardı. Bu sebeple İlyâs’ın kavmi. içlerinden temiz  yürekli ibâdullah müstesna olmak üzere. (azaba) hazır edilmişlerdir! Kendisinden sonraki  nesiller arasında İlyâs adına da biz, güzel bir ün bıraktık! Tarafımızdan saadet ve selâmet 
İlyâs üzerine olsun! İşte bize sözüyle, özüyle bağlı olanları selâmımızla taltif eder, güzel ünle  mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.” 

(Sâffât: 37/123-132)


Muhammed b. İshak vesair siyer müelliflerinin beyanlarına göre Benî İsrâil peygamberlerinden Hazkîl (aleyhisselâm) ’ın

(Mûsâ (aleyhisselâm)' ın vefatından sonra sırasıyla Yûşa‘ b. Nûn, Kâlib, Hazkîl peygamber gönderilmişlerdir.)


vefatı üzerine Benî İsrâil’de fenalıklar çoğalmış, halk putlara tapmaya başlamış. Bunun üzerine Hak Teâlâ, İlyâs (aleyhisselâm)'ı peygamber olarak göndermiştir. Mûsâ (aleyhisselâm)’dan sonra gelen Benî İsrâil peygamberlerinin hepsi, zaman geçtikçe Tevrat ahkâmını unutan Benî İsrâil’e Tevrat’ın hükümlerini yenilemek üzere gönderilmişlerdir. Mûsâ (aleyhisselâm)’ın vefatından sonra onun yerine peygamber olan Yûşa (aleyhisselâm) Şam’ı fethetmiş ve  burayı Benî İsrâil esbât ve kabâili arasında taksim etmişti. Bunlardan bir kabile halkına da Ba‘lebek ve mülhakātı düşmüştü. İşte İlyâs (aleyhisselâm), bu kabile halkına peygamber gönderilmiştir.

Ba‘lebek halkı üzerinde o sırada hükümran olan putperest melik tebaasını zorla  bunlara tapmaya teşvik ederdi. Onun Ba‘l adlı bir putu vardı.

(Putun bulunduğu şehrin adı ibtidâ Bek idi. Sonraları her iki isim terkip edilerek elyevm mevcut olan  şehre Ba‘lebek denilmiştir.)


İlyâs (aleyhisselâm) ise halkı  Allah Teâlâ’ya ibadete davet ederdi. Zalim hükümdarın gadrine uğrayan İlyâs (aleyhisselâm) nihayet kaçar ve köylerde gezerek Tevrat öğretir ve bu suretle gizli yaşardı. İbn Abbas (radıyallahü anhümâ)’dan gelen bir rivayete göre, bu seyahati sırasında İlyâs bir köye uğramış. Benî İsrâil’den bir kadının hânesine sığınmıştı. Misafir olduğu kadının Elyesa‘ b. Ahtub  adlı ve hastalıklı bir çocuğu vardı. Kadın çocuğuna okutmak için İlyâs (aleyhisselâm)’ı gizlemişti. O da çocuğa dua etmiş ve şifa bulmuştu. Bunun üzerine Elyesa‘, İlyâs (aleyhisselâm)’a iman edip kendisinden ayrılmamış ve İlyâs (aleyhisselâm)’ın vefatında Benî İsrâil’e peygamber olmuştur.


Sıddîk ve Sabırlı Nebi:


Hak ve batıl arasındaki tevhid mücadelesi Şît (aleyhisselam)' dan sonra da devam etti. Çünkü bu mücadelenin kıyamete kadar sürmesi takdir edilmişti. Âdem (aleyhisselâm) oğulları bu mücadelede hakkın safında yerlerini almalı, batıl sürüsüne kapılarak şeytana kul olmamalıydı.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey Âdemoğulları şeytana tapmayın, diye ben size öğüt vermedim mi? O sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin, işte Benim dosdoğru yolum. Fakat şeytan sizlerden çoğunu saptırdı. Düşünmez misiniz?”  

