Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Dedem Sait Sorkun

Dedem Sait Sorkun

İvriz Köy Enstitüsü mezunu Babam Kemâl SORKUN; Sait'ten olma, Fatma'dan doğma, doğumyeri; Sorkun-Bozkır (Babam Kayacık köyünde doğmuş fakat Dedem Sorkun kayıtlarında olduğundan doğum yeri kayıtlarda Sorkun'a yapılmıştır.). Doğum tarihi 1932 dir. Nüfus cüzdanında da ay ve gün yoktur sadece 1932 senesi yazmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu, eğitim ve öğretime verilen önem, eğitimin kapsamlı kalıp yetersizliği; tüm ülkede köylerinden kentlerine kadar savaştan çıkmış bir ulus olarak, ekonomik yokluklardan dolayı tamamlanamayan eksikliklerin başında gelen eğitim; Köy Enstitülerinden mezun olan köy çocuklarının köylerine öğretmen olarak atanmalarıyla girmiştir. Osmanlı imparatorluğunun eğitime olan ilgisizliği, hele hele köylerimizin modern eğitimlerden eksik bırakılarak imamların sadece dini bilgiler vererek o zamanki genç kuşakların kontrolünü ellerinde tutmaları ve bunları tamamen bağnazlık ve aymazlık olarak niteleyeceğimiz fenden, ilimden, bilimden, irfandan ırak, dinlerini öğreniyorlar denilerek din eksenli yanlış bilgiler vermeleri, Türk halkının çok uzun süreler bu eksende oyalamış, cahil kalmalarını zorunlu kıldırmıştır. Köy enstitülerinin açılmalarıyla bu okullardan mezun olan köy çocukları, köylerine öğretmenler olarak atanarak, eğitim seferberlikleri başlatıp, bir kandil gibi köy çocuklarına ışık olmuş, köylerimizde okuma yazma oranları yavaş yavaş artmalara başlamıştır. Köy çocukları ilkokulu bitirince, yaşamları sadece tarım ve hayvancılık olan köylerde, devletten hiç bir tarımsal destekleri olmayan köylünün, tüm aile fertlerinde tarım ve hayvancılık uğraşlarında, büyük küçük herkeslerde bir görev paylaşımı olduğundan, aileleri tarafından çocuklar, tarlada, bağda, bahçede çalışma gerektirdiğinden iş gücünün eksilmesi olarak görülür, orta lise seviyesindeki üst okullara okumaları için genelinde gönderilmek istenmezlerdi. Babam'da Dedem tarafından kazandığı İvriz Köy Enstitüsüne gönderilmek istenmemiş fakat Ebem (Babaannem) ileri görüşlü düşünceler taşıdığından bu okulu kazanan Babamı kendi tarafından akrabalarının aracılığıyla İvriz Köy Ensitüsüne kayıt ettirmeyi başarmıştır. Dereli Halil İbrahim Yılmaz kızı Ebem Fatma Sorkun, yetiştiriliş tarzıyla dominat ve egemen kişilikte karakter yapısına sahiptir, zekidir ve Dede'min kendi değer yargısına dayalı pratik fikir ve görüşlerine pek itibar etmez, doğru bulduğu kararlarda Dede'me aldırmadan bu doğru bulduğu, inandığı kararları icra eder ve muhakkak uygularmış. Dedem Sorkun'dan Kayacık köyüne birlikte geldiği Abisi; Çete Emmi'mle (Hüseyin Oruç) babalarının ölümüyle annelerinin dağıttığı kendi paylarına düşen miraslardan, bu yeni yerleşecekleri köyde devam edecek hayatlarında, rızıklarını kazanacakları, yaşamlarını sürdürecekleri, idame edecekleri tarlalar satın alıp, kendilerine uygun buldukları, yerleşim olarak düşündükleri birbirlerine yakın yerlere evlerini inşaa etmişler ve yerleşmişlerdir. Kayacık köyümüzde bu evler halâ durmaktadır. Tarla tapan ve hayvancılık zor işlerdir. Dede'min Abisi Çete emmim (Hüseyin) evlidir Dedem köye ilk gelişle iş güç bölümünde birbirlerine destek sağlamak, sırt sırta, omuz omuza birbirlerinden güç alarak işlerini bu çoklukla daha kolay hale getirmek için kafalarında çoğalmak düşünceleriyle Dede'minde izdivaç yapması başta Sorkun'da kalan Ebem ve Abi kardeş, Sait ve Hüseyin arasında ilk planlardadır. Rençberlik