Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Cânâne Vefâ Ahd İ Sadâkatda Bulunur

Cânâne Vefâ Ahd İ Sadâkatda Bulunur


Cânâne vefâ, ahd-i sadâkatda bulunur 

Vezni: Mef'ûlü / Mefâ'îlü / Mefâ'îlü / Fe'ûlün(Klasik Divan edebiyatının en ahenkli, tok sesli kalıplarından biridir.)


*

Sadrında eğer cevher-i irfânı ararsan, 

Zâhirde değil, sîne-i sûzânda bulunur. 

Her zerrede bir lem’a-i Rahmânı ararsan, 

Cân içre cemâl-i ruh-ı cânânda bulunur. 

Maksûd-ı hakîkî dili virânda bulunur. (1)


Kays gibi cünûn eylemeyince dil-i nâçâr, 

Gönlümde açılmaz o nihânî meh-i ruhsâr. 

Sanma ki olur hüsn-i ezel her göze hemvâr; 

Baksan neye simâ-yı perî-zâdda dildâr, 

Mecnûn gibi Leylî’yi gören cânda bulunur. (2)


Tûr-ı dile gel, şû’le-i şevki göregör imdi, 

Nâr sandığın o nûr-ı tecellî-i kadîmdi. 

Mûsî gibi dur, her harfi bir vahy-i azîmdi; 

İdrâk u basîret buna elbet fehîmdi, 

Sırr-ı Ehadî mülk-i Süleymânda bulunur. (3)


Pervâz edüp urûc eyle, bu süflî yere kalma, 

Dûn himmet olup sâha-i ednâya dadanma. 

‘Âlem-i ‘ulvîde melaik gibi yit, yanma; 

Dünyâ dedikleri bu hevâ mülkünü sanma, 

Genc-i ezelî, dâire-i ‘ânda bulunur. (4)


Dervîş, olamazsın harem-i vasla sen mahrem, 

Sende kalırsa zerre kadar meyl ile bu gam. 

Pâk et dile-i gâfili, tâ fecre kadar her dem; 

Mâdâm ki taksîr ü tevânî sana hem-dem, 

Vuslat sanma, bend-i hicrânda bulunur. (5)


Bezm-i ezelin sâkîsi peymâneyi sunmuş, 

Kırkıncı kadeh mîsad-ı uşşâka dokunmuş. 

Bî-hûş olanın adı kalenderce okunmuş; 

Uyanma sakın, hâb-ı fenâ yâda kapılmış, 

Zevk-i ebedî hâlet-i nisyânda bulunur. (6)


Çeşm-i basîret aç da tecellî-gâhı seyret, 

Âyîne-i mahlûka bakıp Sâni’yi yâd et. 

Bî-reng olan o nûra yakînen şehâdet et; 

Zâhid, cedi-i ‘aklına ko, aşka rızâ et, 

Hakk’ın eseri dâire-i cânda bulunur. (7)


Geç dünyâdan, uşşâka safâ-yı hâtır kalmaz, 

Bir mürg-ı emeldir ki yorulur, kanat açmaz. 

Mevlâ’yı seven, gayr-ı cemâl-i yâre bakmaz; 

Meşakkat-i dehrin gamı cândan ayrı kalmaz, 

Râhat arama, râh-ı muhibbânda bulunur. (8)


Rûhun kuşunu sal ki bu kafes darlığa düştü, 

Sînemdeki ahım yine efkâra kavuştu. 

Aşk ateşi sösnün deme, kalbim yeniden coştu; 

Sanma ki vefâ mülkü şu dünyâda bozuldu, 

Cânâne vefâ, ahd-i sadâkatda bulunur. (9)


Ağlatma bu gözleri, tecellîye sebep kıl, 

Meyhâne-i aşk içre bir an dur da edep kıl. 

Aklın yükünü at yere, bir aşka taleb kıl; 

Hak’tan yana dön, çeşmini âlemden ırak kıl, 

Maksûd-ı hakîkat dili üryânda bulunur. (10)


Bir zerre idin sen, o denizlerde kayboldun, 

Hakk’ın adıyla kalbe dolan nurla uyandın. 

Zâhid gibi aldanma, bugün aşka inandın; 

Söz cevherini söyleyen ustaydı, uyandın, 

Sırr-ı ezelî, dâim o devrânda bulunur. (11)


İsmim Redferi’ydi kâf-ı keremde hece oldum, 

Bir kân-ı maârif yoluna bilmece oldum. 

Gündüz gezerken aniden sîm-i gece oldum; 

Benlik dağını yıktım, o dem hem-pâye oldum, 

Sufi dedikleri, o sıfâtânda bulunur. (12)


redfer




Günümüz Tükçesiyle


1. Kıta

Göğsünde eğer irfan (hakikat/bilgi) cevherini arıyorsan, bu dış görünüşte veya yüzeysel şeylerde değil, ancak aşkla yanan bir gönülde bulunur. Her zerrede Rahman’ın bir tecellisini (ışığını) arıyorsan, o canın içindeki sevgili ruhunun güzelliğindedir. Asıl amaçlanan ve aranan hakiki sevgili, yıkık (mütevazı/harap) bir gönülde bulunur.


2. Kıta

Çaresiz gönül, Kays (Mecnun) gibi çıldırıp kendinden geçmedikçe, gönlümde o gizli ve ay gibi güzel olan yüz açılmaz. Sanma ki ezelî güzellik her göze aynı görünür; peri yüzlü sevgilide neye baksan, Mecnun gibi Leyla’yı gören o âşık canda bulunur.


