Bilmek Gafleti
BİLMEK GAFLETİ
Ben bilmediğimi bildiğim için, diğer insanlardan akıllıyım. ( Sokrates )
Modern insanın içinde bulunduğu en büyük gafletlerden biridir bilmek, daha doğrusu bildiğini zannetmek. Dünyanın sonuna, teknolojinin içine doğan modern insan , bilinmeyen bir şeyin kalmadığı düşüncesiyle kendini gelmiş geçmiş tüm toplumlardan bilge kabul eder.
‘’Şu şu eğitimleri aldım, şu alanlarda diplomalarım var.Ben kültürlü bir insanım.’’
‘’Şu bölümlerde sertifikalarım var, şu kadar yabancı dil biliyorum. Ben bilmeyeceğim de kim bilecek?’’
‘’Sürekli kitap okurum, çok da gezerim, ben bilgili ve kültürlü bir insanım.’’
‘’Ben zaten bilim insanıyım, benim işim bilmek.’’
‘’Teknolojinin ve internetin her türlü nimetinden faydalanıyorum, ben modern ve bilgili bir insanım.’’
‘’İnternet büyük nimet. Oturduğum yerden online seminerlere katılır, sertifikalar alırım. Bir sürü sertifikam var . Sosyal medyadan işinin uzmanı insanları da takip ederim. Bilmek benim işim.’’
‘’Bilmediklerimi ayaklarımın altına alsaydım başım göğe ererdi.’’ diyen büyük İslam alimi İmamı Azam Ebu Hanife ‘den ; elindeki telefondan ayağını uzatarak okuduğu hap bilgileri ezberleyip ‘’Bilgi çağında yaşıyoruz canım , artık herkes her şeyi biliyor.’’ deyiveren insancıklara geldik. Nereden nereye…!
Bundan bin beş yüz sene önce Çinli filozof Lao-tzu ‘’Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır.’’ demiş. Zannımca, toplum olarak bu tehlikeli hastalığa tutulmuş durumdayız . Keza herkes sosyolog, psikolog, diyetisyen, pedagog, stilist, eğitimci, doktor, iç mimar… değil mi? Herhangi bir diplomanın üzerine hap bilgiler okuyarak birkaç uzman takip edip birkaç kitap okumak, birkaç da şehir gezmek modern insana ‘’sen bilgili, kültürlü bir insansın’’ egosunu aşılayıvermiyor mu? Halbuki bu insanların çoğu interneti kesildiği an bildiğini zannettiği çoğu şeyi unutacak kadar zavallı durumdadır. Toplum olarak bu zavallılıktan az ya da çok hepimiz nasibimizi aldık, alıyoruz da.
Teknoloji çağında olduğumuz için teknolojiye uzak insanları çağ dışı buluyoruz ! Teknoloji devrine kadar kim daha çok yaşadıysa o insan hayat deneyimi ve bilgi dağarcığı olarak daha donanımlı olurdu ve o insana danışılırdı. Bir evin en büyüğü bilge insan idi. Yani dede ve ninelere danışılmadan iş yapılmazdı çünkü onlar görmüş geçirmiş insanlardı. Teknolojinin köy evlerine kadar girmesiyle birlikte, yaşlı insanlar teknolojiye ayak uydurmakta zorlandı, genç insanlar ve hatta çocuklar evin bilge kişileri oluverdi. Birçok işin dijital ortamda yapıldığı bir devirde, herkes evin en genç üyesine danışır oldu. Yani artık torun dedeye değil, dede toruna danışıyor. Bu durum da yaşlılarımızı zor durumlara düşürüyor. Sonuçta bilgi odaklı yaşam şeklinin aile ortamına çektiği ayar, aileden başlayarak toplumumuzun dengesini sarstı. Elbette ki zamanla yeni bir düzen kurulacaktır fakat dengeye ulaşma süreci sancısız olmayacaktır.
‘’Egonun formülü; bir bölü bilgi.’’ demiş Albert Einstein. İnsanın bilgisi arttıkça egosunun azalacağını formüle etmiş. Gerçek âlimlerde bu durumu net bir şekilde görürüz. Asla ben biliyorum demezler. Aksine ne kadar az bildiklerini, her fırsatta mütevazi bir şekilde vurgularlar. Öğrendikçe ne kadar az şey bildiğinin farkına varan insan bilge insandır aslında. Yani gerçek âlim, gerçek bilge kişi ben biliyorum deme gafletine düşmez. ‘’Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir. ‘’ diyen Socrates ’in yolunu tutar .
Günümüz insanları -âlimleri de dahil- birbirleriyle adeta bilgi yarışındadır . Bu yarış hali ,bilginin özüne inmenin önündeki en büyük engeldir. İlmini idrak edip hayata geçiremedikten sonra bilginin bir işe yaramayacağını bile bile bilgi hamallığı yapar modern insan. ’’Her şeyi ezber bilmek , bilmek değildir.’’ diyen Montaigne’ nin inadına her şeyi ezberlemeye çalışır, nispeten ezberler de , fakat öğrenemez. Bu yüzden de çok çabuk bir şekilde ezber ettiklerini unutuverir.
Büyük İslam âlimi İmam Gazali şöyle bir kıssa nakleder.
‘’Yol kesiciler ,kervandakilerin her şeyiyle beraber ,benim yanımdakileri de aldılar. Ayrıldıklarında ben de onları takip ettim. Önderleri bana döndü ve dedi ki:
’’Dön ve yaşa! Yoksa helak olursun.’’ Ona dedim ki:
’’Senden esenlik umarak bir şey rica ediyorum, sadece notlarımı bana geri ver, onlarda sana fayda verecek bir şey yok! Bana dedi ki:
’’Notlarında ne var?’’ Ona dedim ki:
’’Bu torbalarda kitaplarım var. Onları dinlemek, yazmak ve ilim öğrenmek için hicret ettim.’’ Bunun üzerine güldü ve dedi ki:
‘’Ondaki ilmi bildiğini nasıl iddia ediyorsun? Biz onu senden aldık, onu marifetinden çıplak kaldın, ilmin de kalmadı.’’
Sonra bazı arkadaşlarına emretti ve heybeyi bana teslim ettiler. Dedim ki: Halim hakkında beni irşat etmesi için onu Allah konuşturdu.
Tus’ a ulaştığımda , üç sene boyunca bütün notlarımı hıfzetmekle uğraşmaya yöneldim. Yolum kesilse bile artık ilmimden yoksun kalmayacak hale geldim.’’
Hatta bazı yerlerde geçen ‘’Beni bir eşkıya alim etti.’’ diye bilinen sözü bu kıssaya atfedilir.
Hâl böyle iken her şeyi bildiğini ya da bileceğini iddia eden 21. Yüzyıl insanı, Kuran-ı Kerim’den şu ayetleri okumalı ve tefekkür etmelidir.
’’Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.’’ (Lokman suresi: 31-34)
‘’Yaradan bilmez olur mu ? O ,bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır.’’ (Mülk suresi : 14)
Belki de bilge modern insana hatırlatılması gereken en güzel sözler derviş Yunus Emre’nin şu satırlarıdır:
Girdim ilim meclisine,
Eyledim kıldım talep.
Dediler ilim geride,
İlla edep , illa edep.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.