ALEM
ŞEYDA
Tutamadım. Neye elimi atsam kuraklık, neye tutunsam kıl kalır tuttuğum taraf ve ben araftan kurtulup neyle gönlümü eylesem karanlık olur etraf.
Geçen akşam annemle misafirliğe gittik. Poğaça, patates salatası, narlı bir tatlı beklerken önümüze hazır kurabiye geldi. Ben anlamıyorum arkadaş! Bize kim gelirse canımızın suyu sıkılır, milletin hiç utanması da yok. Dilimin ucuna kadar geldi de gözükmesin diye uğraştığım delik çorabımı çekiştirmekten konuşmaya fırsatım olmadı. O sırada mutfağın girişinde kapı aralığından çöp kovasını gördüm. Kaynağı bulmuştum. Bırak kendisini kızı da mı rahatsız olmaz dedim bu koca kovanın içinden bütün eve yayılan çürümüş yumurta kokusundan! Gerçekten ne insanlar var! Bir kere geldikleri şu dünyada hayat standartlarını kendi elleriyle düşürüyorlar. Ardından üç dakika sonra zar zor içebildiğim çayım da bitti. Tam o an Sıdıka ablanın ellerini gördüm. Abov! Görmez olaydım. Tırnaklar toynak olmuş, eller buruş buruş! Bu yaşta bu bakımsızlık olacak iş değil. "Ben istemem" diye bağırıverdim birden. "Yani çayı, kan düşüklüğü var da bende. Fazlası midemi bulandırıyor." Tabi tabii, mide bıraktılar sanki! Annemi dürtükledim, kalkalım da gidelim diye. Fısır fısır "Ayıp olur kızım, daha Aylin'i görmedik." dedi. "İyi de anne hasta ziyaretinin kısası makbul değil mi?" Annemin sigara kullanımına bağlı oluşan tok sesini duymadı da benim o ergenlikten kalma ince sesim Sıdıka ablanın kulağına kaçtı. "Ne oldu kızım, sıkıldın mı?" "Estağfurullah. Yarın iş var, Aylin'i görüp gideriz birazdan." Bir de herkese gösterdiğim fazla mütevazi hallerim yok mu! Beni tanıyanlar sözlerime değil mimiklerime bakıyordu zaten. Derken Aylin'in odasına yol aldık. Yol diyorum çünkü hiç bitmeyeceğini sandığım o çürümüş yumurta kokusu o dar koridorlardan burnumun direğine tırmanarak doruklara ulaşmıştı. O evden çıkana kadar annemle zirveyi paylaşmıştık.
SIDIKA
Tutukluyum. Neye adım atsam bataklık, neye tutkuyla bağlansam uzak durur o biçare ve ben çare ararken neyle gönlümü hemhal eylesem bertaraf edemem düşüne düşüne.
Hayat çok zor. Bir çocuk on çocuğa bedelmiş. Tabi başta koca da olmayınca onun üzerine örülü demir parmaklıklar aslında bana kelepçeymiş. Bir de şunlara bak! Eli boş, yüzü mayhoş gelmişler. Misafirliğe de delik çorapla gelinir mi hiç! Ama ben anlıyorum. Acıyorlar bana. Gerçi bana çoktan acıyorlardı ama Aylin de kafayı küçük yaşta hepten sıyırınca ona da acımaya başladılar. Yüzlerinden okuyabiliyorum. Hele şu Neriman'ın kızı Şeyda yok mu! İlk çayını hızlı hızlı bitirdi de ikincisinde midesi bulanırmış! O kadar tatlı kurabiyelerin yanına tuzluları da koymuştum bir tane bile almadı. Onun küçüklüğünü bilirim ben. Habire altına kaçırır dururdu. Aylin'le aralarında beş sene olmasına rağmen koca bir parkı saran koku ondan gelirdi. Ne tedavi yanıt verdi o sıralar ona ne de psikiyatri. Liseye geçince durulmamış gibi bir de benim kızım hastanede yattı diye ziyarete gelmişmiş. Sen bizim yaşadıklarımızın çeyreğini yaşa bakalım! O zaman on sekizinde referansla girdiğin işte hala çalışabilecek miydin acaba! Neriman da öyle sessiz öyle sessiz ki çıldırtıyor beni. Kızına gık diyemeyen kadın kendi dizini döver diye boşuna dememişler. Ay bir de "Ben de hastanede yatacağım, bir ay sonra dizlerimden protez olacağım." demesi yok mu! Olsun olsun. Ben de onlara ziyarete gittiğimde meyve suyu alırım. Azıcık misafirlik azıcık insanlık görsünler. O her şeyi boca ettikleri yemeklerini yemektense uslu uslu meyve suyumu içerim. Tabi ikram ederlerse!
NERİMAN
Tutturdum. Neyi çok istesem çok ısrarlı oldum. Neye ızdırap duysam acısı her yanımı sardı ve ben karar veremeden onu yaşarken buldum.