(Yâsin: 36/60-62)

İdrîs (aleyhisselâm)' ın Kur’ân-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin ikincisi olduğu bilinir. “İdrîs” kelimesinin Arapça bir kelime olmadığı ve özel bir isim olduğu kanaati vardır. Kitab-ı Mukaddes’te “Hanok” şeklinde geçen kelimenin karşılığının “İdrîs” olduğunu ifade eden bazı müfessirler, Hanok’un İbranice’de “ders vermek ve aydınlatmak” anlamına geldiğini ileri sürerler. Allah Subhanehu ve Teâlâ İdrîs (aleyhisselâm)' ın adını Kur’ân-ı Kerim’de iki yerde zikretmiştir:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Kitapta İdrîs’in kıssasını da anlat. Şüphesiz o, özü-sözü doğru bir peygamberdi. Biz onu çok yüce bir makama yükselttik."

(Meryem: 19/56)

“İsmail’i, İdrîs’i, Zülkifl’i de hatırla! Bunların hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik.Onlar hakikaten iyi kimselerdendi.” 

(Enbiyâ: 21/85-86)

Rivayete göre, Allah (azze ve celle), İdrîs (aleyhisselâm)' ı, şeytana uyarak azmış ve doğru yoldan sapmış kavmine peygamber olarak göndermiştir. Onlar sapkınlıkta öylesine ileri gitmişlerdi ki daha Şît (aleyhisselâm)'ın hatırası canlıyken Allah’a ortak koşmuşlar, toplumda fesadı yaymışlardı. Yeni doğan nesillerini de aynı şekilde kötü ahlakla yetiştirerek onların da şeytana tabi olmalarına sebep oluyorlardı. Allah Subhanehu ve Teâlâ bu yeni nesillere; baskı ile fesada sürüklenenlere ve hatta azgın zorbalara rahmet ve merhamet olarak İdrîs (aleyhisselâm)' ı gönderdi.

İdrîs (aleyhisselâm)' ın daveti hakkında Kur'ân’da ayrıntılı bilgi yer almasa da bütün Peygamberlerin ortak daveti onun da davetiydi. Bu davet Kur’ân’da şöyle yer almaktadır:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki biz, 'Allah'a kulluk edin ve tağut'tan sakının' diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.”  

(Nahl: 16/36)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey Muhammed, biz senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki, ona: 'Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde ancak bana ibadet edin' diye vahyetmiş olmayalım.”  

(Enbiyâ: 21/25)

İşte böylece İdrîs (aleyhisselâm)' da diğer Peygamberler gibi insanları tağut'tan ve şirkten kaçınmaya, tevhid üzere Allah’a ibadet etmeye çağırdı. Onları ataları Âdem (aleyhisselâm) ile Şit (Şis) (aleyhisselam)' ın dini olan Tevhid dinine davet etti. Onlardan beklenen, ecdatlarından kalan bu manevî mirasa hemen sahip çıkmalarıydı. Fakat bu davet onların hiç de hoşuna gitmedi.

Rivayete göre, Kavmi İdrîs (aleyhisselâm)’ a, tıpkı Mekkeli müşriklerin Peygamber Efendimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e davrandıkları gibi davrandı. İdrîs (aleyhisselâm)’ı aşağıladılar, Peygamberliğini ve çağrısını yalanlayarak çirkin tavırlarda bulundular. Hak ve batıl mücadelesinde hakkın yanında olma saadetini reddedip batılın safında yer aldılar. İdrîs (aleyhisselâm)' ın bulunduğu yerden uzaklaşarak kafileler halinde Kâbil oğullarının bulunduğu şer cephesine katıldılar.

(Taberî, Tarih c.1, s.85.)

Rivayete göre, İdrîs (aleyhisselâm) olup bitenlere seyirci kalmadı. Yeryüzünde ilk cinayeti işleyen Kâbil’in soyundan gelen ve ilâhî sisteme karşı isyan bayrağını açan insanlara hadleri bildirilmeliydi. Bu yüzden İdrîs (aleyhisselâm) Kâbil oğullarıyla savaşarak onlardan esirler aldı ve sonra onları azad etti. 

(Taberî-Tarih c.1, s.85, 86, 87, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.59-62.)

Allah yolunda canıyla, malıyla cihad etmek en faziletli ibadettir ve bütün Peygamberlerin ortak tutkusudur. Son Peygamberin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in şu ifadeleri bunun en açık ispatıdır:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Eğer ümmetime zorluk çıkaracak olmasaydım (Allah yolunda) hiçbir seriyyeden geri kalmazdım. Muhakkak ki Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.”

