Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Köken Kültürel Dna Sarmalı 2 İnanç

Köken Kültürel Dna Sarmalı 2 İnanç

KÖKEN KÜLTÜREL DNA SARMALI 2

İNANÇ

PUT NEDİR, TAPMAK NEDİR VE PUTA TAPMAK NEDİR?


Bu yolculuğa inanç ile başlamak istedim.


Çünkü insan doğasında yeri bir türlü doldurulamayan bir boşluktur inanç alanı.


Bu alanı her toplum, her birey farklı şekillerde ve farklı inançlarla doldurur.


Bizim kültürümüzde önemli bir yeri olan "puta tapmak" deyimi nedir, ne değildir?


Akademisyenler ne diyor?


Din bu konuda ne diyor?


Bir de ben hangi açıdan baktım, ne gördüm, ne buldum, ne anladım?


İşte konuya bunun anlatısıyla başlamak istedim.


Puta Tapmak Deyiminin Tarihsel ve Kültürel Yolculuğu


Günümüzde "puta tapmak" denildiğinde çoğumuzun aklına sahte tanrılar, taş heykeller ve ilkel dinler gelir.


Oysa bu iki kelimeyi oluşturan "put" ve "tapmak" sözcüklerinin hikâyesi sanıldığından çok daha derindir.


Önce sözlüklere bakalım.


Tapmak Nedir?


TDK'ya göre tapmak;


Tanrı'ya kulluk etmek,

Tanrı olarak tanıyıp tapınmak,

Büyük bir aşkla ve tutkuyla sevmek


anlamlarına gelir.


Nişanyan Sözlük ise Eski Türkçedeki "tap-" fiilinin ilk anlamlarından birinin "bulmak" olduğunu söyler.


Eski metinlerde:


"Ol neŋi tapdı"


yani:


"O nesneyi buldu."


şeklinde kullanılmıştır.


Daha sonra aynı fiil;


hizmet etmek,

bağlanmak,

kulluk etmek,

ibadet etmek


anlamlarını da kazanmıştır.


Bu bilgi önemlidir.


Çünkü tapmak kelimesinin ilk anlamı "bulmak"tır.


İlk katmanında yalnızca kulluk etmek değil, aynı zamanda bulmak fikri de bulunmaktadır.


Bu durumda Tanrı'ya tapmak;


Tanrı'yı bulmak,

hakikati bulmak,

doğru yolu bulmak


olarak da okunabilir.


Put Nedir?


TDK'ya göre put;


tapınılan heykel veya kutsal kabul edilen nesnedir.


Kubbealtı Lugatı da benzer biçimde tanrılaştırılmış heykel veya tasvir anlamını verir.


Nişanyan ise kelimenin Farsça "but" sözcüğünden geldiğini, bunun da Sanskritçe "Buddha" ile ilişkili olduğunu belirtir.


İşte benim için hikâye tam burada başlıyor.


Çünkü akademik etimoloji çoğu zaman burada durur.


Kelimenin geldiği dili söyler ve noktayı koyar.


Ben ise başka bir soru soruyorum:


Peki Farsçaya nereden geldi?


İran Dediğimiz Coğrafya


Bugün birçok araştırmada karşımıza sık sık şu cümle çıkar:


"Bu kelime Farsçadan alınmıştır."


Tamam.


Ama İran dediğimiz coğrafya yalnızca Farslardan mı oluşuyordu?


Safeviler kimdi?


Şah İsmail kimdi?


Kızılbaş orduları hangi halklardan oluşuyordu?


Saray dili neydi?


Bugün Kuzey İran'da yaşayan milyonlarca Türk kimdir?


Tarih boyunca İran coğrafyası;


Türklerin,


Farsların,


Kürtlerin,


Arapların,


Türkmenlerin,


Taciklerin


ve daha birçok halkın ortak yaşadığı bir bölge olmuştur.


Bu nedenle bir kelimeye yalnızca "Farsçadır" demek bazen açıklama değil, yeni bir sorunun başlangıcıdır.


Hint-Avrupa Meselesi


Benzer durum Hintçe için de geçerlidir.

Ve bilim adamlarının çoğu kelimeyi hint avrupa dilleri sınıfına soktukları,ya biraz kolaycılık belkide biraz politik bir konudur .


Bugün akademik dünya birçok kelimeyi rahatlıkla "Hint-Avrupa kökenli" olarak tanımlar.


Fakat çoğu zaman şu tarihî gerçek yeterince konuşulmaz:


Hindistan yüzyıllar boyunca Türk devletlerinin etkisi altında yaşamıştır.


Gazneliler,


Delhi Türk Sultanlıkları,


Babür Devleti


ve daha birçok Türk hanedanı Hindistan'da uzun süre hüküm sürmüştür.


Türkçe,


Farsça,


Arapça,


Urduca


ve yerel Hint dilleri aynı medeniyet havzasında iç içe yaşamıştır.


Bugün Hintçede bulunan birçok kelimeye bakalım:


Pazar / Bazaar


Dost


Meydan / Maidan


Divan


Aşk / Ishq


Fakir / Faqir


Şehir / Shehar


Saray / Sarai


Hava / Hawa


Bu kelimeler bugün Hintçede bulunmaktadır.


Fakat benim sorum şudur:


Bu kelimelerin bugün Hintçede bulunması, onların mutlaka Hintçe doğduğu anlamına mı gelir?


Yoksa yüzyıllarca birlikte yaşayan medeniyetlerin ortak kültürel mirasının parçaları mıdır?


Benim ilgilendiğim konu tam da budur.


Kelimenin milliyeti değil,


kelimenin yolculuğudur.


Puta Tapmak Nedir?


Benim bakışıma göre burada çok ilginç bir durum vardır.


