O Gece Gök Yarıldı
O Gece Gök Yarıldı
O gece gökyüzü sadece gürlemedi; adeta tepemizden ikiye yarıldı, simsiyah zifiri geceyi parçalayıp üzerimize döküldü. Ardı arkası kesilmeyen şimşekler, kapkaranlık Karadeniz dağlarını sanki gündüzmüş gibi gözlerimizin önüne seriyor, ardından gelen o korkunç patlamalar evin ahşap pencerelerini, taş duvarlarını sarsıyordu. Sanki kıyamet kapıya dayanmış, içeri girmek için dünyayı zorluyordu. Yağmur, rüzgâr ve fırtına birbirine kenetlenmiş; bahçedeki koca asırlık ağaçları kökünden söküp fırlatacak gibi bir o yana, bir bu yana savuruyordu.
Evde kimsede ne uyku kalmıştı ne huzur. Korku, odanın havasını buz gibi kesmişti. Köşede Binnet Ninem, titreyen elleri ve gözlerinden süzülen yaşlarla niyet edip namaza durmuş, dualarla göğe el açmıştı. Yengelerim çocuklara sarılmış, titreyen sesleriyle birbirlerini teselli etmeye çalışıyordu.
"Kız ne olur sarılın çocuklara!" diye fısıldadı yengem, gözleri dehşetle dışarıdaki zifiri karanlığa çakılmışken. "Gök çatlıyor sanki! Bu fırtına çatıyı söküp alacak başımızdan, İyidere taşıyor, hissetmiyor musunuz toprağın kaydığını?"
Kuzenim titrek bir nefes alıp ekledi: "Abla, ya dere kapımıza dayanırsa? Bu gürültü yağmur sesi değil, dağlar üzerimize yürüyor sanki..."
İşte tam o demlerde Dedem Yahya Reis, hepimizi müşfik kanatlarının altına alır gibi etrafına topladı. Yüzündeki o sarsılmaz metanet, fırtınanın ortasında sığınacak tek limanımızdı. Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyor, arada bir derin nefes alıp o sakin nefesini korkudan donakalmış yüzlerimize üflüyordu.
Yahya Reis’in Sesi
Dışarıdaki gürültüyü bastıran o kadife gibi, sakin sesiyle konuştu Yahya Reis:
"Korkmayın evlatlarım... Karadeniz’dir bu. Karadeniz’in huyudur; bazen böyle coşar, kükrer, insanı ürkütür ama sonra yine kucağını açar bize. Benim tek korkum, İyidere’nin yatağına sığmamasıdır. Dağ, taş, bayır ne bulursa sürükler alır götürür şimdi... İnşallah insanımıza, canımıza bir zeval gelmez. Gelen mala gelsin, yeter ki can kaybı yaşamayalım.
Ama bilir misiniz çocuklar? Böyle devasa derelerin, ulu suların kadim bir huyu vardır. Her sene yatağında sükûn bulmadan, durulup durgunlaşmadan önce birkaç kurban alırlar koyunlarına... Aynı Nil gibi, aynı Fırat ile Dicle gibi..."
Dedem gözlerini gaz lambasının zayıf ışığına dikip devam etti:
"Mısır’ın koca Nil’i vardır ya hani... İslam’dan önce, o heybetli Nil nehri taşmaz, toprağa bereket vermezmiş de Ahali her yıl gencecik, güzel bir kızı süsler, sularına kurban olarak atarmış. Ne zaman ki Mısır fethedilmiş, Hz. Ömer (r.a.) Mısır valisi Amr b. Âs’a bir mektup göndermiş. 'Nil’e atın bu mektubu' demiş. Mektupta şöyle yazarmış: 'Ey Nil! Eğer kendi kendine akıyorsan akma! Yok eğer seni Akan, Yüce Allah ise, O’na yalvarıyoruz ki seni coştursun.' O mektup suya atıldıktan sonra Nil bir daha asla insan kurbanı istememiş, sadece bereketle taşmış...
Bizim İyidere de böyledir işte çocuklar. Rahmet de ondan gelir, hiddet de... Biz dua edelim ki Rabbim bu azgın suları rahmete tevil eylesin..."