(Buhârî, İman 26 ; Müslim, İmâret 103.)


Sıddîk Bir Nebi:                      


Kur’ân-ı Kerim’de, “İdrîs’i de hatırla” buyrularak sevgili Peygamberimize  Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize onun birtakım özellikleri örnek gösterilmektedir:

“O sıddîk bir Nebiydi.” (Merye: 19/56)

İdrîs (aleyhisselâm)’ ın sıddîk oluşu, Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya sevgisinin en üst derecede olmasının ifadesidir. İşte bu sevgi sıddîkiyeti getirir. Sıddîkiyet, Allah Subhanehu ve Teâla’nın bildirdiği gayb'î haberlerin derhal ve şeksiz şüphesiz tasdik edilmesi ile gerçekleşir. Öyleyse bizler de sadakat ehli olmalıyız. İdrîs (aleyhisselâm)’ ın sadakati ile toplumumuzu Allah Subhanehu ve Teâlâ'ya kulluğa davet etmeliyiz.

 
İdris  Aleyhisselâm’ın Sabrı:


Kavmi İdrîs (aleyhisselâm)' a her türlü sözlü ve fiilî hakarette bulunmuş,  İdrîs (aleyhisselâm) ise kaçmayıp direnmiş ve sabredenlerden olmuştur. Bugün de bizler insanlara yaratılış amaçlarını açıklamalı, bu yoldaki sıkıntı ve zorluklara tahammül edip sabredenlerden olmalıyız. İdrîs (aleyhisselâm), sabır ve namazla Rabbinden yardım istemiştir. Allah Subhanehu ve Teâlâ, kullarının böylesine samimi davranışlarını her zaman teşvik etmiştir. Sabrı kuşananlar Yüce Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın şu kavlidir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever."

(Âl-i İmrân: 3/146)

"Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir."

(Bakara: 2/153)

Müjdeleriyle ne kadar sevinseler yeridir. Kur’ân’da İdrîs (aleyhisselâm)' ın sabır ehli olduğunu bildiren âyet, Eyyûb (aleyhisselâm) anlatıldıktan sonra gelmektedir:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İsmail, İdrîs, Zülkifl de sabredenlerdendi. Onları da rahmetimize dahil ettik.”

(Enbiyâ:  21/85-86)

Bu peygamberler de  Eyyûb (aleyhisselâm) gibi sıkıntı ve belalara düşmüşler, sabrettikleri için rahmete kavuşmuşlardır. Buradaki sabrı, insanın kendisine ulaşan bela ve musibetlerin kalkması için “Allah’tan başkasına şikayetten ve itimat etmekten sakınmak” şeklinde anlamak gerekir.

Allah katında makbul ve rahmete vesile olan sabır, musibetin ilk anında gösterilen sabırdır. Rabbimiz, nefislerine isabet eden bela ve musibetleri, başkasına şikayet etmeden ilk andan itibaren sabır ve rızayla karşılayan kullarını sever.

Sabır, Kur’ân-ı Kerim’de daima Allah yolunda cihadla birlikte ve onun ayrılmaz bir parçası olarak övülmüştür:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Yoksa siz, aranızdan cihad edenleri ve davası uğrunda sabredip direnenleri Allah ortaya çıkarmadan Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?”

(Âl-i İmrân:  3/142)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu savaştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever."

(Âl-i İmrân:  3/146)


Yüce Makamın Sahibi:


Allah Subhanehu ve Teâlâ sabırla, gayretle ve samimiyetle hak yoldaki çabalarını sürdüren İdrîs (aleyhisselâm)' ı yüce bir makama ulaştırmıştır. Bunu Kur’ân-ı Kerim şöyle ifade eder:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Biz İdrîs’i çok yüce bir makama yükselttik.”

(Meryem: 19/ 57)

Bazıları İdrîs (aleyhisselâm)’ın yükseltildiği bu makamın gökte olduğunu ifade etmişlerdir. Sevgili Peygamberimizin Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mirâc'a çıkarken semada İdrîs (aleyhisselâm) ile karşılaştığı rivayet edilmiştir. Bazı rivayetler bu buluşmanın yeri konusunda farklı bilgiler verse de sahih hadislere göre söz konusu karşılaşma dördüncü kat semada gerçekleşmiştir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in Mirac'a çıkarmasını şu âyetlerinde bildirmektedir.