zordur, bilhassa anlattığım evrelerde tarlaların karasabanlarla, maddi durumu iyi olanların pulluklarla sürümünden, ekinlerin oraklarla biçilip, harmanlara taşınmalarına, burada dövenlerle sürülüp, samandan, saptan ayrılmalarına kadar, tarım makinaları olmadan, sadece insan ve hayvan gücüyle yapılması daha bir zor ve çoklu nüfus gerektiren işlerdir. Hayvanlarınız vardır ve yaşamak için şartlar gereği olmak zorunda, olmazsa tutunamazsınız, onların karınlarını doyuracak, sütlerini sağacak, kışın soğuktan, vahşi hayvanlardan korunma gereksinmeleri için kışlık barınaklarını yapacaksınız, tüm bu kapsamlı iş alanlarında çalışmalarınız, insan gücüyle olacaktır. Bu arada da, bağ, bahçe işlerini boş bırakmayıp gece ve gündüz hiç durmamacasına sürekli çalışacaksınızki, tutunabilip, ayakta kalabilesiniz. Tüm bu çalışmalar işlerin taksim edilip azaltılması, çok nüfusu gerektirir. Bu şekil iş bölümleri yapıldığından işlerin hafife indirgenmesi düşüncesiyle, bu evrelerdeki her ailenin 5-6 çocuklu olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Dedem evli olan Hüseyin Abisinin yanında kalmaya devam ederken, Kayacık köyünün Sorkun tarafındaki kasabaları Ahırlı'dan, Baba'mın devresi köy enstitüsü mezunu öğretmen Fikri Güzel ve onun Abisi Apdülkadir Güzel'lerin Hala'ları, aynı zamanda Sorkun'da kalan Annelerinin akrabaları bir kızla, ilk izdivacını yapar. O zamanlarda kız bulma, evlenme; ailelerin fikir ve düşünceleri ayrıca onların müsadeleriyle gerçekleşirdi. Nitekim Ahırlı'dan kız bulma işide Sorkun'daki Annel'erinin girişimleri,izin ve müsadeleriyle gerçekleşmiştir. Bu izdivacla birlikte Abisi Hüseyin'in evinin üst kısmında Ahırlı yol güzergahının hemen yanına derme çatma bir ev yapılır ve Dedem evliliğiyle birlikte kendi evine taşınır. Bu evden sonra, Dede'min hemen hemen hepimizin doğduğu, kocaman cumbalı bir ev yapmasıyla, Sorkun'dan Kayacık köyüne getirdiği, Kayacık'ta da Sorkun'lu Ali lakaplı kahyası yerleşip, oturur. Çete Emmi'mle Dede'min tarlaları, hayvanları ortak değil ayrı ayrıdır ama hep bir arada aynı ahırlarda bakımları yapılır, harmanları aynı harmandan kaldırılır, tarlalarda birlikte çalışılır. Çete Emmim Hüseyin'in bir çocuğu vardır ama daha iş güç tutamayacak kadar küçüktür. Sorkun'dan işlerini görmek, yardımcı olmak için ara ara oradaki hayvanlarına bakan çobanları gelir, ekin biçme, bağ bahçe budama, harman kaldırma işlerine yardımcı olurlar. O dönemlerde resmi nikah yoktur, alınacak kız; oğlan anaları tarafından görülür, işe aşı müsaitliği takip edilir, yatkınlığı huyu, suyu araştırılır, güçlü kuvvetli olması gerektiğinden fiziki görünümü önemli kriterler arasındadır, tüm bunlardan sonra da dünür gidilir istenilir. Kız evinin olurlarıyla imam nikahı kıyılır, imam nikahı şahitler huzurunda yapıldıktan sonra, maddi imkanları müsaitse, gelin ata bindirilir, kafasına kırmızı bir şal benzeri örtü örtülerek, erinin köyüne at üzerinde getirilip kocaya teslim edilir. Artık adı gelin olmuştur. Gelin erinin (Kocasının) köyünde maddi imkanlar doğrultusunda ama görkemli ama davul çaldırılarak çalgıcı tutulmadan car (Duyuru) edilir, paranız yeterliyse çalgıcı tutulur ve adına düğün denilen kutlamayla, izdivacınız gerçekleşmiş olur. Garanti sadece vijdandır, erkek boş ol dedimi, yahut kafası kızarda öfkeyle gelini çıkarıverirse, gelin Baba evine döner. Onun baba evine dönüşü bitiştir, tükeniştir. Baba evinde ve döndüğü köyünde dışlanmış bir duruma düşmüştür. İçi kan ağlasada alın yazgısı der, kaderine rıza gösterir.

