Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Türk Kültürü Türk Dili Saymak Saygı Kavramları Önemi 2

Türk Kültürü Türk Dili Saymak Saygı Kavramları Önemi 2

KÜLTÜREL DNA SARMALI

TÜRK KÜLTÜRÜ SAYGI SAYMAK KAVRAMLARI VE ÖNEMİ

Dikkatinizi çekmek istediğim kelimelerden biri de SAYGI idi. 

Bir önceki makalemiz de saymak ve saygı kelimelerini ele alırken bu ana gövdenin iki önemli kolu olduğunu anlatmıştım. Tekrar etmekte fayda var.

Etimolojinin de söylediği gibi bu kelimelerin kökü SA’dır. Eski Türkçede bu kökün saymak, hesaplamak ve düşünmek anlamlarıyla ilişkili olduğu söylenir.

Bu ana gövdeden iki büyük kol çıkmaktadır:

Birinci kol:

SA / SAY /SAYMAK/ SAYIN/ SAYGI/SAGIN/ hattaSAYMAN

İkinci kol ise:

SA-SAN, SANI, SANMAK, SANIK VE SANDIK hatta SANAT 


SAN ailesini şöyle ele alalım

San.

Sanı.

Sanmak.

Sanık.

Sandık.

İlk bakışta bir kutu olan sandık ile sanmak arasında ne ilişki olabilir?

Belki de düşündüğümüzden çok daha fazla…

Her şey SA ile başlıyor.

Türkçe eklemeli bir dildir. Bu nedenle bir kelimenin kökünün anlamlı olması gerektiğini düşünüyorum.

Bugün bize göre saymak kelimesinin kökü SAY, sanmak kelimesinin kökü ise SAN’dır. Fakat dil bilimciler bu iki kökün de daha eski bir SA kökünden geldiğini ve bunun hesaplamak, düşünmek anlamları taşıdığını söylerler.

Ben ise SA kökünü biraz farklı görüyorum iki harfli bir hecede olsa bir anlamı olmalı diye düşünüyorum ve o gözle bakınca buldum 

Bana göre SA aynı zamanda bir şarttır.

Bir ihtimaldir.

Bir umut tohumudur.

Olsa…

Gelse…

Verse…

Tutsa…

Yapsa…

İnsan zihni önce ihtimalleri kurar.

Henüz ortada gerçek yoktur.

Ama ihtimal vardır.

Varsayım vardır.

Beklenti vardır.

İşte SAN burada doğuyor.

Çünkü insan bilmediği şeyleri önce sanır.

Görmeden önce sanır.

Tanımadan önce sanır.

Bilmeden önce sanır.

SANI

Sanının doğduğu yer de tam burasıdır.

Sanı;

kanıtlanmamış bilgi,

oluşmakta olan kanaat,

not:(aslında burada anlamını yitirmiş bir kelime var sanaat çünkü kanaat başka bir kökün ürünü kan/kanıt/kanaat/kanmak) 

zihindeki ilk taslak demektir.

Bir insanı ilk gördüğümüzde hakkında sanılarımız oluşur.

İyi biri gibi görünüyor.

Dürüst gibi duruyor.

Bilgili gibi konuşuyor.

Çalışkan biri olmalı.

Bunların hiçbiri henüz bilgi değildir.

Bunlar sanıdır.

Yani zihnin kurduğu ilk taslaktır.

SANMAK

Sanı çoğalınca sanmak ortaya çıkar.

Artık yalnızca ihtimal kurmayız.

İnanmaya başlarız.

İşte o zaman:

“Ben onu öyle sandım.”

deriz.

Yani zihnimizde oluşturduğumuz resmi gerçek kabul ederiz.

Henüz kanıt yoktur.

Ama sanı güçlenmiştir.

SANIK

Peki sanık nedir?

Bugün sanık kelimesini mahkeme ile ilişkilendiriyoruz.

Fakat dikkat edin.

Sanık henüz suçlu değildir.

Suçlu olduğu kanıtlanmamıştır.

Hakkında bir sanı vardır.

Bir duyum vardır.

Bir önyargı vardır.

Bir iddia vardır.

Bir kanaat oluşmuştur.(sanaat)

Ama henüz kesinleşmemiştir.

