Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Sâlih (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı 2


SÂLİH (ALEYHİSSELÂM)'IN  HAYATI (KISSASI)  DEVAMI 2


Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Onun kulu ve Rasûlü’dür…

Bundan sonra:

Değerli okuyucular; Bu yazımda da inşeAllâh, Sâlih (aleyhisselam)' ın hayatını (kıssası)'nı anlatmaya çalışacağım. Sâlih (aleyhisselâm)  Yüce Kitabımız Kur'anı Kerim'de ismi geçen Peygamberlerden birisidir. Rivayete göre, Sâlih (aleyhisselâm) Allah Subhanehu ve Teâlâ' nın Peygamber Âdem  (aleyhisselâm)' dan itibaren  Âdem (aleyhisselâm) oğullarına göndermiş olduğu altıncı  Peygamberdir.  En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

Ashâb-ı Hicr’in Sâlih (aleyhisselâm)' ı Yalanlama Sebepleri:

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ

"‎Semûd (Kavmi de) uyarıları yalanladı."

‎(Kamer:  54/ 23) 

Semûd kavmi Allah’ın verdiği nimetlerle lüks ve görkemli bir hayat yaşamaya başlamışlar, buna karşılık şükredeceklerine şımarıp azgınlaşmışlar ve haktan yüz çevirmişlerdi. Allah’ın onlara rahmet olarak gönderdiği Sâlih (aleyhisselâm)' ı uyarıcı olarak kabul etmemişlerdi. Semûd kavminin bu azgınlığının sebepleri Kurân-ı Kerim’de şöyle açıklanmıştır:

1-  Allah’ı ve ahireti unutarak dünyada ebedi kalacakmış gibi davranmaları: 

Âd kavminin uğradığı yıkımdan sonra Allah’ın, rahmetiyle birçok nimetler verdiği Semûd kavmi zamanla Allah’ı ve âhiret gününü unutmuş; dünyaya sımsıkı bağlanmışlardı. İnsanoğlunun genel karakterinde var olan ve nefislerini temizleyip tedavi etmeyen insanlarda ortaya çıkan, nimetlerle şımarıp âhireti unutma hastalığı onlarda da ortaya çıkmıştı: 

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ

"‎Ona dokunan bir zarardan sonra, kendisine bir rahmet tattırsak hiç şüphesiz, “Bu, benim (hakkımdır) ve ben kıyametin kopacağını düşünmüyorum. Şayet Rabbime döndürülecek olsam O’nun katında, benim için daha güzel olanı vardır.” der. Andolsun ki kâfirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve yine andolsun ki onlara en kaba/sert azaptan tattıracağız."

‎(Fussilet:  41/50) 

Sâlih (aleyhisselâm), kavminin bu hastalığa yakalanmasını istemiyordu. Halkını sadece Allah’a kulluk etmeye çağırırken, onlara mevcut durumlarını ve Allah’ın nimetlerini iyice düşünüp ibret almalarını da öğütlüyordu. Fakat onlar uyarılara kulak asmadılar:  

(A'râf:  7/73-74);

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

"‎Ve Semûd Kavmi’ne de kardeşleri Sâlih’i (peygamber olarak gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk/ibadet edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki Rabbinizden size apaçık bir (mucize) geldi. Bu, Allah’ın dişi devesi, sizin için bir ayet/mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülük etmeye kalkmayın. Yoksa can yakıcı bir azap sizi yakalar.”

‎(A'râf:  7/73) 

‎وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ

‎“Hatırlayın! Hani (Allah) Âd Kavmi’nden sonra sizleri halifeler kılmış ve sizi yeryüzüne yerleştirmişti. Ovalarında saraylar inşa ediyor, dağlarından evler yontuyordunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.”

‎(A'râf:  7/74) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

“Büyüklük taslayanlar, “Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz” dediler.”

(A'râf:  7/76) 

‎ كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ

‎"Semûd ve Âd, (sarsıcı kıyamet olan) Karia’yı yalanladılar."