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kulunu (Muhammed’i) gecenin bir anında Mescid-i Haram’dan alıp civarını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Ona ayetlerimizden nicelerini gösterelim diye böyle yaptık. Şüphesiz ki, Allah işitendir, görendir.”

(İsrâ: 17/1)

"Andolsun onu (Cebrail'i) bir başka defa da Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında görmüştü. Onun yanında Me'vâ cenneti vardır. Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. Gözü ne kaydı ne de sınırı aştı. Andolsun, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü."

(Necm: 53/13-18)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in Mirac'a çıkması ve İdris (aleyhisselâm) ve diğer bazı Peygamberler ile karşılaşmasının kavli şu sahih hadis-i şeriflerdir.

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ebu Zerr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Mirac kıssasını şöyle anlatırdı:

Ben, Mekke’de iken evimin tavanı ansızın yarıldı. Cebrail Aleyhisselam indi. Göğsümü yardıktan sonra onu zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve iman ile dopdolu olan ahundan bir leğen getirdi de onu göğsümün içine boşalttı ve göğsümü kapattı. Sonra elimden tutup beni dünya semasına doğru çıkardı. Birinci semaya vardığımda Cebrail Aleyhisselam, o semanın bekçisine:

−Aç, dedi. Bekçi:

−Kimdir o? dedi. Cebrail’dir, dedi. Bekçi:

−Beraberinde biri var mı? dedi. Cebrail Aleyhisselam:

−Beraberimde Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem vardır, dedi. Bekçi:

−O’na gelsin diye haber gönderildi mi? dedi. Cebrail Aleyhisselam:

−Evet, dedi. Kapı açılınca dünya semanın üstüne çıktık. Bir de gördüm ki bir kimse oturmuş, sağ tarafında bir takım karaltılar, sol tarafında da bir takım karaltılar var. O kimse sağ tarafına baktığında gülüyor ve sol tarafına baktığında da ağlıyor. O kişi bana:

−Merhaba salih Nebi, hoş geldin salih oğul, dedi. Ben, Cebrail Aleyhisselam’a:

−Bu kim? diye sordum. Cebrail Aleyhisselam:

−Bu, Allah’ın Nebisi Adem Aleyhisselam’dır. Sağında ve solunda olan bu karaltılar da çocuklarının ruhlarıdır. Sağında olanları cennetlikler, sol tarafında olan bu karaltılar da cehennemliklerdir. Sağına bakınca güler, sol tarafına bakınca ağlar, dedi. Derken Cebrail Aleyhisselam beni ikinci semaya doğru çıkardı. Oranın bekçisine de:

−Aç, dedi. Oranın bekçisi de evvelkinin söyledikleri gibi söyledi ve kapıyı açtı.”

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ebu Zerr (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in semalarda Adem, İdris, Musa, İsa ve İbrahim (Aleyhisselam)’ın bulduğunu söyledi ise de, onlardan her birilerinin menzillerinin nasıl olduğunu tesbit etmedi. Yalnız Adem’i dünya semada, İbrahim (Aleyhisselam)’ı da altıncı semada bulmuş olduğunu söyledi. 

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Cebrail Aleyhisselam ile birlikte İdris Aleyhisselam’a uğradık. İdris Aleyhisselam:

−Hoş geldin salih Nebi, hoş geldin salih kardeş, dedi. Ben:

−Bu kim? diye sordum. Cebrail Aleyhisselam:

−Bu, Allah’ın Nebisi İdris Aleyhisselam’dır dedi. Sonra Musa Aleyhisselam’a uğradım. O’da:

−Hoş geldin salih Nebi, hoş geldin salih kardeş, dedi. Ben:

−Bu kim? diye sordum. Cebrail Aleyhisselam:

–Bu, Allah’ın Nebisi Musa Aleyhisselam’dır dedi. Sonra İsa Aleyhisselam’a uğradım. O’da:

