Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Masa da Eylülmüş Ha

Masa da Eylülmüş Ha

Fethiye’de öğlen sıcağı çekilirken, eve dönerken biraz incir, soğuk bir soda ve bir şişe tatlı şarap alıp masaya koydum.

Cebimdeki deniz tuzunu, güneşten kavrulmuş o yorgunluğu da yanlarına koydum.

Sonra sandalyeye çöküp Babadağ’dan süzülen paraşütlerin devrettiği o rüzgârı, zihnimde kıvrılıp duran bütün patikaları koydum ortaya.

Bahçeden süzülen begonvil kokusunu, batan güneşin turuncusunu çekip aldım içeri, bir kenara koydum.

Bir kadeh doldurdum, içine gecenin ilk serinliğini koydum.

Kimi unuttum, kimi unutamadım; o kırgınlıkları ve o sakin kabullenişi koydum sonra masanın üzerine.

Likya Yolu'ndan kalan adımlarımı, kalbimin menzilini...

Pencereden baktım, koyun kucağında bükülen o lacivert denizi gördüm. 

Uzandım, Akdeniz’in tuzlu sonsuzluğunu aldım masaya koydum. 

İşte o zaman anladım Cansever’in neden "Masa da masaymış ha." dediğini. 

Bir masa, sadece bir Ege şehrindeki soğuk bir odayı değil; kıyısına sığındığım koca bir Eylül’ü de taşıyabiliyordu.

Masa ağırlaşmıştı artık. Ahşap gıcırdamadı ama üzerindeki o koca Eylül, Fethiye’nin karanlığıyla birleşince derin bir sessizlik çöktü odaya.

Sohbet bitti, hesaplaşma kapandı.

Bir yudum aldım; ne şarabın tatlılığı kaldı dilimde, ne sodanın serinliği. Sadece o deniz tuzu, dudaklarımın kenarında sızlayıp durdu.

Bir vedanın netliği çökmüştü üzerime; ne bir sitem kalmıştı söyleyecek ne de aranacak bir haklılık.

Babadağ’ın tepesinden son paraşüt de indi. Gökyüzü önce morardı, sonra laciverde gömüldü. 

Dışarıda cırcır böcekleri başladı, bahçedeki begonvil karanlıkta sadece koyu bir leke gibi kaldı.

Masaya bakmadım bir daha.

Çünkü bilsen ki masadaki her şey, o unutuşlar, o kırgınlıklar, artık dışarıda değil, tamamen içimdeydi. 

Masa yükü üstümden almamış, bana aynalık etmişti.

Sandalyeyi hafifçe geriye çekip kalktım.

Camı açık bıraktım. Rüzgâr gelsin, masadaki o koca Eylül’ü biraz havalandırsın, unuttuklarımın üstünü örtsün diye.

Geceye girdim.

Eylül bitti. 

Ben kaldım.

--------------------------------------------

Son zamanlarda Edip Cansever ve diğer şairlere daha farklı bir gözle bakıyorum. Okudukça anlıyorum ki; o dizelerin neyi anlattığını hissedebilmek için insanın biraz zamanı ve yaşanmışlığı tüketmesi gerekiyormuş.

Şiirleri daha dikkatli ve severek okumama vesile olana teşekkür ederim. 🌹🌹🌹

Batan güneşin de, kalan tuzun da hakkı ödendi.

ve Aleyküm Selam

-----------------------------------------------

MASA DA MASAYMIŞ HA

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

EDİP CANSEVER

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Masa da Eylülmüş Ha

Masa da Eylülmüş Ha

Korhan-Kulce Korhan-Kulce