‎(Hakka: 69/ 4) 

2 - Önyargılı bir şekilde Peygamberleri ve âyetleri yalanlamaları: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ

“Gerçekten Hicr kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.”

(Hicr:  15/80) 

Semûd kavminde Sâlih aleyhisselâm ve davetine karşı bir uğursuzluk saplantısı vardı: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ

Dediler ki: “Sen ve beraberindekiler bize uğursuzluk getirdiniz.” Dedi ki: “Sizin (başınıza gelip de) uğursuz sandığınız şeyler, Allah katından (başınıza gelmiştir). Bilakis siz, denenen bir kavimsiniz.”

‎(Neml:  27/ 47) 

3 - Kötülüğü hidayete tercih etmeleri: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ

“Semûd’a da Biz doğru yolu gösterdik; fakat onlar kötülüğü hidayete tercih ettiler. Onları da kazandıkları günahlar yüzünden aşağılayıcı bir azabın yıldırımı çarpıverdi."

(Fussilet:  41/17) 

Hiç şüphesiz zalim kavmin bu ahmakça tercihinin arkasında azgın nefislerine uymaları gizliydi: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ

“Semûd kavmi azgınlığı yüzünden peygamberini yalanladı."

‎(Şems: 91/11) 
 
4 - Atalarının taptıklarını kutsayıp, tutuculuk yapmaları: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ ف۪ينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ

Demişlerdi ki: “Ey Sâlih! Bu (davetinden) önce, bizim aramızda hakkında (iyi şeyler) düşünülen/ümit beslenen biriydin. (Ne yani) şimdi bizi, babalarımızın ibadet ettiklerine ibadet etmekten engelliyor musun? Gerçek şu ki biz, senin bizi davet ettiğin (tevhidden) huzursuzluk veren bir şüphe içindeyiz.”

‎(Hûd:  11/62) 

5 - İktidar hırsıyla topluma zorbaca hakim olmak istemeleri ve bu yüzden çeteler kurmaları: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

"‎Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Yeryüzünde bozgunculuk yapar, ıslah etmezlerdi."

‎(Neml:  27/48) 

‎ اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ

"‎En bedbaht olanları harekete geçtiğinde,"

‎(Şems:  91/12) 

 ‎ فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ

"‎Arkadaşlarına seslendiler. O da (bıçağı) aldı ve deveyi kesti."

‎(Kamer:  54/29) 

6 - Karışıklık çıkarıp fesadı yaygınlaştırarak toplumun düzenini bozmaya çalışmaları ve kaos ortamında amaçlarına ulaşmak istemeleri: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ

‎“Hatırlayın! Hani (Allah) Âd Kavmi’nden sonra sizleri halifeler kılmış ve sizi yeryüzüne yerleştirmişti. Ovalarında saraylar inşa ediyor, dağlarından evler yontuyordunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.”

‎(A'râf:  7/74) 

 (Şuarâ 26/151 - 152);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ

‎“(Haddi aşan) aşırıların işine uymayın.”

‎(Şuarâ:  26/151) 

‎ اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

“Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk eder, ıslah etmezler.”

‎(Şuarâ:  26/152) 

7- Toplumda bölücülük yapmaları ve düşmanlık ortamında iktidarlarını yürütmek istemeleri: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَر۪يقَانِ يَخْتَصِمُونَ

Andolsun ki biz: “Allah’a ibadet edin.” diye (davet etmesi için) Semûd’a kardeşleri Salih’i gönderdik. (Davet başladığı ânda) birbirlerine hasım olan iki grup oluverdiler."

‎(Neml:  27/45) 

Bir toplumda bu kadar bozukluğun olması o toplumu helaka sürükler. Maalesef günümüz toplumlarında da bu durum aynen mevcuttur. Semûd kavmi helaki hak ediyordu ancak ilâhî rahmet gereği helakten önce son bir fırsat verilip uyarılmaları gerekiyordu. İşte böylece Semûd kavmine uyarıcı olarak Sâlih (aleyhisselâm) gönderildi.