−Hoş geldin salih kardeş, hoş geldin salih Nebi, dedi. Ben:

−Bu kimdir? diye sordum. Cebrail Aleyhisselam:

−Bu, Allah’ın Nebisi İsa Aleyhisselam’dır dedi. Sonra İbrahim Aleyhisselam’a uğradım. O’da:

−Hoş geldin salih Nebi, hoş geldin salih oğul, dedi. Ben:

−Bu kimdir? diye sordum. Cebrail Aleyhisselam:

–Bu, İbrahim Aleyhisselam’dır dedi. Sonra ben çok yükseklere çıkarıldım, nihayet kalemlerin cızırtılarını işittiğim yüksek bir yere çıktım. Allah Azze ve Celle, ümmetime elli namaz farz etti. Bu farzı yüklenerek döndüm. Derken Musa Aleyhisselam’a rast geldim. Musa Aleyhisselam bana:

−Allah Azze ve Celle ümmetine neyi farz etti? diye sordu. Ben:

−Elli namaz farz etti, dedim. Musa Aleyhisselam:

−Rabbine dön, çünkü senin ümmetin buna güç yetiremez! dedi. Rabbime Müracaat ettim. Allah Azze ve Celle bir kısmını indirdi. Ben yine Musa Aleyhisselam’ın yanına döndüm ve ona:

–Rabbim namazların bir kısmını indirdi, dedim. Musa Aleyhisselam yine bana:

−Rabbine müracaat et, çünkü senin ümmetin buna güç yetiremez! dedi. Ben bir daha Rabbime müracaat ettim. Allah Azze ve Celle namazların bir kısmını daha indirdi. Tekrar Musa Aleyhisselam’ın yanına döndüm. Musa Aleyhisselam bana yine:

−Rabbine dön! Zira senin ümmetin buna güç yetiremez! dedi. Bunun üzerine ben tekrar Allah Azze ve Celle’ye müracaat ettim. Allah Azze ve Celle bana:

−Onlar beştir ve yine onlar ellidir. Benim yanımda söz değiştirilmez! buyurdu. Ben Musa Aleyhisselam’ın yanına döndüm. Musa Aleyhisselam bana yine:

−Rabbine müracaat et, dedi. Ben de:

−Rabbimden utanır oldum, dedim. Sonra Cebrail Aleyhisselam beni, Sidretu’l-Münteha’ya götürdü. Sidretu’l-Münteha’yı öyle acayib renkler kaplamıştı ki, onlar nedir bilemem! Sonra cennete girdirildim ki içinde birçok inci dizileri vardı ve toprağı da misk idi.”

(Buhari 7/3024, 8/3635, 16/7380, Müslim 162/259)

Başka bir hadis-i şerifte, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Ben Mi'râc’da dördüncü kat semaya çıktığımda, İdrîs aleyhisselâm ile karşılaştım. Cibrîl bana: “Bu gördüğün İdrîs’tir. Ona selam ver!” dedi. Bende O’na selam verdim. O da benim selamıma cevap verdi. Sonra (bana): ‘Merhaba salih kardeş, salih  Peygamber!’ dedi” buyurmaktadır.

(Buhârî, Bed’ü’l Halk, 6; Müslim, İman, 259-264.)

 Bazı âlimler, İdrîs (aleyhisselâm)’ ın halen semada ve sağ olduğunu ifade etmektedir. Oysa ki bu görüşün temelinde Ehli Kitap’dan yapılan nakiller vardır. Mevdûdî, “Âyetteki yüce mekanın açık anlamı, Allah’ın İdrîs’i yüksek bir makama erdirmesidir” demektedir.

(Ebu’l- A’lâ Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, III, 225.)

Hakikat odur ki, İdrîs (aleyhisselâm) vefat etmiştir. Onun makamı yücedir. Bir rivayete göre Cennettedir. Allah, her şeyin en iyisini bilendir. Bu konuları tartışıp zaman kaybetmek yerine İdrîs (aleyhisselâm)'ın yüce bir makamı olduğunu bilmemiz yeterli olacaktır. En doğrusunu hiç şüphesiz Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.