Yani sanık;

hakkında sanı bulunan kişidir.

SANDIK

Şimdi gelelim en ilginç kelimeye.

Sandık.

Bugün çoğumuz için sandık;

tahtadan yapılmış bir kutudur.

Çeyiz sandığıdır.

Oy sandığıdır.

Eşya sandığıdır.

Fakat Türkçede çok ilginç bir kullanım daha vardır:

“Seni adam sandık.”

“Seni dost sandık.”

“Seni bizden sandık.”

Bu cümlelerde ortada hiçbir kutu yoktur.

Ama sandık kelimesi vardır.

Neden?

Çünkü burada sandık artık bir eşya değildir.

Bir zihinsel kutudur.

İnsanların kafalarının içinde taşıdığı kanaat (sanaat) kutusudur.

Bilgilerin,

gözlemlerin,

değer yargılarının,

tecrübelerin

konulduğu görünmez bir sandık…

Biz bir insanı tanımadan önce onunla ilgili bilgileri bu sandığın içine koyarız.

Güler yüzlüydü.

+1

Yardım etti.

+1

Sözünü tuttu.

+1

Dürüst davrandı.

+1

Sonra hüküm veririz:

“Seni adam sandık.”

Yani seni zihnimizdeki sandığın içine koyduk.

Adam yerine koyduk.

Adamdan saydık.

Saygı duyduk.

Değer verdik.

Fakat bazen hata yaparız.

Bir süre sonra yeni bilgiler gelir.

Yeni gözlemler gelir.

Sandığın içindeki bilgiler değişir.

Ve bir gün şöyle deriz:

“Biz seni adam sandık.”

Yani zihnimizdeki kanaat (sanaat)sandığını yanlış doldurmuşuz.

Yanılmışız.

Seni yanlış değerlendirmişiz.

İşte burada sandık ile saymak yeniden birleşir.

Çünkü insan önce sayar.

Toplar.

Çıkarır.

Hesap eder.

Sonra sandığı doldurur.

Sonra hüküm verir.

Sonra saygı duyar veya duymaz.

USANDIK

Belki de işin en ilginç tarafı burasıdır.

Türkçede bir de usanmak vardır.

Bugün bıkmak anlamında kullanırız.

Fakat ben burada başka bir çağrışım görüyorum ki bu kelimede aynı köktendir

Bir insanı uslu sandık.

Akıllı sandık.

İşinin ehli sandık.

Usta sandık.

Fakat zamanla yanıldığımızı gördük.

Ve us-sandık.

Yani zihnimizde kurduğumuz sanı çöktü.

Beklentimiz tükendi.

Sabrımız bitti.

Artık aynı kanaati taşımıyoruz.

KÖKEN’İN BAKIŞI

Ben burada kelimelerin pasaportundan çok hayat hikâyelerine bakıyorum.

SAN bana göre ihtimaldir.

SANI zihindeki ilk taslaktır.

SANMAK o taslağa inanmaktır.

SANIK hakkında sanı oluşan kişidir.

SANDIK ise bütün bu sanıların biriktiği zihinsel kutudur.

Sanaat eksik yada yok olan kelime bana göre olmalı aynı kanaat gibi ama kanıtlanmamış bir bilgi şekli

Belki de bu yüzden:

“Seni adam sandık.”

cümlesi yalnızca bir hayal kırıklığı değildir.

İnsanın zihnindeki sandığın yanlış doldurulduğunu kabul etmesidir.

Çünkü seni adam sandık.

Sonra adam saydık.

Adam yerine koyduk.

Saygı duyduk.

Fakat sonradan sandığımızdaki bilgilerin eksik veya yanlış olduğunu gördük.

İşte hayal kırıklığı tam burada başlar.

İnsan önce sayar.

Sonra sandığı doldurur.

Sonra hüküm verir.

Şimdi birde bu sandık kelimesinin çok ince bir mecazla üstü örtülerek kullanılan tarafını anlatayım Çeyiz sandığı... 