Dokuz Kişilik Çete Sâlih (aleyhisselâm)' a Tuzak Kuruyor:

Semûd kavmi attığı her adımda Helaka biraz daha yaklaştı. Son adım olarak Peygamber ve ailesini alçakça bir suikastla yok etmek istemiş ve bu maksatla gizlice toplanarak haince bir plan yapmışlardı. Bu tertibi Kur’ân-ı Kerim bizlere şöyle haber vermektedir:

(Neml:  27/48 - 49);

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

"‎Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Yeryüzünde bozgunculuk yapar, ıslah etmezlerdi."

‎(Neml:  27/48) 

 ‎ قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه۪ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه۪ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

Aralarında Allah adına yemin ederek demişlerdi ki: “Ona ve ailesine bir gece baskını vereceğiz, sonra da velisine, ‘Biz, ailesinin helak oluşunu görmedik. Biz, gerçekten doğru söyleyenleriz.’ diyeceğiz.”

‎(Neml:  27/49) 

Sözüm ona Allah’ın adıyla yeminleşen bu azgınlar rahmet olarak gönderilen bir peygambere tuzak kurmak istemişlerdi. Onlar gibi Allah adına hareket ettiğini söyleyip Allah dostlarını yok etmek isteyen zalimler tarihin her döneminde var olmuşlardır. Semûd kavmi deveyi öldürerek haddi aşmış, günah işlemekte korkusuzlaşmışlardı. Onlara göre yeryüzünde kendisinden korkulacak hiçbir varlık yoktu ve onlar karşılarına çıkacak bir güç de görmüyorlardı. Onların akıllarının ucuna bile getirmedikleri Rableri ise onlara şöyle hitap ediyordu: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ

"‎Bak (bakalım), tuzaklarının sonu nasıl bitmiş? Biz onların ve kavimlerinin tamamını yerle bir ettik."

‎(Neml:  27/51) 

Öyle anlaşılıyor ki Semûd kavminin mucize olan deveyi öldürmelerinden sonra Sâlih (aleyhisselâm)' ın onlara: 

“Size üç gün mühlet verildi” demesine karşın, onlar bu sözün etkisini kırmak istemişler ve üç gün içinde Sâlih (aleyhisselâm)' ı öldürmeye karar vermişlerdi. Böylesi alçakça bir cinayeti fail-i meçhul olacak şekilde işleyip kendilerine göre deveden kurtuldukları gibi ondan ve taraftarlarından da kurtulmuş olacaklardı. Fakat Allah Teâla onların bu hilesine karşı daha büyük bir tuzak hazırlamıştı. Muhtemeldir ki bu gece üçüncü gece idi.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ

"‎Sabah vakti onları (kulakları sağır edip, beyinleri patlatan) bir çığlık yakalayıverdi."

‎(Hicr:  15/83) 

"‎(Derken) Güneş’in doğmasıyla onları bir çığlık yakalayıverdi."

‎(Hicr:  15/73) 

onların işlerini bitirdi. Yüce Rabbimiz Semûd’un helâkini şöyle anlatıyor: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

‎"Onları (kulakları sağır edip beyinleri parçalayan) çığlık hak ile yakaladı ve onları çer çöp hâline getirdik. (Dedik ki:) “Zulmeden kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.”

‎(Mü'minûn:  23/41) 

‎ اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ

"‎Hiç şüphesiz, onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Onlar, çalı çırpının etrafa dökülen kırıntıları gibi oldular."

‎(Kamer:  54/31) 

 ‎ وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ

"‎O zulmedenleri ise (kulakları sağır edip beyinleri patlatan) bir çığlık yakalayıverdi. Öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar."

‎(Hûd:  11/67) 

 ‎ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ

"‎(Bunun üzerine) onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar."

‎(A'râf:  7/78) 

‎ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ

"‎Kazandıkları şeyler onları (Allah’ın azabından) kurtaramadı."