Bugünkü anlamıyla bakarsak bu deyimlere ve kelimelere kesinlikle yanılırız.


Şu anda puta tapmak bizim için son derece olumsuz bir kavramdır.


Çünkü İslam öğretisi, Arap cahiliyesinde putlaştırılmış ve tanrılaştırılmış toplum önderlerini, tek tanrı ve tek ilah anlayışına aykırı bulduğu için reddetmiştir.


Benim gördüğüm ise şudur:


Tarih boyunca insanlar önce taşa tapmamıştır.


Önce insanları yüceltmiştir.


Önce doğru yolu gösteren peygamberleri,


liderleri,


kralları,


düşünce adamlarını,


ve dinî şahsiyetleri yüceltmiştir.


Budha bir insandı.


Konfüçyüs de öyle.


İsa bir insandı.


Ali bir insandı.


Lat bir insandı.


Menat bir insandı.


Uzza bir insandı.


İnsanlar önce kendilerine yol gösteren kişilere bağlanmışlardır.


Daha sonra onları olağanüstüleştirmişlerdir.


Sonra kutsallaştırmışlardır.


Ve bazı durumlarda ilahlaştırmışlardır.


Bu nedenle bana göre putlaşma önce insanla başlar.,insan varlıkları putlaştırırken kendi putperest olur


Heykel daha sonra gelir.


Put önce taş değildir.


Put önce rehberdir.


Put önce yol göstericidir.


Put önce işarettir.


İnsanların zamanla işareti amaç haline getirmesidir.


Yolu unutup yol göstericiye bağlanmasıdır.


KÖKEN'in Bakışı


İşte burada benim bakış açım devreye giriyor.


Tapmak eski Türkçede bulmak anlamını taşıyorsa;


puta tapmak da ilk anlam katmanında yolu bulmak olarak okunmalıdır.


Ben putu yalnızca heykel olarak görmüyorum.


Onu, insan zihninin idrak etmekte zorlandığı, zamandan ve mekândan münezzeh, evrene bile sığmayan yaratıcıyı elle tutulur ve gözle görülür hale getirerek kendi anlayışına yaklaştırma çabası olarak görüyorum.


Bu açıdan bakınca bu zavallı putlar bazen;


bir işarettir,


bir yön levhasıdır,


bir öğretmendir,


bir rehberdir.


Örnek olarak ilginç bir şey göstereceğim.


Rusçada:


Дорога (Doroga)


fiziksel yol anlamına gelir.


Путь (Put')


ise hem fiziksel güzergâh hem de yaşam yolu, yöntem ve yön anlamlarına gelir.


Bu nedenle ben putu yalnızca taş heykel olarak okumuyorum.


Hakikate götürmeye çalışan bir işaret olarak da okuyorum.


Fakat tarih boyunca insanlar çoğu zaman işareti hedef haline getirmiştir.


Putlaşma da burada başlamıştır.


Kültürel DNA Sarmalı


Benim için kelimeler yalnızca sözlük maddeleri değildir.


Onlar kültür taşırlar.


Tarih taşırlar.


Komşuluk taşırlar.


Özellikle Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarında yaşayan Türkler, Moğollar, Tatarlar, Ruslar, Kıpçaklar, Başkurtlar, Çuvaşlar, Nogaylar, Uygurlar, Kazaklar, Özbekler, Türkmenler ve daha nice halk yüzyıllarca hem fiziki hem kültürel alışveriş yapmıştır.


Bu yüzden birbirlerinden kelime almaları doğaldır.


Semaver Rusçadır ama bize yabancı gelmez.


Çünkü komşu kültürdür.


Gardiyan İtalyancadır.


Jandarma Fransızcadır.


Tıp terimlerinin çoğu Latince kökenlidir.


Bu yüzden halkın kulağına daha yabancı gelirler.


Arapça ve Farsça dinî ve hukukî terimler ise bize daha tanıdık gelir.


Örneğin Kur'an'da Hz. Muhammed için "Nebi" ve "Resul" ifadeleri kullanılır.


Buna rağmen biz günlük hayatta "Peygamber" deriz.


Çoğu insan bunun nedenini düşünmez.


Çünkü kültürler birbirine karışmıştır.


İşte Kültürel DNA Sarmalı dediğim şey tam olarak budur.


Bir kelimenin gerçek hikâyesi yalnızca hangi dilden geldiğinde değil;


hangi halklarla yaşadığında,


hangi sofralarda oturduğunda,


hangi inançlarla yürüdüğünde,


hangi kültürlerle karıştığında gizlidir.


Benim aradığım da tam olarak budur.


Kelimenin pasaportunu değil,


hayat hikâyesini arıyorum.


Ve bulduklarımı,


gördüklerimi,


düşündüklerimi anlatıyorum.


Bu yazılar oturup belirli bir konuda makale yazmak amacıyla hazırlanmış metinler değildir.


Bunlar yıllar boyunca farklı coğrafyalarda yaşayarak,


farklı kültürlerle karşılaşarak,


onlarla birlikte çalışarak,


gözlemleyerek,


not alarak,


araştırarak,


ve bazen yalnızca düşünerek biriktirdiğim izlenimlerin kâğıda dökülmüş hâlidir.


Kimi zaman bir kelime,


kimi zaman bir atasözü,


kimi zaman bir inanç,


kimi zaman da bir halkın hafızasında saklı kalmış küçük bir ayrıntı...


Bu satırlar o uzun yolculuğun notlarıdır.


Yılmaz Tizgöl


04.06.2026/ Nijninovgrad


KÖKEN & Kültürel DNA Sarmalı

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Köken Kültürel Dna Sarmalı 2 İnanç

Köken Kültürel Dna Sarmalı 2 İnanç

Yılmaz Tizgöl Yılmaz Tizgöl