Dedemin o uzun, masalsı anlatımı, gaz lambasının gölgeleri ve fırtınanın arka fondaki ninniye dönen gürültüsüyle kâh korkudan kâh ruhumuza çöken o garip huzurdan, hepimiz olduğumuz yerde uyuya kalmışız.
Ağır Sabah ve Taşınan Acı
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evin önündeki bağrışmalar ve ayak sesleriyle irkilerek uyandık. Karşı komşumuz Abdullah Amca, nefes nefese, sesi kısılarak dedeme bağırıyordu:
"Yahya Reisss! Yahya Reissss! Duydun mu?!"
Dedem hemen pencereye koştu: "Ne oldu Abdullah, nedir bu telasın?"
"Yukarı köyde felaket var Reis! Bir aile, coşan dereden gelen kütükleri çekmek istemiş. Tırmığı fırlatmışlar ama devasa kütük azgın suya kapılınca tırmığa takılan dördünü birden çekmiş almış! Dört can gitti Reis! İki gelin, bir çocuk... Bir de Gençağa’nın Hüseyin! Güç yetirememişler İyidere’nin gazabına, sulara kapılıp gitmişler..."
Dedem ellerini dizlerine vurdu, gözleri doldu ve o yürek burkan ayeti mırıldandı:
"Ğalû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn..." (Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve sonunda O’na döneceğiz...)
"Hala bulunamadılar mı Abdullah?" diye sordu dedem, sesi titreyerek.
"Hayır Reis, arıyorlar... Ben de ekibe katılmaya gidiyorum. Bizimkilere göz kulak olun," deyip hışımla gözden kayboldu Abdullah Amca.
Dedem bu acı haberi odadakilere anlatırken içimden bir şeylerin kopup gittiğini hissettim. Çünkü sulara kapılan o sabinin, henüz dün sokakta bilye yuvarladığımız, ilkokul sırasını paylaştığım can dostum Sadık olduğunu öğrendim. Dünya o an başıma yıkıldı.
Matem, Arama ve Mahmut Hoca’nın Gözyaşları
Ertesi gün köye tam anlamıyla bir ölüm sessizliği çöktü. Güneş açmıştı ama o güneş kimsenin içini ısıtmıyordu. İyidere, gecenin günahını saklamak ister gibi durulmuştu ama köylüler yatak boyunca arayıştaydı.
Çok geçmeden acı haber dalga dalga yayıldı: Arama ekibi, o dört canın cansız bedenini derenin millere, kayalıklara vurduğu farklı noktalarda bulmuştu. Sadık’ımı, o küçücük bedeniyle çamurlar içinde bulup getirmişlerdi...
O gün bizim ev dâhil tüm köy adeta bir matem evine döndü. Kadınların feryatları dağlara yankılanıyor, erkekler başları öne eğik, konuşmaya korkar gibi susuyordu.
İkindi vakti geldiğinde, cami bahçesi hayatımda gördüğüm en ağır kalabalığa ev sahipliği yapıyordu. Dört musalla taşı, yan yana dizilmiş dört tabut... En baştaki küçücük tabut, dostum Sadık’ındı.
Cami İmamı Mahmut Hoca, minbere çıktığında gözyaşlarını tutamadı. Cemaate döndü, boğazı düğümlenerek sadece şu kısacık vaazı verebildi:
"Ey cemaat... Ağaçtan, kütükten, dünyalıktan ne kalır geriye? Bir tutam odun için giden şu canlara bakın... İyidere bugün bizden sadece dört can almadı, ciğerimizi aldı götürdü. Hakkın rahmeti geniştir, onlar hükmen şehittir inşallah. Ama bize düşen, şu fani dünyanın hırsına kapılmayıp, azgın sulara değil, Yüce Allah’ın ipine sarılmaktır..."
Mahmut Hoca vaazını bitiremedi, hıçkırıklara boğuldu. Cenaze namazını kıldırırken gözlerinden akan yaşlar sakalından süzülüp secdeye düşüyordu. Bütün cemaat, tekbirler arasında ağlayarak saf tuttu.
O gün İyidere suyunu aldı, kurbanlarını aldı; geriye ise bir çocukluğun yarım kalan masalı ve içimizden asla silinmeyecek o kapkaranlık fırtına gecesi kaldı...
İlyas Kaplan Redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.