‎(Hicr:  15/84) 

‎ فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِه۪ۚ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًاۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُۚ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَاۚ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

"‎Her birini günahıyla yakalayıverdik. Onlardan kiminin üzerine taş yağdıran bir fırtına gönderdik. Kimini (kulakları sağır eden) bir çığlık yakalayıverdi. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi, onlar kendilerine zulmediyorlardı."

‎(Ankebût:  29/40) 

 ‎فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ

‎"Onu yalanladılar ve (deveyi) kestiler. Rabbleri, günahları sebebiyle, köklerini kurutan bir azapla onları helak etti ve orayı dümdüz/yerle bir etti."

‎(Şems:  91/14) 

Semûd kavminin yok edilişini anlatan ayetlerde “şiddetli bir sarsıntı” ve “korkunç bir sesten” söz edilmektedir. Bu da şiddetli bir deprem ya da yanardağ patlamasını akla getirmektedir.  Depremle beraber bir sesin olması da bilinen bir hakikattir. Bütün bunlardan anlaşılan ansızın gelen azabın, bir patlama sesiyle başlayıp korkunç bir sarsıntıyla devam etmesidir. En doğrusunu Allah bilir. Önce diz üstü çöken Semûd’lular daha sonra yere yığılmışlardır. Ahırlarda bir tarafa atılmış çer çöp gibi üst üste saçılmış, bütün gururları ayaklar altında olacak şekilde helak olmuşlardır. 

(Şuarâ:  26/158 -159)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

"‎Bunun üzerine azap onları yakalayıverdi. Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir."

‎(Şuarâ:  26/158) 

 ‎ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ 

"‎Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet) O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir."

‎(Şuarâ:  26/159) 

 Semud Kavminin Helakı:

Allah'u teâlâ Sâlih (aleyhisselâm)' a vahiy gönderip; 

“Kavmine azâbın geleceğini bildir” buyurdu. 

Bu durum Kur’an-ı kerîmde Hûd sûresi 65. âyet-i kerîmesinde şöyle bildirilmektedir: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ

‎(Tüm uyarılara rağmen) onu kesmişlerdi. Demişti ki: “Yurdunuzda üç gün daha keyif sürün. Bu, (Allah tarafından) yalanlanmayacak (mutlaka vuku bulacak) bir tehdittir.”

‎(Hûd:  11/65) 

Bu âyet-i kerîmenin üç hükmü ihtivâ ettiği bildirildi. 

Birincisi: Sâlih (aleyhisselâm)' ın  kavminin mûcize olan deveyi öldürmeleri; 

İkincisi: Sâlih'in müşrik Semûdlulara kendi beldelerinde ve hânelerinizde üç gün yaşayın demesi; 

Üçüncüsü: helâklerine üç gün kalıp, üç günden ziyâde yaşayamayacaklarına dâir vâdin doğru bir vâd olup yalan olmadığını beyân etmesidir.

Semûdlular, Sâlih (aleyhisselâm)' ın azâb vadi karşısında; 

“Ey Sâlih! Elinden geleni ardına koyma. Biz deveyi öldürerek etini yedik. Sen uzun zamandır bizi azâbla korkutursun. Biz ondan bir eser göremiyoruz” dediler. 

O gecenin sabahında bir takım acâib hâllerle karşılaştılar. Devenin bastığı yerlerden kan fışkırdığını, ağaçların yapraklarının kızardığını, kuyu suyunun kan kırmızısı, yüzlerinin de sapsarı olduğunu görüp, birbirlerine haber verdiler. Sonra Sâlih (aleyhisselâm)' a gittiler ve; 

“Ey Sâlih! Sen bizim renklerimizde ve etrâfta olan değişikliğe ne dersin” dediler. 

Sâlih (aleyhisselâm)' da; “Bu, Allah'u teâlâ'nın azâbının ilk alâmetidir. Bu ilk gününüzdür” buyurdu. 

