Kavuşamayanların Matematiği
Sana veda edemem…
Edemem, çünkü yarım bıraktığın hikâyeyi
Giderek kapatamazsın.
Bu yüzden anlam verememiştim matematiğe;
İkiden bir çıkınca geriye sıfır kalmalıydı aslında.
Sen bütün kuralları bozdun.
Giderken eksilmedin…
İçimde büyüdün.
İki yitik yüreği birbirinden çıkarınca
Koca bir hiç kalmalıydı oysa.
Ama senden sonra
Ne aklım sustu
Ne içimdeki savaş bitti.
Sigara izmaritleriyle delinmiş kitap sayfaları gibiyim…
Mayıs sıkıntısı, ayraç niyetine saplanmış göğsümün tam orta yerine.
Hangi sayfada yitirdim seni, bilmiyorum.
Eylüle kaç mevsim kaldığını bile silmiş hafızam.
Avuçlarımda terleseydi ellerin bir kez olsun,
Uludağ kızılı vuracaktı saçlarına.
Hadi diyelim;
Bir kavak ağacını yurt belleseydik kendimize…
Rüzgâr, acı fısıltılarını bırakırken
Yabani otların arasından geçip
Usulca dalayacaktı gülüşünü.
Çok şey istemedim ki senden ben…
Çok fazlasında gözümüz yoktu zaten.
Açlığımız, dilimize çalınan birkaç kelimeyle dinecek sanıyorduk.
Bozkırın ortasına saçtım umutlarımı.
Kızılırmak yalnızca eriyen kar sularını taşımıyor Karadeniz’e;
Tüm ihtimalleri, bütün yarım kalmışlıkları,
‘yeniden’ diye başlayan ne kadar cümle varsa
Hepsini arşın arşın sürükleyip götürüyor.
Sonra ikindi vakti bir güneş düşüyor içime,
Mayıs karışmış bir umutla…
‘Her şeye rağmen’ der gibi.
Ve senin kokun,
Henüz yeni yeşeren çimenlerin üzerine bırakılıyor usulca.
Zaman, ilmek ilmek urganını örüyor boğazıma…
Saçlarım seyrelirken
Yüzüme çizgiler bırakıyor yıllar.
Sesimeyse,
Tam söylenmesi gereken anda susulmuş kelimelerin
Ağır matemi çöküyor.
Otursam şimdi karşına,
İnce belli bir bardağı bahane edip…
Hiçbir manzaraya yakıştıramam
Yıllardır yosun tutmuş gözlerini.
Biz, kendimize gelemeyecek kadar çok sevdiğimizi sandık.
Oysa birbirimize kavuşamayacak kadar
cesaretsiz,
Bir o kadar da korkaktık.
Şehrinde, sensiz bir vakitte
Tükettiğimi sandım içinden geçtiğin bütün yaşanmışlıkları.
Sonra maviye benzeyen bir ezgi çaldı bir yerlerde…
Gülüşünü anımsadım.
Beyaz önlüğün geldi aklıma,
Cümlelerine sinmiş o hastane kokusu.
Ve ben,
Seni yeniden sevdim o an.
Yeniden unutmak zorunda olduğumu bilerek…
Bilirsin beni;
Kararmış ufkumla,
Eksik kalmış yanlarımla
Ve batan gemileriyle ünlüdür içimdeki deniz.
Oysa biz,
Birbirimize doğru akıyorduk sessizce.
Gecenin dingin bir vaktinde birleşecek iki yalnızlık gibi…
Ben sana,
Bir babaanne masalı sıcaklığında uzansaydım eğer,
Başımı dizlerine koyup sustuğum yerde
Sanki bütün yaralarım iyileşecekti.
Seninle, ayrı vagonlarda
Aynı istikamete gidiyor gibiyiz…
Ne sen bir nokta koyabiliyorsun,
Ne de ben cümleni tamamlayabiliyorum.
‘Olamam’ dediğim yerlerde kaldı gölgem,
‘Yaşayamam’ dediğim şehirlerde tükendi yıllarım.
Belki de çok istemek;
Bir şeye sahip olmadan,
Onu içinde yavaş yavaş tüketmektir sevgili…
İnsan bir son istemez aslında,
Yalnızca son veremeyeceğini anladığında
Vedaları düşünmeye başlar.
Şimdi sen,
Hâlâ kaynağı olduğun kelimelerimi oku.
Ve kalbin pas tutmadığı için şükret.
Benim içimdeyse
Adı konmamış bir kederin gecesi var.
Her şey susuyor bazen,
Bir tek sana çıkan yollar konuşuyor.
Çünkü bazı insanlar gidince bitmez;
Eksikliği, ömrünün içine yerleşir .
Kendine iyi bak…
Ben, seni içimde taşıyarak yorulacağım.
Mayıs 2026 Eylül'e...
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.