Şiir Ve İnsan
ŞİİR
Şairin şiiri, onun kişiliğidir; bütün hayatıdır.
Bu anlamda şiirsel yapının, neredeyse organik
bir şey olduğunu düşünüyorum. Yaşayan, kımıldayan,
soluk alıp veren canlı bir organizma.
Ataol Behramoğlu
İnsanoğlunun icat ettiği en güzel şeylerden biridir şiir. Güzel bir şiir okumak zihne ve ruha şifa verir, ruhu dinginleştirir , hayatla bağınızı güçlendirir.
‘’ Şiirin düz yazıdan farkı şudur, az kelimeyle çok şey söylemek.’’ der Voltaire. Az kelimeyle çok şey ifade edebilmek bir yetenektir ve ruhu olan bir iştir . İşte bu yüzden çevremizdeki insanları şiirle tanıştırmalıyız. Özellikle gençlerin şiirle bağ kurmaları çok değerlidir. Kaliteli şiirlerin, zihin ve duygu dünyasına katkısı tartışılmazdır. Genç insanın duygu ve düşüncelerini ifade edebilmesine ve anlamlandırabilmesine önemli katkıları olur .
Şiirin kökenleri , çeşitleri , milletten millete değişen tarzları vardır. Kendi edebiyatımıza bakacak olursak ; İslamiyet öncesi ve sonrası, cumhuriyetten öncekiler ve sonrakiler, divancılar, halkçılar, serveti fünuncular, tanzimatçılar, cumhuriyetçiler, birinci yeniler ,ikinci yeniler ve niceleri… Açıkçası ben işin bu boyutuyla pek ilgilenmiyorum. Şiiri okuduğumda bende uyandırdığı duygu ve düşünceleri tartıyorum. Mesela okuduğum şiir bana iyi geliyorsa o benim şiirim oluverir. Not alırım defterime, her fırsatta açar okurum, üzerinde düşünürüm yani bağ kurarım. Ah bir de ezberimde tutabilsem!
Liseye yeni başladığım sene, bir törende edebiyat öğretmenlerinden biri Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü şiirini, elinde mikrofonla coşkulu bir şekilde okumuştu. Şiirden çok etkilenmiştim. Eve gider gitmez şiiri defterime yazıp ezberlemeye çalışmıştım. Halen ezberimdedir ve ezberimde olan tek şiirdir. İşte şiir, okuduğunuz zaman sizi kalbinizden ya da beyninizden yahut hem kalbinizden hem beyninizden vurmalı, içinizde depremler yaratmalı. Ruhunuzda kendine bir yer edinmeli ve ölene kadar orda yaşamalı.
İlk gençlik yıllarımda okuduğum, şu yaşıma geldiğim halde halen heyecanla okuyabildiğim şiirler vardır. Ayrıca insanın yaşı ilerledikçe dikkatini çeken şiirler de değişiyormuş. Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir başyapıt olan Otuz Beş Yaş şiirini otuzlarına gelip de okumayan , anımsamayan , üzerinde düşünmeyen, okuyunca hüzünlenmeyen, ömrünü sorgulamayan insan yoktur zannımca.
Halk edebiyatımıza göz atacak olursak karşımıza ; Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Aşık Seyrani, Aşık Veysel gibi güçlü şairler(ozanlar) çıkar. Halk edebiyatımızın kökeni sözlü edebiyata dolayısıyla da halk ozanlığına dayanır. Türklük geleneğinde edebiyatın başlangıç noktası Orta Asya’dan süregelen ve kopuz eşliğinde söylenen deyişlerdir. Alper Tunga, Göç, Türeyiş, Manas, Yaradılış gibi destanlarla başlayan sözlü edebiyatımız yüzlerce yılda günümüz şiirleri şekline dönüşmüştür.