Ağlayarak Secdeye Kapanan Nebi:



Yeryüzünde fesadın ortadan kaldırılması, insanların Allah’a kul olmaya çağırılması için mücadele eden Tevhid davetçilerinin en güzel örnekleri Allah’ın peygamberleridir. Rabbimiz, İdrîs (aleyhisselâm) ve diğer peygamberleri şöyle anlatmaktadır:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İşte bunlar; Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden olup, Âdem'in soyundan, Nûh ile gemide taşıdıklarımızın soyundan; İbrahim ile İsrâîl'in soyundan, hidayet yolunu gösterip seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlar.”

(Meryem: 19/58)

Bu ayetlerde İdrîs (aleyhisselâm)' ın şu özellikleri sıralanmaktadır: O, Rabbine karşı gayet samimi bir kul; Rahman'ın ayetleri kendisine okunduğu zaman ağlayarak Rabbine secde eden biridir. Onun ağlayarak secdeye kapanması, Allah’ın emirlerini kabul ve rızanın işaretleri olan ferah ve sürûrdan kaynaklanır. Rahman kelimesi kahır ve azameti değil; lütfu, ilahi sevgi ve şefkati gerektirir.

Ağlamak gözyaşı akıtmak üzüntü ve endişe halinde olur. Bu ayette ise –Allah Subhanehu ve Teâlâ,  İdrîs (aleyhisselâm)' ın Rabbini hakkıyla tanımaktan dolayı sevinç gözyaşları döktüğü anlatmaktadır. Çünkü Rahman ismi bu manaya gelir. Allah onu bu güzelliklerinden dolayı seçkin kılmış, doğruya ulaştırmıştır. İdrîs (aleyhisselâm) Allah yolunda daveti esnasında başına gelenlere sabırla direnmiştir. Allah onun şanını ve mekanını yüce kılmış, ilim ve hikmet vererek onu seçmiştir.

Bazı müfessirler, İbranîlerin ebedi hayata erip ölmeden Cennete giren kişi olarak gördükleri Hanok ile Kur’ân’ın ifade ettiği  İdrîs (aleyhisselâm)’ ın aynı kişi olduğunu kabul ederler. Abdullah ibn Abbas (radıyallahü anhümâ) İdrîs (aleyhisselâm)' ın terzilik yaptığını ve her iğne batırışında “Sübhanallah” zikrini söylediğini, akşam olduğunda ise yeryüzünde ameli ondan daha üstün bir insan olmadığını rivayet etmiştir.

(İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm, V/236.)



İdrîs (aleyhisselâm)' ın  Özellikleri:



Rivayete göre, İbn Kuteybe’den İdrîs (aleyhisselâm)' ın uzun boylu, beyaz tenli, geniş göğüslü, iri kemikli, vücudu hafif kıllı, gür saçlı, yumuşak sesli ve kısa adımlı olduğu rivayet edilir. En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

(İbn Kuteybe, Maarif, s. 10.)

Rivayete göre, Fahreddin Râzî, “Biz onu yüce bir mekana yükselttik” ayetiyle ona Peygamberlik ve otuz sahife verilmesinin yanında onun kalemle yazı yazan, elbise diken, hesap ve yıldız ilmiyle meşgul olan ilk insan olduğunun kastedildiğini söyler.

(Fahreddin Razi, Mefatihül’l-Gayb, XXI/233.)


Rivayete göre, İbn Esîr ise, teraziyi ilk kullanan, ilk defa yazı yazan, demiri keşfedip ondan aletler yaparak ziraatı geliştiren kimsenin İdrîs (aleyhisselâm) olduğunu nakleder. Ayrıca onun  deriden elbiseler diktiğini, Âdem (aleyhisselâm) ve Şît (aleyhisselam)' a verilen sayfaları ezberlediğini, yıldızların ilmine, tıp, hesap ve bitkilerin sırrına vakıf olduğunu rivayet eder.

(İbn Esir, Kâmil, I,59.)

İdrîs (aleyhisselâm)' ın Allah Subhanehu ve Teâlâ'ya ibadet için evler inşa eden ilk kimse olduğu ve Nûh (aleyhisselâm)' ın zamanında tufan olacağını önceden haber verdiği de ifade edilmiştir.

