Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (5 oy)

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 3

3.Bölüm

Sabah olduğunda gece görülen ışıklar hâlâ konuşuluyordu.

"Belki bir gemiydi." dedi Sami Hoca.

"Belki de yıldızların denize yansımasıdır" diye itiraz etti Fikret üstad.

Kimse kesin bir şey söyleyemedi.

Kaptan tartışmayı uzatmadı.

"Şimdilik buna takılmayalım. Önce yaşamayı başaralım."

Herkes başını salladı.

Önlerinde daha önemli işler vardı.


İlk toplantı sahilde yapıldı.

Kumsala uzun bir dal parçasıyla görevler yazıldı.SU,YİYECEK,BARINAK,ATEŞ

"Bugünden itibaren herkesin bir görevi olacak," dedi Kaptan"Kimse bütün günü oturarak geçirmeyecek."

Beşer kişilik gruplar oluşturuldu.

İlk grup dereye gidip su taşıyacaktı.Bunlar Şampiyon, Feryadi, Hikmet Nazlı,Erdoğan ve Ali Görgan'dan oluşuyordu. Grubun en güçlüleri bunlar olduğu için Kaptan bunları seçmişti.

İkinci grup daha sağlam bir barınak yapacaktı.
Bu grupta da Nuri Hoca, Mehmet Fikret, Adem Hoca,Redfer ve İlyas Doğru vardı.

Üçüncü grup ise adanın kıyılarını dolaşıp yenilebilir yiyecek arayacaktı.Bu gruba da bayanlar verilmişti.
Gülüm Çamlısoy, Meryem Keskince, Hatice kılınç,Tülay Mavi Yıldırım ve Bahtinur Cano.
Son grup da ateş için kuru odun toplayacaklardı. Bu grupta da Sami Hoca, Ömer Yıldız, Türkmenoğlu,Mustafaoğlu ve Harun Yıldırım vardı.Geri kalanlar da topluca kalacaklar bir tehlikeye karşı uyanık olacaklar, diğer arkadaşlarının dönmesini bekleyecekler,Başka işlere bakacaklardı.


Barınak işi tahmin ettiklerinden daha zordu.

Kıyıya vuran kalaslar toplandı.

Kalın dallar kesildi.

Bitkilerden oluşmuş doğal halatlarla birbirine bağlandı.

Can yeleklerinin kumaşları rüzgâr kesici olarak kullanıldı.

Saatler süren çalışmanın sonunda ortaya ancak sekiz dokuz kişinin sığabileceği eğri büğrü bir kulübe çıktı.

Ama geceyi açıkta geçirmekten iyiydi.
Burada hanımlar kalacaktı. Erkekler mecburen dışarıda geceleyeceklerdi.Saklıbahçe hemen itiraz etti:
"Benim adım Saklıbahçe. Hani bu kulubenin bahçesi, ben nerede saklanacağım? Hem hakkımı boşuna mı helal ettim, karşılığında adanın en yüksek yerinde bir bahçe isterim. Ki geleni gideni rahat rahat göreyim."
Herkes dönüp hayretle O'na baktı.Neler diyordu, şaka mı, ciddi mi kimse bir şey anlamadı. Ama O hala ısrar ediyordu. Birden Mücella Hanım ilerleyerek okkalı bir tokat yapıştırdı. Ne oluyor demeye kalmadı ki açıklama Mücella Hanımdan geldi.
"Zavallı hala şoktaydı. Bu tokat O'nu kendisine getirdi, şimdi düzelir" dedi.

Çalışırken kimsenin aklına şiir gelmiyordu.

Ellerinde kalem yerine balta ve ip vardı.

Avuçlarının içi su toplamıştı.

Alınları ve yüzleri  güneşten yanmıştı.

Akşama doğru kulübenin gölgesine oturduklarında, yaptıkları işle gurur duydular.


Su ekibi dereye ulaştığında yeni bir sorunla karşılaştı.

Bidonları doldurmak kolaydı.

Taşımak ise çok zordu. Çünkü epeyce mesafe vardı taşıyacakları yere kadar.

Dolu bidonlar çok ağırdı.

Dönüş yolu yokuştu.

Beş kişi yorulduklarında oturup dinlenerek taşımak zorunda kalıyorlardı.

Kampa vardıklarında omuzları mosmordu.

O gün herkes bir gerçeği anladı.

En basit ihtiyaçlar bile burada büyük emek istiyordu.


Yiyecek arayan grup sahilin diğer tarafına kadar yürüdü.

Küçük yengeçler gördüler.

Kayaların arasında midyelere rastladılar.

Denize yakın sığ suda küçük balık sürüleri dolaşıyordu.

Fakat onları yakalayacak ne ağları vardı ne de oltaları.

Yine de elleri boş dönmediler.

Toplayabildikleri kadar midye getirdiler.

Akşam ateşin üzerinde pişirdiler.Bazıları midyeyi yemekde tereddüt ettiler ama başka çareleri olmadığından dolayı istemeyerek de olsa yemek zorunda kaldılar.

Herkese sadece birkaç lokma düştü.

Kimse doymadı.

Ama açlık biraz olsun hafiflemişti.


Gece olmadan önce sahilin en yüksek noktasına büyük harflerle taşlar dizdiler.Bu taşlara uzaktan bakıldığında YARDIM yazısı hemen seçiliyordu.

Daha sonra kuru dallar yığdılar.

Bir gün uzaktan bir gemi ya da uçak geçerse hemen ateşe verip duman çıkaracaklardı.

Bu, umutlarının sembolüydü.


Güneş batarken herkes sessizdi.

Yorgunluk yüzlerinden okunuyordu.

Sami Hoca elindeki küçük deftere bir şeyler karaladı.

Yanındaki Meryem Hanım gülümseyerek sordu:

"Şiir mi yazıyorsun?"

Sami Hoca başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Ne yazıyorsun?"

"Günlük."

"Neden?"

"Buradan kurtulursak yaşadıklarımızı unutmamak için... Kurtulamazsak da belki bir gün birileri bu defteri bulurlar."

Meryem Hanım uzun süre hiçbir şey söylemedi.Belli ki çok hüzünlenmişti.Sami Hoca Nuri Hoca'ya takılmadan edemedi.
"Haydi sitenin hüzün şairi, tam hüzün şiiri yazmanın sırası.Dokun mısralara.. Nuri üstad hiç nazlanmadı ve hemencecik aklına gelen ilk dörtlüğü söyledi:

"Deniz bile ağlıyor şu mahzun halimize
Bülbül yerine kondu bir karga gülümüze
Neden boynunu büktü uçup gitti çöllere
Var mı bir bileniniz n'oldu bülbülümüze?"

N'olacak dedi Fikret üstad, gemi kayalara vururken denize düştü boğuldu.Nuri Hoca boş durmadı: 

"Ah Fikret, bülbül yoksa karşımızda sen varsın
Biraz mızmızsın amma bence çok da kibarsın."  .Fikret üstad hemen aynı vezin aynı hece ile cevabı yapıştırdı.

"Sami, söyle de şuna hemen tıraşı kessin
Dönmesin fırtınaya biraz yavaştan essin."..

 İki üstad, birbirlerine bu minval üzerine laf yüklüyorlardı ama kimsede ne dinleyecek ne de gülecek moral vardı.

Boş gözlerle engin denize baktılar.

Ufuk bomboştu.

Ne bir gemi vardı ne de bir duman izi.

Sadece dalgalar...

Ve onları bekleyen yeni bir gün...

Devam edecek

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (5 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 8
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 3

Nuri Baş Nuri Baş