Çeyiz Türkçe bir kelime olmadığı için tamamen uzmanların dediklerini aktarıyorum şimdi...Çeyiz kelimesi Arapça kökenli bir sözcüktür. Donanım ve evlilikte kız tarafının getirdiği mal anlamına gelen Arapça "cihâz" (جهاز) kelimesinden türemiştir. Tarihsel süreçte dilimizde fonetik değişime uğrayarak "cehiz", "çehiz" ve nihayetinde günümüzdeki çeyiz halini almıştır. [1, 2, 3] Kökeni hakkında daha fazla detaya inmek isterseniz şunları inceleyebiliriz: Kelimenin ana kökü olan Arapça chz (hazırlamak, donatmak) fiilidir. Divânü Lugati't-Türk'te ise benzer anlamı karşılamak için Eski Türkçe kökenli "sep" kelimesinin (gelinin malı) kullanıldığı görülür. [1, 2, 3]


 İlginç olan şu cihaz demek olan bir kelime gelinin malı anlamına nasıl kullanıldı bunun yorumunu sizin hayal gücünüze bırakıyorum ama bir ip ucu vereyim cihaz bir şeyi yapmaya üretmeye yarayan organ veya alet veya uzuv donanım teçhizat Burada çeyiz sandığı dahada ilginç bir hale geliyor tabi ki bu konu tarihin ilkel dönemlerindeki anlayış modelidir manası gelinin hazırlığı gelinin malı anlamına geliyor gelinin değerli malı nedir? evleneceği güne kadar korumak zorunda olduğu en değerli şeyi nedir ? halk dilinde güncel hayatta şöyle denirdi eskiden bir genç kızın en büyük çeyizi öpülmemiş dudaklarıdır...yani? bir genç kızın en değerli çeyizi sandıkta dokunulmadan korunması gereken malı nedir? kesinlikle kızlığıdır ve sandığın kapağı kızlık zarıdır...

işte bu yüzdendir sandık kelimesi bu yüzden vardır orada… 

Var sayıma göre ,Erkek tarafı şöyle diyebilir, biz gelini kız sandık kız saydık o şekilde geldik istedik ama kız çıkmadı… örneğinde bir namus meselesine dönüşür toplumsal dışlamalar ve linçe varan davranışlarla kız babasının evine geri gönderilir... 


Dahada ilginç bir detayla konuyu bağlayıp sonlandırayım ... bu çeyiz kelimesinin karşılığı öz Türkçede SEP sözcüğü çeyiz Arapçası sep Türkçesi …yani kadının evleneceği güne kadar koruması gerektiği malı yani çeyiz sandığı …


peki Türkçe SEP olan bu sözcük Rusça da ne demek ...ZİNCİR evet zincir demek oradaki kültürel dna sarmalını ben size gösteriyorum ama bu anlattıklarım normal akademik dil biliminde akademik etimolojide geçmez belki de saçmalık olarak bakabilirler..


Benim açımdan böyle görünüyor, sizde hayır öyle bir şey yok demeden önce var olan bu ilişkiyi görmek istiyorsanız benim açımdan bakmak zorundasınız. 


ayrıca bu konu bitmedi saymak sanmak ailesi olarak saydığımız bu aile üyelerinin birde Arap’ça kardeşleri vardır öz mü üvey mi bilmiyorum onları da sıralayıp bitiriyorum. 


ZAN /ZANLI/MAZNUN/ZANNETMEK/ ZANAAT yazının sonunda anlatacağım demiştim anlatayım efendim zanaat Arapçadır zanna göre yapılan üretilen iş demek sanat ile aynı şeydir aslında aralarındaki fark biri kafasında tasarlar duygu üretir duygu satar şiir resim heykel moda gibi diğeri de diğeri de kafasında tasarlar ama elle tutulur bir ihtiyaca cevap verecek bir tasarı üretir Marangozluk demircilik halıcık gibi… marangoz ile heykeltraş arasındaki fark biri duygu üretir satar diğeri materyal bir tasarım üretir satar, kapı pencere masa sandalye gibi heykeltraş sanatçıdır, marangoz ise zanaatkardır. 


Yılmaz Tizgöl 

12.06.2026/Nijninovgrad




Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Türk Kültürü Türk Dili Saymak Saygı Kavramları Önemi 2

Türk Kültürü Türk Dili Saymak Saygı Kavramları Önemi 2

Yılmaz Tizgöl Yılmaz Tizgöl