Rahmetli Dede'min bu evliliği çok kısa sürer. Harman zamanı herkesin bir görevi vardır. Harman öküz yahut atlarla, önce tarlaya ekilen ürün ekine dönüşüyle hasat edilip, bu hasattan sonra yine öküzlerin çektiği kağnılarla yahut at arabalarıyla, belirledikleri harman yerlerine taşınır. Harman yerinde atların veya öküzlerin çektiği döğenlerle, sapla saman ayrılır, çeç'e (Hububat) dönüştürülür. Bu işler o günkü, beldanat, yaba, ananat, atkı gibi elle kullanılan harman aletleriyle yapıldığından, çok meşakketlidir. Yaz olduğundan çeşmeden akan sular ılıktır içilmez, bahçelerde sebze ve meyve mevsimi gelmediğinden, yokluklar içerisinde olunur. Bu zorluklarla maddi imkanınıza göre evde ne varsa, kadınlarınız tarafından pişirilip, önünüze servis edilip, sunulur. Bostanlarda hırtlakları, bağlarda oldumu acaba diye, üzümlerin alacalaşmalarını takip eder, durursunuz. Hüseyin ve Sait 2 kardeş böyle bir harman zamanı, Dedemin eşine düşen yemek yapma göreviyle, eve giden yeni gelinin, harmana yemek getirmesini beklerler. Bu bekleyiş öyle uzun sürerki, yeni gelin harmana bir türlü yemekleri getirmez. Abisi Hüseyin kardeşi Sait'e (Dede'me) "Sait aç öldük, git eve bir bak, bu yemek niye gelmez" der. Çalışmalarla ve bir yandanda açlığın oluşumuyla Öfkeler ayyukaya çıkmıştır. Dedem eve geldiğinde karısı, yeni gelinin uyuduğunu görür. Bu durumu görünce öfkesi bir kat daha artar. Eşine; "Biz yemek beklerken sen uyku keyfindesin" diyerek tekme tokat girer, hırsını alamaz orada eline geçirdiği bir orağın ters tarafıylada beline vurarak "Defol köyüne" diyede söylenir. O gün harman yeri viran, soyumun atası Dedem per perişandır. Abisi Hüseyin'e karşı sorumluluktan kurtulacağı düşüncesiyle, karısını öfkelenip dövmesi, arkasından pişmanlığa dönüşür. Yeni gelin Baba Evine dönmüştür. Dedem; inadından "Gittiği gibi gelsin" diyerek, köylerine 4-5 km. uzaklıktaki Ahırlı kasabasına onu almaya gitmemiştir. Anlatılanlar; Gelin gittiği baba evinde, "Sait beni götürmeye neye gelmez" diye hep beklemiş, sonra çok kısa bir zamanda bu bekleyişleri sürerken geri döndüğü baba evinde ölmüştür. Bu durum yersiz sürdürülen bir inat yüzünden çok acı olmuştur. Acı; bir yerinize iğne batırıldığı zaman yahut sertçe bir şeye çarptığınızda duyduğunuz sinir uyarısıdır ama birde başka acı vardır. Bu acı batma ve çarpmaya hiç benzemez, bu acı kalp acısıdır. Bu acıyı asla dindiremezsiniz...31/Temmuz-2015 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Dedem Sait Sorkun

Dedem Sait Sorkun

Şerafettin Sorkun Şerafettin Sorkun