Çalı Süpürgesinden Robot Süpürgeye' Toz Aynı Teknoloji Şımarık
İnsanlık uzaya çıktı, yapay zekâya beste yaptırdı, atomu parçaladı ama şu yerdeki ekmek kırıntısıyla olan savaşını bir türlü kazanamadı. Tek fark şu: Eskiden bizimkiler bu durumu bilek gücüyle çözerlermiş, şimdi biz evin ortasında kendi kendine dönüp duvara kafa atan 15 bin liralık yuvarlak bir plastiğe rica minnet iş yaptırmaya çalışıyoruz.
Ben yaşım gereği çalı süpürgesi dönemine tam yetişemedim ama büyüklerin anlattıklarına bakılırsa o alet bir temizlik aracı değil, bildiğin mitolojik bir silaha benziyormuş. Anneannemlerin anlattığına göre teknoloji sıfır, ergonomi eksilerde ama karakter tavan. O çalı süpürgesiyle sadece evi süpürmezlermiş; aynı zamanda evin savunma sanayisi gibi kullanırlarmış. Balkondan halı döver, sokaktaki kediye sallar, laf dinlemeyen çocuğun arkasından bumerang gibi fırlatırlarmış. Islatıp süpürdüklerinde evin içine yayılan o ıslak saman kokusu, dönemin tek oda spreyiymiş. İki büklüm eğilip süpürürken arkalarında süpürgenin kendi çalıları dökülürmüş; yani tozu alırken yerine organik çöp bırakırlarmış ama kimse sesini çıkarmazmış.
Sonra teknoloji çıldırdı, süpürgeler devasa hortumlar kazandı. Fişini prizden çekince kabloyu deli gibi içine toplayan o mekanizmalar geldi. Annemin süpürgeyi koridorun başındaki prize takıp ta en dipteki odaya kadar kabloyu gerdirişi dün gibi aklımda. Kablo gerginlikten yerden bir metre havada asılı kalırdı.
Birde gırgır vardı. Mekanik devrim! İçinde iki tane fırça dönüyor diye kendimizi uzay çağında sanırdık. Halının üstünde ileri geri sürttükçe çıkardığı o "vjjjt-vjjjt" sesi evin milli marşıydı. Elektrik yok, pil yok, şarj derdi yok. Halıya ne kadar bastırırsan o kadar iyi çekerdi.
Ve geldik bugünün şımarık çağına: Robot süpürge.
Adına yüksek teknoloji dedikleri şey, resmen eve kaprisli, ergen bir evlat getirmekmiş. Yerdeki toz aynı toz, çekirdek kabuğu aynı kabuk ama bizim alet sürekli "bunalımda".
Sabah telefona bildirim düşüyor: "Robotunuz sıkıştı, lütfen yardım edin." Nerede sıkışmış olabilirsin acaba? Salonun ortasında dümdüz parke var. Gidip bakıyorum; çorabın tekine sarılmış, halının püskülünü ağzına almış, yerde can çekişiyor. Bir de üstündeki kırmızı ışığı yakıp bana trip atıyor. Eskilerin çalı süpürgesi bir gün bile "Ay bugün moralim bozuk, balkon demirine çarptım, beni servise götür" demiş midir? Kırılana, tel tel dökülene kadar süpürmüşdür garibim. 😂
Bu alete bir de isim takıyoruz. Kimi "Cabbar" diyor, kimi "Kınalı", ben "Nankör" koydum. Harita çıkaracak diye evin içinde üç gün peşinde koruma polisi gibi dolaşıyorum, beni salona sokmuyor. Telefondan mutfağı seçiyorum; inatla banyoya gidip klozetin ayağına tosluyor. İki santimlik halı eşiğini görünce Everest'e tırmanıyormuş gibi arkasını kaldırıp debeleniyor, gidip arkasından ittiriyorum. Ben süpürgeyi temizleyeceksem, tekerine dolanan saçları ameliyat eder gibi cımbızla tek tek ben ayıklayacaksam sen niye varsın?
Üstüne üstlük evi temizlesin diye önce evi süpürgeye hazırlıyoruz. Terlikleri kaldır, kabloları gizle, sandalyeleri masanın üstüne dik... Kahvehaneyi kapatır gibi evi beyefendinin keyfine göre dizayn ediyoruz. Eskiden süpürge insana hizmet edermiş, şimdi bütün aile toplanıp robotun önünü açmak için seferberlik ilan ediyoruz.
O an anneannemin anlattığı o emektar çalı süpürgesi geldi aklıma. Ne şarj istermiş, ne Wi-Fi şifresi, ne de psikolojik destek. Toz yüzyıllardır aynı tozdu; değişen tek şey, eskilerin bilek gücüyle saniyede hallettiği pisliğe, bizim akıllı bir makine karşısında boyun eğip rica minnet laf anlatmaya çalışmamız oldu. 😂
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.