Bir de tarihe dönüp bakıldığında şairlerin çoğunluğunun erkeklerden oluştuğu görülür. İnsan böyle bir durumda şu soruyu soruveriyor: Kadınlar şiir yazamıyor mu? Hiç mi kadın şairimiz yok? Ufak çaplı bir araştırma yapınca gerek Osmanlı’da gerek Cumhuriyet döneminde olsun karşımıza başarılı kadın şairler çıkıyor. Fatih döneminde yaşamış ilk Türk kadın şairimiz Zeynep Hatun ile başlayan silsile ,Mihri Hatun, İhsan Raif hanım, Leyla Saz Hanım, Şair Nigar Hanım, Yaşar Nezihe, Gülten Akın, Nilgün Marmara, Birhan Keskin ve niceleri ile devam eder, etmektedir de. Mesela birçok insanın Can Yücel’in şiiri olarak bildiği ‘’Yalnızlığa dayanırım da ‘’ şiirinin asıl sahibinin Elif Şebnem Akal olduğu gerçeği çıkıyor karşımıza. Şiirde yalnızlık öyle sade ve dolandırılmadan , olduğu gibi anlatılmıştır ki insanı yalnızlıkla barıştıran bir havası da vardır.
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil öyle duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz biz mutlulukla.
Ama ‘’Günün aydın, akşamın iyi olsun’’ diyen biri olmalı.
Bir telefon sesi çalmalı ara sırada olsa kulağımda
Yoksa, zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ‘’Çaya kaç şeker alırsın?’’
Diye soran bir ses olmalı ya
Ara sıra…
Usta şairlerin dünyası , şair olmayan insanlardan farklıdır elbette. Bu farklılığın altında çeşitli sebepler yatar. Kimisi çok kültürlü entelektüel bir ailenin, çevrenin içine doğmuştur. Kimisi aldığı eğitim ile şairliği seçmiştir, kimisi yaşadığı derin acıları satırlara dökerek hayata tutunmuştur, bazen de tutunamamıştır! Kimisi psikolojik rahatsızlıklarından ötürü kelimelerin dünyasına sığınmıştır. Kimisi sırf kadın olduğu için şiir yazması engellenmiş, kimisi de sırf kadın hakları için yazmaya devam ederek mücadele yolunu seçmiştir. Sebep ne olursa olsun şair ruhu taşıyan insanlar hep yazmıştır, iyi ki de yazmışlardır.
Edebiyatımız şiir alanında her millete nasip olmayacak derecede zengin bir içeriğe sahiptir. Ne mutlu bize ki bu topraklarda çeşitli görüşlerde ve tarzlarda şairlerimiz yetişmiş. Hepsi de fikirlerini , duygularını ustalıkla satırlara dökebilmiş, kelimeleri dize getirmişler adeta. Kelimeleri öyle güzel bir araya getirmişler ki her şeyin bir bir ruhunu yitirdiği bu çağda bile, yazdıkları satırlar canlılıklarını korumayı başarabilmiş.
Bu insanlardan bir kere geldi yeryüzüne, bir daha gelmeyecek! Bir daha hiçbir insan anlatmak istediklerinin özünü bu şairlerimiz kadar etkileyici ve çağını aşacak şekilde anlatamayacak! Mesela bir daha hiç kimse özlemini çektiği memleketi bir Cahit Sıtkı gibi böyle içten ve anlamlı tasvir edemeyecek!
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Ya da bir daha hiç kimse yoksulluğu bir Orhan Veli kadar kısa ve mizahi ifade edemeyecek!
Cep delik, cepken delik,
Kol delik, mintan delik,
Yen delik, kaftan delik,
Kevgir misin be kardeşlik !
Yahut bir daha hiç kimse bağımsızlık tutkusunu ve Türk bayrağına olan sevgisini bir Arif Nihat Asya kadar vurucu anlatamayacak!
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Ve bir daha hiç kimse insanın faniliğini bir Yunus Emre kadar doğal ve kapsayıcı şekilde ifade edemeyecek!
Geldi geçti ömrüm benim, şu yel esip geçmiş gibi.
Hele bana şöyle gele, şu göz açıp yummuş gibi.
İşbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur,
Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi.
Miskin Adem oğlanını, benzetmişler ekinciye,
Kimi biter, kimi yiter, yere tohum saçmış gibi.
Bu dünyada bir nesneye, yanar içim, göynür özüm,
Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi.
Bir hastaya vardın ise, bir içim su verdin ise,
Yarın orda sana gele, Hak şarabın içmiş gibi.
Bir miskini gördün ise, bir eskice verdin ise,
Yarın orda sana gele hulle donun biçmiş gibi.
Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler,
Meğer Hızır İlyas ola abıhayat içmiş gibi.
Selamlarımla
Yazan: Ruh-ı Revan
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.