Semûdlulardan deveyi öldüren dokuz kişi; 

“Sâlih bizlere ne sihir varsa yapıyor. Üç güne kadar da azâb vâdi var. O gelmezden önce Sâlih'i, âilesini ve ona inananları öldürelim” dediler ve yola çıktılar. 

Gece olduğunda Sâlih (aleyhisselâm)' ın mescidine geldiler. Cebrâil (aleyhisselâm) birer taşla her birini öldürdü. Ertesi gün Semûdlular bu dokuzunun cesetlerini buldular. Kur’an-ı kerîmde bu durum şöyle bildirilmektedir:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

"‎Onlar tuzak kurdu, biz de bir tuzak kurduk, onlar farkında değillerdi."

‎(Neml:  27/50) 

 ‎ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ

‎"Bak (bakalım), tuzaklarının sonu nasıl bitmiş? Biz onların ve kavimlerinin tamamını yerle bir ettik."

‎(Neml:  27/51) 

Allah'u teâlâ Sâlih (aleyhisselâm)' a Cebrâil  (aleyhisselâm)' ı göndererek müşriklerin tuzaklarından ve başlarına geleceklerden haberdâr etti. O da îmân edenlerle birlikte (4.000 kişi olduğu rivâyet edilmiştir) o beldeyi terk ettiler. Bunların kurtulmalarına sebep îmânları idi. Allah'u teâlâ bu durumu Hûd sûresi 66. âyet-i kerîmesinde şöyle bildirmektedir; 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ

"‎(Helak) emrimiz gelince, Sâlih’i ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle, o günün alçaltıcı ve rezil edici (azabından) kurtardık. Şüphesiz ki senin Rabbin, (güç ve kuvvet sahibi) El-Kaviy ve (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz olanın ta kendisidir."

‎(Hûd:  11/66) 

 ‎ وَاَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

"‎İman eden ve korkup sakınan kimseleri ise kurtardık."

‎(Neml:  27/53) 

İkinci günde Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu. Azâbın geleceğine kanaat getirip feryâd ettiler, bağrıştılar, ağlaştılar. İki gün geçti dediler. Üçüncü günü yüzleri simsiyah oldu. Sanki yüzlerine zift sürülmüştü. Hepsi me’yûs olup; “Azâb hangi taraftan gelir” diyerek sağa-sola ve semâya doğru bakıştılar.

Azâb geldiğinde, Allah'u teâlâ Cebrâil  (aleyhisselâm)' ı gönderip; 

“Semûd kavmi bana îmân etmediler. Nimetlere şükretmediler. Benim hâlık (yaratıcı) ve Rab olduğumu inkârla kendilerine mûcize olarak gönderdiğim nâkayı (deveyi) öldürdüler. Resûlüm Sâlih (aleyhisselâm)' ı yalanladılar. Şimdi onlara şiddetli sayha ile azâbı indir. Saraylarını, diyârlarını harâb et” buyurdu. 

Bu ilâhi emir üzerine bir sabah vakti azâb sayhası, Semûd kavminin insanlarını yakaladı. Cebrâil (aleyhisselâm) onları muhkem binâlarda helâk etti. Fahreddîn-i Râzî'nin beyânına göre, sayhanın şiddet ve heybetinden hepsinin ödleri patlamak sûretiyle öldüler. Allah'u teâlâ Kur’an-ı kerîmde meâlen bu hâli şöyle bildirmektedir:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ

"‎Sabah vakti onları (kulakları sağır edip, beyinleri patlatan) bir çığlık yakalayıverdi."

‎(Hicr:  15/83) 

 ‎ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ

"‎Kazandıkları şeyler onları (Allah’ın azabından) kurtaramadı."

‎(Hicr:  15/84) 

 ‎ اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ

"‎Hiç şüphesiz, onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Onlar, çalı çırpının etrafa dökülen kırıntıları gibi oldular."

‎(Kamer:  54/31) 

 ‎ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ

"‎(Bunun üzerine) onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar."

