Şiirini Unutan Şair
ömleğimin sol cebinde bir ağırlık vardı, hatırlıyorum;
Bir kentin bütün anahtarlarını taşırdım o küçük, yırtık cebimde.
Cümlelerim vardı; hırçın atlar gibi şahlanan,
Dizginlerini sıkmasam göğü ortadan ikiye yaracaktı.
Şimdi ellerim ceplerimde; iki boş kuyu,
Parmak uçlarımda dilsiz bir sızı...
Bir adam, kendine ait olmayan bir eve girer gibi
Bakıyor alnındaki derin çizgilere.
Neydi o ilk mısra?
Hangi harf ile başlamıştı bu büyük yangın?
Bilmiyorum.
Mürekkebim, damarımdaki kanla barışmıyor artık.
Kütüphanem, bir mezarlık sessizliğinde şimdi;
Kendi kitaplarımı indirdiğimde raftan,
Sanki bir yabancının vasiyetini okuyorum gizlice.
"Bunu ben mi yazdım?" diyorum,
Bu devrimci nidayı, bu derin sitemi, bu körpe sevdayı...
Benim kalemimden çıkmış olamaz bu fırtına;
Ben ki şimdi bir bardak suyun durgunluğuna bile razıyım.
Şiir benden gitti;
Bir kadının kapıyı vurmadan çıkıp gitmesi gibi,
Bir kentin hafızasını kaybetmesi gibi...
Sokak isimleri silindi, anıtlar devrildi;
Geriye sadece tuğla yığınları ve anlamsız bir gürültü kaldı.
Meyhanede eski dostlar toplanmış, gözleri üzerimde;
"Hadi," diyorlar, "yine o mısrayı söyle, hani içimizi yakan."
Gülümsemeye çalışıyorum, dişlerimin arasında bir metal tadı.
Hatırlamıyorum.
Garsonun getirdiği hesap pusulası, benim şiirimden daha anlamlı şimdi;
En azından orada bir borç yazılı, bir karşılık var.
Benim içimde ise ödenmiş ama makbuzu kaybolmuş
Büyük bir yalnızlığın boşluğu...
Eskiden bir bakıştan bir destan yazardım,
Şimdi bir bakışa sadece bakıyorum.
Dünya artık metafor değil, dünya artık sadece dünya:
Taş sadece taş, yağmur sadece su
Ve ölüm, sadece bir son durak.
Belki de iyi oldu böylesi; bir nevi terhis ilanı.
Kelimelerin o ağır üniformasını çıkardım sırtımdan.
Artık "gül" deyince aklıma kan gelmiyor, sadece çiçek;
"Yâr" deyince bir uçurum kenarında hissetmiyorum kendimi.
Şiirini unutan bir şair,
Silahını denize atmış bir asker kadar hafifmiş meğer.
Ama gece olup da başımı yastığa koyduğumda,
Uykunun o gri dehlizlerinde,
Hâlâ o kayıp mısranın ayak seslerini duyuyorum.
Biliyorum, bir yerde bekliyor beni;
Belki hiç gitmediğim bir sokağın köşesinde,
Belki de hiç söylemediğim o son "elveda"nın içinde.
Gömleğimin sol cebi boş.
Yüreğim, üzerinden bir kervan geçmiş gibi yorgun...
Ben şiirimi unuttum,
Şiirim de beni.
Şimdi sadece bir "yaşayan"...
Ceketi omuzlarında, adımları ritimsiz,
Kendi suskunluğunun altında ezilen,
Artık sadece susarak konuşan
Yarım kalmış bir hikâyenin bilmem neresindeyim...
Kim bilir?
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.