İdrîs’in (aleyhisselâm) bugünkü Irak topraklarında doğduğuna daha sonra ise Mısır’a geldiğine dair rivayetler vardır. Rivayete göre,  İdrîs (aleyhisselâm) 165 veya 365 yaşında vefat etmiştir.

 

Vasiyeti:



Rivayete göre, İdrîs (aleyhisselâm) vefatından hemen önce evlatlarına ve Müslümanlara, kötülerle düşüp kalkmamalarını, onlara meyledenlerin azaba uğratılacağını bildirdi. Onlara, kötü insanlardan uzak durmalarını emretti. Allah Subhanehu ve Teâlâ'ya ibadette ihlaslı olmalarını, doğruluk ve yakîn üzere amel etmelerini tavsiye etti.

(Yakubi, Tarih, thk.: Abdülemir El mehnâ, (I – II) Beyrut, ty. I, 36.)

Rabbimizden İdrîs (aleyhisselâm) gibi özü sözü doğru insanlardan, Allah'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanıp sabredenlerden ve salih kimselerden olmayı temenni ederiz. Allahümme Amin.

Bazı rivayetlere görede, İdris (aleyhisselâm)' ın ölmediği göğe kaldırıldığı bildilmektedir. Delil olarakta Hazret-i Ümmühan selemenin şu rivayetidir. En doğrusunu hiç şüphesiz Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

Hazret-i Ümmü Seleme'nin, bildirdiğine göre: 

İdris (aleyhisselâm), Ölüm Meleğinin dostu idi. O'ndan, Cennet'i ve Cehennem'i, kendisine göstermesini istedi. O da, onu, yükseltti. İdris (aleyhisselâm), Cehennem'i görünce, ondan korktu, az kalsın bayılacaktı. Ölüm Meleği, onun üzerine kanadını gerip: "Gördün onu, değil mi?" dedi. İdris (aleyhisselâm): "Evet! Bu güne kadar, onu, hiç görmemiştim!" dedi.

Ölüm Meleği, Cennet'i görünceye kadar onu götürüp Cennet'e girdi ve İdris (aleyhisselâm)' a: "Cennet'i de, gördün değil mi?" dedi. İdris (aleyhisselâm): "Evet! Vallahi, burası, Cennet'tir!" dedi. Ölüm Meleği: "Haydi, gördüğüne git!" dedi. İdris (aleyhisselâm): "Nereye gideyim?" diye sordu. Ölüm Meleği: "Nerede olmak istersen, oraya git!" dedi. İdris (aleyhisselâm): "Hayır! Vallahi, ben, oraya girdikten sonra, çıkmam!" dedi. Ölüm Meleğine: "Sen, onu, oraya koyma! Oraya girince, hiç kimse için, bir daha oradan çıkmak yoktur!" denildi.

(Deylemî-Firdevs, I/224-225 no 862)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Biz Onu idris'i yüce bir makama yükselttik."

(Meryem: 19/57)

mealindeki ayetten ötürü, Hz. İdris’in göklere çıkarıldığına dair rivayetler söz konusu olmuştur.

Bazı âlimler bunun Hz. İdris’in ruhunun kabzedildiği dördüncü veya altıncı kat sema olduğunu, bazıları bununla cennetin kastedildiğini, kimileri de ona peygamberlik verilmesinin ima edildiğini söylemişlerdir. 

(Taberî, Razi ilgili ayetin tefsiri)

Sahih-i Müslim’de Peygamberimizin (asm) Hz. İdris’i dördüncü semada gördüğüne dair bilgi vardır. (bk. Müslim, İman, 264)

Fakat cennetle ilgili bir hususa değinilmemiştir.

Bu konuyu detaylı bir şekilde kitabına alan Suyuti, ilgili rivayetlerin sahih olup olmadığını açıklamamıştır. Bilakis verdiği bilgiler arasında önemli farklılıkların bulunması, bunun kesin bir bilgiye dayanmadığını gösterdiği söylenebilir. 

(Misal olarak bk. ed-Durru’l-mensur,1/139-380) 

En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

Allah’ın (Azze ve Celle)'nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, İdris (aleyhisselâm)'ın, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.

KAYNAK:

KUR'AN VE SAHİH SÜNNET









Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

İdris (Uhnuh) (Aleyhisselâm) Hayatı

Polat Akyol Polat Akyol