Mazide Kalanlar 5 Hangi Ferman
-Bir Ekim akşamının verdiği hüznü hala içinizde yaşadığınızı söylediniz. Bunun sebebi nedir?
-Ben sonbahar mevsimini ayrılıkların mevsimi olarak tanımladım yıllarca. Bu mevsimde etrafımda çok ayrılıklara şahit olmuştum. Buna rağmen bu mevsimi çok sevdim. Çünkü ayrılık henüz beni bulmamıştı. Yıllar öncesinde Ekim ayının bir akşamıydı. Aslında gün güzel başlamıştı ve güzel devam ediyordu. Akşamında A Milli Futbol takımımızın Çek Cumhuriyeti ile maçı vardı. Samimi bir arkadaşımla o civarın en meşhur çay ocaklarından birine maçı izlemeye gittik. Ben maçtan ziyade ona dair konuşmak istiyordum. Arkadaşım, yıllardır benimle aynı konuyu konuşmaktan zaten sıkılmıştı. Çünkü en alakasız konularda konuşurken bile ben konuyu bir şekilde ona getiriyordum. Bir maç heyecanı vardı, en azından bu akşam beni çekmek istemiyordu. "Bir kelime daha ondan konuşacak olursan kalkıp giderim." dedi. Tahir olmak ayıp mıydı? Zühre'yi anmadan kurduğu bir cümle var mıydı onun? Kendisini üstat bilmişiz. Tek farkla, ama Zühre de Tahir'i seviyor. Ferman'ın sevilip sevilmediğini bile bilmiyoruz. Yine de arkadaşımı kırmamak için bir iki dakika elimi ağzıma kapatarak sustum.
-Bu süre içinde elinizi ağzınızdan çekmediniz mi?
-Çekmedim. Ağzımı açacak olsam, ilk kelimem yine "o" olacaktı çünkü. Maçın başlamasına kısa bir süre kalmıştı. Arkadaşım iki çay ısmarladı. Çayı yudumlamak için gayr-i ihtiyarî ellerimi çekince "Mihriban!" dedim. Arkadaşım sinirle kalktı. Masa ve sandalyeyi devirip gitmeye davrandı. Kolundan tuttum. "Bırak!" diye bağırdı. Çay ocağının içindeki ve dışındaki herkes bize bakıyordu. Heyecanla maçı bekleyen kalabalığın sinirini üzerimize çekecek zaman değildi. Bir yandan arkadaşı kolundan tutuyor, bir yandan kalabalığın meraklı ve muhtemelen birkaç dakika sonra sinirli bir hal alacak bakışlarını üzerimizden uzaklaştırmak istiyordum. "Maçın heyecanından." dedim. "İlk on birde kendi tuttuğu takımdan kimse yokmuş da ona sinirlendi." Arkadaşı güç bela ikna edip oturmasını söyledim. O da bana "Bu akşam ona ister mesaj at ya da ister onu ara. Ya bu mesele bu akşam kapansın ya da devam edecekse adam gibi devam etsin. Yıllardır senden nedir bu çektiğimiz? Bu meseleyi bu akşam hallet, yoksa bir daha seninle asla görüşmem." dedi. Ne yapacağımı bilemedim. Arkadaşım kararlıydı. Bir süre düşündüm. Belki bu, benim için de iyi olurdu. En son bir önceki senenin 5 Haziran'ında kendisiyle görüşürken ona sevdiğimi söyleme fırsatı bulamamıştım. Belki bu telafi edebilirdim. Bu düşünceyle telefonu elime aldım. Arayamazdım. Mesaj yazmak daha mantıklı geldi o an için. "Mihriban! Ben Ferman." yazdım, gönderdim. Heyecanla gelecek mesajı bekledim. Zaman durmuştu, şebeke istasyonları sanki yıkılmıştı. Cevap gelmiyordu. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, mesaj bildirim sesi geldi. Elimdeki çayı üzerime döktüm, bardak yere düştü, kırıldı. Umurumda değildi. Ellerim titreye titreye mesajı açtım. "Hangi Ferman?" yazmıştı. Anladım ki konuşmak, görüşmek istemiyor.
-Bunu nereden anladınız?
-"Bizim Ferman mı?" yazmadı, "Hangi Ferman?" yazdı. Bizim kendisiyle son görüşmemiz oldu. Bundan sonra aramak ya da mesaj atmak rahatsızlık vermekten başka bir işe yaramazdı. Rahatsızlık vermek de bana yakışmazdı.
-Peki ne yaptınız?
-Mesajı attığım için pişman oldum. Onu içimde yaşamaya devam edebilirdim. Sonra kabullendim. Bu hikaye bir yerde bitecekti. Nasip o akşammış. Sonbahardaki ayrılıklara bizim hikayemiz de dahil oldu. Sonra maç başladı zaten. Selçuk İnan ve Hakan Çalhanoğlu'nun golleriyle maçı kazandık. Hakan Çalhanoğlu'nun golünde gol pasını Arda Turan atmıştı. Güzel pastı. Arkadaşın "Bu adam boş yere Barcelona'da oynamıyor." dediğini hatırlıyorum. Bu galibiyet, tek tesellisiydi o akşam.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.