3. Kıta

Şimdi gönül Tur Dağı’na gel de coşku ve özlem meşalesini gör! Ateş sandığın şey, aslında o ezeli tecellinin nuruydu. Musa gibi dimdik dur; zira her bir harf yüce bir vahiydir. İdrak ve basiret sahibi olan bunu elbette anlar; Allah’ın teklik sırrı Süleyman’ın mülkünde (derin bir hikmette) bulunur.


4. Kıta

Kanatlanıp yukarı doğru yüksel, bu alçak dünya yerinde kalma. Düşük emelli olup değersiz sahalara alışma. Yüce âlemde melekler gibi yok ol, ama aşkla yanmaktan korkma. Dünya dedikleri bu heves ve arzu mülkünü bir şey sanma; ezel hazinesi, "şu an"ın ve anın dairesi içindedir.


5. Kıta

Ey derviş! Sende zerre kadar dünya arzusu, nefis meyli ve bunun kederi kaldığı sürece o kavuşma haremine gizlice giremezsin, ona mahrem olamazsın. Gafil gönlünü aydınlığa kadar her an temiz tut. Kusur ve gevşeklik seninle yoldaş olduğu sürece, sakın kavuştum sanma; sen hâlâ ayrılık bağındasın.


6. Kıta

Ezel meclisinin sâkisi (kadehi sunanı) kadehi uzattı; o kırkıncı kadeh âşıkların nişangâhına isabet etti. Kendinden geçen sarhoşun adı kalender diye okundu; sakın uyanma, yokluk uykusu hatırlamaya kapılmıştır; sonsuz zevk ve lezzet ancak unutuş hâlinde (kendinden geçişte) bulunur.


7. Kıta

Kalp gözünü (basiretini) aç da tecelli yerini seyret; yaratılmışların aynasına bakıp Yaratıcı’yı an. Renksiz olan o ilahi nura kesin bir şekilde şahit ol. Ey zahid (şekilci dindar), aklının cüceliğini bir kenara bırak da aşka rıza göster; Hakk’ın eseri can dairesinde bulunur.


8. Kıta

Dünyadan vazgeç, zira âşıklara bu dünyada gönül rahatlığı kalmaz; bu dünya öyle bir emel kuşudur ki yorulur da kanat açamaz. Mevla’yı seven, Sevgili’nin güzelliğinden başkasına bakmaz. Zamanın sıkıntısının kederi candan eksik olmaz; rahatlık arama, çünkü gerçek rahatlık sadece Sevenlerin/Âşıkların yolunda bulunur.


9. Kıta

Ruhunun kuşunu serbest bırak, çünkü bu kafes (beden/dünya) artık darlığa düştü. Göğsümdeki ahım yine derin düşüncelere kavuştu. "Aşk ateşi sönsün" deme, kalbim yeniden coştu; vefa mülkü şu dünyada bozuldu sanma, Sevgiliye gösterilen gerçek vefa, sadakat sözünde/ahdinde bulunur.


10. Kıta

Bu gözleri boş yere ağlatma, ağlayışını tecelliye (İlahi tecelliye) vesile kıl. Aşk meyhanesinde bir an dur da edep takın. Aklın ağır yükünü yere at, sadece aşkı iste. Yüzünü Hak’tan yana dön, gözünü bu fani dünyadan uzak tut; hakikatin asıl gayesi, her şeyden soyunmuş (üryan/çırılçıplak) sade bir gönülde bulunur.


11. Kıta

Sen bir zerre idin, o ilahi denizlerde kayboldun; Hakk’ın adıyla kalbe dolan nur ile uyandın. Şekilci zahid gibi aldanma, bugün artık aşka inandın. Söz cevherini söyleyen bir ustaydı, sen de uyandın; ezelî sır, daima o dönen devranda (felekte/zikirde) bulunur.


12. Kıta

Mahlasım Redferi idi; kerem/iyilik Kaf Dağı’nda bir hece oldum. İrfan madeninin yolunda bir bilmeceye dönüştüm. Gündüz gezerken aniden gecenin gümüşü oldum; benlik dağını yıktım ve o an Hakk'ın mertebesine denk/yoldaş oldum. Sufi dedikleri kimse, işte o yüce sıfatların içinde bulunur.


Şiirde baştan sona tasavvufi bir uyanışı ve seyr-i sülûku (manevi yolculuk) işlenmiştir:

Akıl vs. Aşk: Şekilci aklın (zahid) yetersizliği, hakikate ancak akıl yükünü atıp aşk ve kalp gözüyle (basiret) ulaşılabileceği vurgulanır.

Mecazi Aşk – Hakiki Aşk: Mecnun ve Leyla, Musa ve Tur Dağı göndermeleriyle fani güzelliklerin arkasındaki ezelî güzelliğe (Cemâl-i Yâr) dikkat çekilir.

Terk ve Fenâ: Dünya arzularından ve benlikten ("benlik dağı") kurtulmadıkça, insanın gerçek "vuslata" (Allah'a kavuşmaya) eremeyeceği anlatılır.



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Cânâne Vefâ Ahd İ Sadâkatda Bulunur

Cânâne Vefâ Ahd İ Sadâkatda Bulunur

redfer redfer