Narsisizm Ve Aşk
NARSİSİZM ve AŞK
Aşk’a uçma kanatların yanar.(Sadi Şirazi)
Aşk’a uçmadıktan sonra kanatlar neye yarar?(Mevlana)
Aşk’a vardıktan sonra kanadı kim arar?(Yunus Emre)
Yaşadığımız çağdan tevir türlü teknolojiler çıkar, akla hayale gelmeyen icatlar çıkar, her şeyin daha kullanışlısı, daha afillisi , daha kalitelisi çıkar ,o çıkar bu çıkar da bir Leyla ile Mecnun çıkmaz, çıkamaz!
21.yüzyıl insanında bulaşıcı bir virüs gibi yayılıp giden bencillik, egoizm yetmezmiş gibi bir de bunların zirvesi narsisizm meyveyi içten içe kemiren bir kurt misali insanların kişiliklerini kemirip çürütüyor. Can sıkıcı hikâye son yıllarda şöyle başlıyor; teknolojik çağın içine doğan bebekler ,çocukluğunu yalnız ve bencilce, ergenliğini sahte arkadaşlıklar ile egoistçe geçirdikten sonra ,nihayetinde kimseyle bağ kuramayan narsist bir birey olup çıkıyor. Son yılların narsist bireyleri bu şekilde yetişiyor maalesef.
Ah keşke narsist insanlar , teknolojiyle birlikte ortaya çıkmış olsalardı! Ataerkil toplumlara baktığımızda -kendi toplumumuz da dahil- eski zamanların erkeklerinde de yaygın bir şekilde narsisizm görüyoruz. Tabi o zamanlar narsisizmin, toplum tarafından adı sanı bilinmiyordu. Erkek , sırf erkek olduğu için her hakka sahip idi. Bu kişiler belki babanız, belki dedeniz, belki de büyük dedenizdi kim bilir ! İşin üzücü kısmı , kendinden başka hiçbir canlıyı hissedemeyen bu insanlar için yapacak pek bir şey kalmaması...Çıkmadık candan ümit kesilmezmiş derler ama narsist insan sayısının gitgide arttığı bir toplumda aşk, sevgi ,aile kavramlarının hayat bulmasını beklemek , açıkçası hayalperestlik olur.
İnsanların insanlara mesafe olarak yakın , hissiyat olarak uzak yaşadığı bir toplumda da Leyla ile Mecnun, sadece edebiyat kitaplarındaki karakterler olarak kalıyor. İnsanların kendine aşık olduğu bu devirde Leyla ile Mecnun efsanesini anlamlandırmak güçtür. Öyle ya vakti zamanında Mecnun Leyla’yı kendinden dünyadan vazgeçerek sevmişti. Aşkından kendini çöllere vurmuş, yetmemiş Leyla’nın aşkından Mevla’nın aşkına yürümüştü. Yani ‘’ben’’ liğini unutmuştu. Vazgeçmek hem de kendinden vazgeçmek modern dünyanın bencil, narsist insanları için idrak edilemeyecek hâllerdir. Dolayısıyla herkesin birbirini bir yığın koşulla sevmeye çalıştığı ya da sahte sevgilerle avunduğu bir devirde , bir Leyla çıkamaz. Çünkü Leyla’yı Leyla yapan Mecnun’un aşkıdır. Çağımızdan Mecnun da çıkamaz. Çünkü Mecnun’u Mecnun yapan Leyla’ya duyduğu aşktır. Doğal olarak çağımızdan ‘’Leyla ile Mecnun ‘’ çıkamaz. Çünkü ortada o ‘’aşk ‘’yoktur.
Evet, Leyla ile Mecnun doğu edebiyatının efsanevi karakterleridir. Gerçek hayatta bu insanlardan var olmasını bekleyemeyiz fakat çağımızdaki problem şudur, aşk hikayeleri, masalları ,efsaneleri dahi çıkaramayacak seviyedeyiz. Yapacak bir şey yok , her çağın insanı payına düşeni yaşamış ve gitmiş. Bu çağın insanının nasibine de ‘’aşksızlık ‘’düşmüş!
‘’Ben bozkırım sen yağmursun , gel hadi
Kuru dalım bana da çiçek , ol hadi
Ben ağlayım yeter ki sen gül, gül hadi ’’
diye , sevgiliye can-ı yürekten yakılan türkülerden sonra geldiğimiz nokta , hakikaten tam bir sefillik. Mevlana’nın dediği gibi , ‘’Vah! Aşksız kalanın haline!’’
‘’ Aşk , bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede ; varlığından soyunmak.’’ demiş Cemil Meriç. Eksiksiz bir aşk tarifi değil mi?
Dönüp kendimize , çağımıza , yaşadıklarımıza , ilişkilerimize baktığımızda üstadın bu orijinal tarifinden ne kadar uzak olduğumuz gerçeğiyle yüzleşiveririz ve koca ömrümüzün aşksızlıkla heba olup gitmesine içimiz acıyarak şahit oluruz , oluruz da yine de ödün vermeyiz narsistliğimizden. Çünkü narsist bir toplumun bireyleri kendinden başka hiç kimseyi muhatap görmez kendine. Hatta çevresindeki insanlar ona hizmet etmek için çevresindedir. Hayatın merkezinde kendisi vardır, dünya onun için dönüyordur, güneş onun için doğup batıyordur, her şeyin en güzeline ,en iyisine bir kendi layıktır ve o her alanda mükemmeldir!
Aslında narsisizm, psikoloji de bir kişilik bozukluğu olarak geçer. Dolayısıyla narsist bir toplum, psikolojisi bozulmuş toplum anlamına gelir. Böyle bir toplumun ne kendine bir hayrı dokunur ne de bir başkasına . Ebeveynliğin, kardeşliğin, akrabalığın, komşuluğun, dostluğun, arkadaşlığın üzücü miktarda irtifa kaybettiği 21.yüzyılda gençlerin dünyasında aşkın , hem edebiyatta hem gerçek hayatta yok olup gitmesine şaşırmamak gerek aslında. Sonuçta insan , sevgiyi ve sevgisizliği doğduğu büyüdüğü evlerde öğrenmiyor mu?
Uzun lafın kısası ne demişti üstat Cemil Meriç; varlığından soyunmak!
Varlığına tapmak değil…!
Selamlarımla
Yazan :Ruh-ı Revan
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.