Fren
(Sesi açmanızı tavsiye ederim...)
Milyon kere söylesem,
Milyon kere anlamam…
Milyon kere anlasam,
Milyon kere anlatamam…
Velhasıl, karmaşa dolu bir algım var oldum olası…
Anlaşılmak gibi bir beklentinin içine düşmüşüm. Düştüğüm yerde savrulup durmanın yorgunluğu var üzerimde. Beklentiye girmemem gerektiğini bile bile…
Haftalar geçiyor, aylar geçiyor; velhasıl yıllar da geçti, geçiyor artık. “Nasılsın?” sorusuna verilen o klasik, “İyiyim, ne olsun, koşuşturup duruyoruz.” cümlesinin iğrenç yalancılığı ile vicdan azabı çekiyorum herkes gibi.
Kendine münhasır, sıkı bir gizemim var. Buna rağmen beklenen o “anlaşılmak” duygusunun ne kadar aptalca olduğuna şimdi kanaat getiriyorum.
Bitecek mi?
Hayır…
Yine devam edeceğim.
Edecekler.
Edeceğiz…
Çünkü insan yanımız var.
Korkular, endişeler, huzursuzluklar… Tüm bunların verdiği bir çökme hâlini ben de yaşıyorum.
Söylesenize; nereye kadar?
Dayanabildiğim kadar özgürüm.
Unutabildiğim,
susabildiğim,
cesaretlenebildiğim
ve dik durabildiğim kadar güçlüyüm…
Aslında güçlüyüm… Hep ve hiç unutmadan.
Çalışıyoruz, kazanıyoruz, batıyoruz, satın alıyoruz, alışveriş yapıyor ve evi toparlıyoruz. Kimimiz âşık oluyor, kimimiz çocuk büyütüyor.
Hüseyin amcam tarlada buğday ekerken, Hatice teyzem inekten süt sağıyor. Sonra bizim Cemile de güya su bitmiş de çeşme başına gitmesi gerektiği için gidiyormuş gibi, aslında bizim muhtar emminin Ali oğlanı görmek istiyor.
Ah, bu Cemile’nin babası… Köy ağasının oğluna verecek kızı, başlık parası alma derdinde. Cemilemin haberi yok.
İşte böyle de hikâyeler uyduruyor benim gibi kimileri…
Yapıyoruz, yaşıyoruz…
Herkes bir telaş içinde. Bir şeylere yetme, bir şeyleri örtme, bir şeyleri toparlama niyeti ile…
Neredeyse aklımızı başımızdan alacak kadar ağır yorgunlukların, masaya yatırılıp bir dostun karşı sandalyede nefes almasıyla ve bir de iki Türk kahvesinin telvesine sığınarak geçeceğine inanan yanımızla yaşıyoruz.
Aslında geçmeyeceğini bile bile, yudum yudum içiyoruz gözlerine dalıp gittiğimiz o dostla birlikte…
Tüm bunları düşünürken;
Anı yaşamanın verdiği bir tat; bir de heyecanın ardı sıra hızlıca gelen o endişe hâlleri kaplıyor her yanımı. Ya pişmanlık ya da gurur niyetine dönüyor başım…
Harcanan ömre kaç milyon acı ve mutluluk sığdırabilirim, bilmem ki…
Ama isterdim.
Acısı olan herkesin kalplerine dokunabilmeyi. Acıyı sarabilmeyi. Gözyaşını silebilmeyi. Her şeye ve herkese yetebilmeyi…
O kadar çok isterdim ki…
Ne yazık.
Olmuyor.
Olamıyor…
Çünkü kendimi unuttuğum noktada kimseye yetemiyor; beli bükülmüş, heybesi dolmuş, kalbi kırılmış ruhu taşımanın ağırlığı ile yaşıyorum.
Bir o yana, bir bu yana savrulmamak için artık öyle bir hâle düşüyorum ki tutunmaya çalıştığım ne varsa, “Acaba kırılır mı?” endişesi mahvediyor beni…
Anlaşılmamak tam da burada başlıyor işte…
Anlaşılmak için direndiğim tüm beklentilerim hüsran oluyor ve hepsini çöp niyetine atıyorum kenara.
Ben de biliyorum.
Beklentinin olmadığı yerde hayal kırıklıklarının da olmayacağını…
Dedim ya az evvel; vazgeçilmiyor. O insan yanının varlığı sebebi ile…
Yazıp çizmenin verdiği haz ile otursam da sayfaların başına; kaleme söz, duyguya hüküm veremiyorum.
Eskiden “giriş, gelişme, sonuç” diye bir yol çizerken kendime, kompozisyon sureti canlanırdı kalemimin ucunda.
Ya şimdi…
Şimdi işin sonucu nereye gidecek, kestiremiyorum.
Belki de korkuyorum sonra varmaktan.
Olabildiğince frene basıp, sayfa yolunun yarısında bırakıyorum kalemi…
Bir molada kalıyorum öylece…
İki kelime bardak tutuyor; üç cümle yudumluyorum ılık ılık…
Gidemiyorum ileri.
Geri gitmek için de artık geç olmuş, fark ediyorum.
________________________________________
Yaşam ne kadar zor görünse de insan aslında kendi elleri ile getiriyor o hayatı bu hâle…
Ya tevekkülsüzlük, ya iradesizlik ya da bilmem ki, pek çok sebep işte…
Düşünüyorum da şimdi…
Keşke ilkokul öğretmenimin her gün verdiği kompozisyon ödevleri kadar kolay olsaydı yazmak ve yaşamak…
İşin ucunda her gün aldığım ödüllerden aldığım hazzı şimdi de alabilseydim.
Ah hocam.
İyi yetiştirdin de büyüdükçe konuların ağırlaşacağını hiç söylemedin…
Hayat roman oldu.
Yanılgılar giriş
İmtihanlar gelişme
Hüsranlar da sonuca gitti.
Bir gün mutluluğa nokta koyabileceğimiz imzaları atma duasının eteklerinde
Fır fır dönüyorum şimdi…
Tüm aminler şifadır kaleme, kalbe ve her şeye…
Selam ile…
(A)y(Ş)enur(K)ayaaydoğan
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.