‎(A'râf:  7/78) 

‎ وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ

"‎O zulmedenleri ise (kulakları sağır edip beyinleri patlatan) bir çığlık yakalayıverdi. Öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar."

‎(Hûd:  11/67) 

 ‎ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

"‎Bunun üzerine azap onları yakalayıverdi. Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir."

‎(Şuarâ:  26/158) 

 ‎ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ 

"‎Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet) O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir."

‎(Şuarâ:  26/159) 

Bu âyet-i kerîmede, onların çoğu veya yarısı îmân edici olsa idi yâni Sâlih (aleyhisselâm)' a îmân etse idiler onlara azâbın gelmeyeceğine, gönderilmeyeceğine dâir işâret olduğu bildirilmektedir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ

"‎Semûd’a gelince, biz onlara hidayet ettik. (Fakat) onlar körlüğü/dalaleti, hidayete tercih ettiler. İşledikleri (masiyetlere) karşılık, alçaltıcı azabın yıldırımları onları yakalayıverdi."

‎(Fussilet:  41/17) 

İbn-i Abbâs (radıyallahü anh)' dan rivâyeten “Tefsîr-i Hazin” de beyân edildiğine göre; Sayha ile helâk olan ümmet ikidir: 

Birincisi: Sâlih (aleyhisselâm)' ın 
ikincisi: Şuayb (aleyhisselâm)' ın ümmetidir. 

Şu kadar ki, Sâlih (aleyhisselâm) ' ın ümmetine sayha, memleketlerinin altından ve Şuayb  (aleyhisselâm)' ın memleketlerinin üstünden geldiği rivâyet edilmiştir. Zirâ Şuayb  (aleyhisselâm)' ın kavmi de nasîhat dinlemeyip sonunda sayha ile helâk oldular.

Sâlih (aleyhisselâm) kavminin helâkinden sonra, kendisine îmân edenlerle birlikte Mekke'ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına yerleşti. (Hadramut tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır).

İman Sahipleri Kurtuldu:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ

"‎(Helak) emrimiz gelince, Sâlih’i ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle, o günün alçaltıcı ve rezil edici (azabından) kurtardık. Şüphesiz ki senin Rabbin, (güç ve kuvvet sahibi) El-Kaviy ve (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz olanın ta kendisidir."

‎(Hûd:  11/66) 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
 
‎ فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ

‎(Sâlih) onlardan yüz çevirdi ve “Ey kavmim! Andolsun, size Rabbimin mesajını ilettim ve size nasihat ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.” dedi.

‎(A'râf:  7/79) 

(Şuarâ:  26/142) ;  (Saffât:  37/124);

  Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
 
‎ اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

Hani kardeşleri Sâlih onlara, “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti.

‎(Şuarâ:  26/142) 

‎ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ

‎Hani kavmine, “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti.

‎(Saffât:  37/124) 

Sâlih (aleyhisselâm)  ve O’na inanan müminlerin bu bölgeden Allah’ın rahmetiyle kurtularak Sînâ Yarımadası’nda Musa Dağı diye bilinen bir bölgeye geldikleri ve burada yaşadıkları rivayet edilir. Kabrinin, Nebi Sâlih Tepesi’nde olduğu söylenmektedir. Ayrıca O’nun Mekke taraflarına geldiği ve bu bölgede yaşayıp Mekke’de vefat ettiği, kabrinin ise Kâbe’nin batısında Dâru’n-Nedve ile Hicr arasında olduğu da rivayet edilmiştir.

(İbn Kuteybe, Maârif, s. 14)

Salih (aleyhisselâm)' ın kabrinin nerede olduğu hakkında çeşitli rivayetler vardır ve kesin olarak nerede olduğu bilinmemektedir.

En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

Allah’ın (Azze ve Celle)'nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, Sâlih (aleyhisselâm)' ın, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) 'in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.

KAYNAK:

KUR'AN VE SAHİH SÜNNET













Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sâlih (Aleyhisselâm)'ın Hayatı (Kıssası) Devamı 2

Polat Akyol Polat Akyol