Eşimi sevmeden evlendim. Gerçi bu görücü usulü bizim zamanlarımızda popülerdi. Artık gençler çabuk sıkılıyor. Baksana, benim kız bile bir hafta biriyle görüşüyor bir hafta biriyle. Aylin'in ilk sevgilisi aldatmış onu, ondan böyle depresyona girivermiş kızcağız. Şeyda'nın en azından aklı yerinde. Sıdıka bakamamış kızına. Hoş, nasıl bakacak hem annesi hem babası. Nazı bir tek ona geçmiş. Ben gibi üç tane doğursun da göreyim onu! Garibim solmuş sararmış daha on beş yaşında. Yataklara düşmüş. Okulunu da dışardan okuyacakmış öyle diyorlar. Bunu Sıdıka'ya soramadım tabi. Hem ne diyecek ki! "Kızım bir oğlana gönül verdi o da kızımı yarı yolda bıraktı." mı? Oldum olası sevemedim şu tavrı. İnsan aynaya bakmalı gerçeği görmeli. Bu dünya kim için kime değer ki!
AYLİN
Herkes çok öfkeli. Bir tek ben görebiliyorum herkesin içini. Tutamayan bir işin ucundan, hayatını karanlığa çeviriyor. Tutuklu kalan, yalnızlığından şikayet ediyor. Tutturan ise ızdırabını derinlerde yaşıyor. Bu seçenekler arasında bana en uyan "tutunamamak" gibi duruyor. Çünkü ben artık sadece izliyorum. Bana deli diyorlar, gülüp geçiyorum. Neyin var diyorlar, susuyorum. Annem geliyor yanıma, konuşmak istiyor benimle görüyorum fakat ben uyuyorum. Hem de saatlerce. Hastane anılarımı bile anlatmadım kimseye. Elin oğlu incitmiş demesinler arkamdan. Emre'nin beni aldattığını bir tek annem bilsin. Gerçi bu dedikodu bizim mahallede çabuk yayılır. O yüzden kimseler bilmesin ruhumun en içerisindeki yaraları. Herkes birbirine yargı dağıtırken ben hep doğrudan yanaydım. Hatta doğruyu güzelce söylemekten yana. Bu yüzden kırdılar beni, hassas olduğum için. Diğer insanlar gibi olmadığım için farklılaştırıldım. Babamı bekliyorum. Tahliyesine iki yıl kaldı. Birlikte anı üstüne anı yaşayacağız. O gelene kadar da bu oda benim hapishanem. Anneme söyledim, şu karşıdaki beyaz duvara ayna alacak. Her gün camdan yansımamı görmem canıma yetti. Bir de gözlük numaralarım büyüdü herhalde, bulanık görmeye başladım. Aman canım! Her şeye de ben el atacak değilim, siz de can atın!
HEMŞİRE
Günlerden cuma. Görüş günü. Aylin'in yine hiçbir geleni gideni yok. Halası, dayısı da mı yok diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Dört ay oldu biz arkadaş olalı fakat hala bir ilerleme kaydedemedik. Trafik kazasında kaybetti annesini. Ondan sonra geldi bizim servise. Odasından hiç çıkmadı. İnlemeleriyle yaşam belirtisi veriyor. Mesela geceleri baba diye sayıklıyor. Tırnaklarını avucunun içine geçirdiğini görüyorum her sabah kahvaltı götürdüğümde odasına. Kim bilir gece boyunca neler yaşıyor o alemde. Geçen hafta haberi geldi, babası da cezaevinde intihar etmiş. Zavallı Aylin... Nasıl da hissetmiş. Gündüzleri ise bir şeyler diyor sürekli. Yakın zamanda seçebildiğim kelimeler ameliyat mesela, hastalık diyor, misafir diyor. Geçen gün meyve suyu diye sayıkladı, dedim belki canı çekmiştir aldım getirdim. "O bizim değil" dedi. 'Senin' dedim yok, 'iç' dedim o da yok; ikram deyince içebildi. Belli belirsiz isimler söylemeye devam ediyor. Ah bir anlasam onu, o da benim sorularımı anlasa. Nefes alışlarını bile bazen duyamıyorum da hemen nöbetçi hekimimize haber veriyorum. Çok ağır dozda ilaçlar kullanıyor haliyle bulanık görüyor. Bünyeye dokunuyor tabi. Ama hakikaten ben artık onu böyle görmek istemiyorum.
Hayata tutunmaya zorunlu bırakılan genç, dupduru bir kız o. Hayatla mücadelesi bitmeyecek. Beynini kandırdığı her kurulu senaryoda biraz daha gerçeklerden men edilecek. Çok zor belki ama Aylin kendini bir gün toparlayacak. Ne kadar o toplu şekilde kalır bilmiyorum fakat topu üstlendiği ve zamanla her şeyi kabullendiği an anılarda boğulmak yerine ‘an’ ı yaşayacak…
TUĞSEL
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.