Ben Aciz Bir Kulunum
Zifiri gecelerin bağrında şafağın tecellisini aradı bu garip gönül,
göklerde sönen yıldızların matemiyle yandım;
Göğsümde korlaşmış külün hüznünü avuçlayıp sükûtun dergâhına sığındım,
Çıkan ilk fırtınada boğulup kendi kıyıma vurdum.
Tutunduğum fani dal kırıldığında dahi,
ismini zikrederek çıktım içimdeki o dipsiz fenalık boşluğundan.
Yalancı şehirlerin soğuk kaldırımlarına senin izninle basarak kat ettim mesafeleri;
Lisanların ötesindeki o sessizliği öğrendim
Zemheri ayazında vuslat baharını beklerken
aşkın ateşiyle yandım,
Paslı kilitleri dualı ellerimle kırmaya çalışırken,
Ruhumun tenhalarında hicranı gizledim;
Sarp patikalarda kanayan ayaklarımla ilerlerken
dönüp bakmadım geriye,
zira yol bir idi
ve Sen Birdin
Gurbeti bir hırka gibi sırtıma yükleyip meçhul diyarlara yürüdüm,
Kendi isteklerimden kaçarak Sana sığındım.
Azgın dalgalarla boğuşup aşarak fenalık denizlerini,
ruhumun en derin yerine yalnızlığın ağır demirini bıraktım.
Sinemde ki umman patlarken gemilerim battı dipsiz sularda;
masivadan tek bir iz bile kalmadı,
yalnız Sen kaldın
Ruhumda kıyametler koparken dışarıya tek bir ah dahi sızdırmadım,
Nefsimi kimsesiz sokaklardan kaldırıp eşiğine geldim.
Dağların zirvesinde kar oldum, dünya güneşinin harareti eritemedi beni;
Dünya çölünün seraplarına kanıp kum fırtınalarında basiretimi kaybetsem de,
kalbimin pusulası daima Senin tecelli ettiğin ciheti gösterdi.
Dost sandıklarımın maskeleri ardındaki soğuk ve fani yüzleri gördüm.
İnancımın sarsıldığı demlerde,
her yıkılışta daha ağır bir yükle ayağa kalktım hamd ederek.
Çünkü Senin dostluğunun cefası ne kadar ağırsa,
ruhuma bahşettiği lezzet de o nispette tatlı ve mukaddes.
Çünkü Sen zamandan, mekândan, nitelikten ve nicelikten münezzeh olan,
her şeyi kuşatan ebedi ve ezeli Hakikat'sin.
"Bir gün teselli edersin" ümidiyle, adını andım kaç vakit.
Kor parçası gibi kelimeler biriktirdim dilimin altında,
kelama gelmek istedim fakat bütün diller sustu
Mektuplar yazdım hicranımla harmanlayıp ateşe verdim,
küllerini rüzgâra savurdum fenafillâh arzusuyla
Nihayet senin sonsuz rahmet kapına geldim,
gururumu ve varlığımı bırakıp eşiğinde diz çök
Artık ne adımlarım kaldı bu çıkmaz yollarda,
ne de sığınacak bir mekanım;
Sen'den başka her şey silindi .
Bütün nispetler kesildi, bütün adetler tükendi;
kâinatın zerrelerinde yankılanan sırrı,
sadece Senin dostluğunda buldum .
Anladım ki, aradığım şafak zaten Senin nurunun bir parçaymış.
Kendi fırtınamda boğulurken tutunduğum o kırık dal,
meğer benliğimin son kırıntısıymış
ki kırılınca Sana sığındım.
Sükûtum, harflerden ve seslerden arınmış bir zikir oldu;
Göğsümde ki buhranlar vuslatın en zahir sadakasıydı.
Eriyen ve yok olan sadece nefsimin o asi ve mağrur suretiydi.
Seni anlatmaya çalışan bu aciz dil,
hakikatin tecellisi karşısında lal olmayı en büyük lütuf bildi.
Yolun bir, Senin Rahman ve Rahim olduğunu kavradığım an,
Atılan her adımın ,basılan her toprağın Senin mülkün olduğunu bildim.
Her düşüşüm, Senin samimiyetinin derecesini artıran
ve ruhumu kemale erdiren bir lütufmuş meğer.
Göklerin kızıllığına diktiğim gözlerim,
kendi karanlığımın son bulup Senin ebedi nurunun doğuşunu müjdeledi.
fani olan her şeyin yazıldığıo ebediyet levhasında bir nur gibi parlamaya başladı.
sustum; çünkü konuşmak ayrılıktı,
susmak ise Seninle hemhâl olmaktı.
varlığımdan geriye kalan son toz bulutu da kaybolup gitti.
Kapının eşiğinde diz çöktüm, kapı da kaldım, eşik de;
Sen idin, gel diyen, bendim Sen’i arayan .
Kendi adımı unuttum o makamda,
kainatın zerreleri adınla dile geldi ve her zerre Senin vahdaniyetini haykırdı.
Aşk ve sadakat potasında eriyen benliğim, sadece yokluğun lezzetini tattı.
Menzilim Sen oldun bu yolda,
Sen idin beni çağıran
Gözlerimin gördüğü her nakış,
Nakkaş olan Senin güzelliğinden ibaret bir hayalmiş meğer.
Yürek yaram varlık iddiasında bulunmamın cezasıymış;
sustuğum an yara da kapandı sızı da bitti.
Gece ile gündüzün, varlık ile yokluğun hududu kalktı;
her nefes Senin ikramın oldu.
Benim sandığım gözler Senin nurunla baktı kâinata,
benim sandığım kalb Senin dostluğunla çarptı göğsümde.
Özlem bitti, vuslat gerçekleşti; fakat vuslata eren bir "ben" kalmadı,
sadece Sen varsın ,ezeli ve ebedi varlığın var
Şu naçiz ruhum, Senin hakikat ateşinde bir kez daha yandı
Sana gelen adımlarım meğer Sana doğru değil,
Aşkında eyleşmekmiş, Sende yok olmak için atılan adımlarmış.
Sena güvendiğim o an, varlığın sırrı çözüldü;
meğer başı da Senmişsin bu yolun, sonu da Senmişsin.
Şu bu garip derviş, hamlığını terk edip yandı;
yandıkça kul oldu, Yandıkça yok oldu.
Ey varlığın kaynağı, ey kemalatın nihayeti, ey ebedi ve ezeli olan biricik Sırdaş;
Senin yolunda eritip bitirdim benliğimi,
benden bir eser, benden bir nişan kalmadı bu fani alemde.
Ne sayılar kaldı geride ölçebildiğim,
ne de “ben” diye hitap edebileceğim bir adım kaldı.
Dualarım Sen oldun, niyazım Sen;
Sen oldun bulunan; zikrim Sen.
Perdeleri kaldır ,fani olan ne varsa vahdet deryasının derin sularına gömülsün.
Suskunluğum Senin kelamındır artık,
bakışım Senin nazarındır;
ruhum Senin varlığının bir parçasıdır.
Ne bir başkası var bu alemde,
ne de ben iddiasında bir kul;
yalnız Sen varsın ebeden,
yalnız Sen.
Ben aciz bir kulunum
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.