Sen Benimsin Ben de Senin
SEN BENİMSİN BEN DE SENİN (HİKÂYE)
Mutlu bir yuvası,sevdiği bir kocası,üç tane de çocuğu vardı Hatice'nin..
Onu mutsuz eden tek şey kocasının işi gereği kadınlarla çok fazla içli dışlı olması idi..
Olmasa olur muydu?
Elbette olurdu,bir çok iş adamının yaptığı gibi..
Sadece İslamiyet'le tanışmamıştı Ruşen..
Aktığı gecelerden sızıp girmişti Hatice'nin hayatına..
Hatice ise bir kaç yıl önce takmıştı başına islamiyet tacını,o yüzden gönüllü olarak kabul etti Ruşen'i..
Onu İslamiyet'e kazandırıp Allah'ın rızasını kazanacaktı bu çılgın, havai,gerektiğinde yalan bile söyleyen adam sayesinde.
Her şeyi görüyor,duyuyor,biliyor ama üç maymunu oynuyordu.
Hepsi için ağlayarak dua edip gülerek mücadele ediyordu Hatice..
Sevdiği iki varlık uğruna bu imtihana candan evet demişti.
Bana onu kim sevdirdiyse,bir bildiği vardır,ikinci evliliğim ama ilk göz ağrım..
Rabbim istese nefret ettiremez miydi,neden sevdirdi?
Tesadüf var mıydı bizim dinimizde?
Tevafuk vardı..
Bunları düşünüp düşünüp her seferinde hiç tereddüt etmeden yeniden,yeni bir güçle mücadeleye kollarını açıyordu Hatice.
Lakin bu kadar şeyin arasında bir tek bu ağır geliyordu ona.Hatice validemizin hayatını eşine anlattığında eşi;ben sana Aişem diyeyim Hatice,ben senin üstüne gül koklamam..
Sen benim Aişem olarak kalacaksın demişti.
O gündür bugündür Aişem diye takılırdı eşine Ruşen..
Çok da benziyordu huyları Hatice ile Rusen'in,efendimizle,Aişe validemize.
Ruşen sakin,kendi halinde,eşine yardımcı olan,çalışkan,mağrur..
Hatice ise Aişe validemiz gibi eşine aşık, kıskanç ve kaprisliydi..
Ruşen,alttan alan,idare eden,kavga sevmeyen,kavga sonrası köşesine çekilip,Hatice'nin yüreği yanana kadar sadece gözleriyle konuşan sakin bir kişiliğe sahipti.
Tek suçu yaşadığı coğrafyaydı..
Atadan, dededen, nineden gördüğü kuma hayatı,kadınlarla olan ilişkilerini güçlendirmişti Ruşen'in..
Bir sakınca görmüyordu mesaisi uzayan bayan elemaniyla şirkette yalnız kalmakta.
Bir sakınca görmüyordu,iş yemeğine bir bayanla başbaşa cikmakta.
Yardıma ihtiyacı olan bir bayan arkadaşına yardım etmek için görüşmekte..
Bunlar bizim toplumumuzda eş ile birlikte yapılan şeyler olduğu için ters geliyordu Hatice'ye.
Her şeyi aşmıştı da,bir bunu aşamamıştı Hatice..
Öyle ki;yıprandılar bu sebepten çıkan kavgalardan dolayı..
Gecelerinin en güçlü arkadaşıydı duaları..
O gecelerden birinde,bir rüya gördü,rüyasında Muhmut Hüdayi Hz.türbesinde dua ederken şöyle bir ses duydu Hatice;
Sen Şirin değilsin,Leyla değilsin,Züleyha değilsin!
Peki kimim diye sorunca;sen Hatice'sin,sen Aişe'sin,Hafsasın diye yanıt aldı.
Rüyanın etkisiyle sırılsıklam uyanınca, ağlaya ağlaya, Mahmut Hüdayi Hazretlerinin türbesini ziyaret etti Hatice .
Daha çok ağladı,dua etti,içini döktü..
Sonra da yorgunluktan ilk bulduğu bir ağacın dibine çöktü.
Bir an önünden kedi geçmiş gibi bir hisle, çömelerek çöktüğü dizlerinin üzerinden kaldırdı başını,önünde bir kâğıt gördü.
Ak pak,dalından yeni kopmuş gibi bir kağıttı bu.
Hemen aldı ve okumaya başladı.
Kalbine söyle,sakin olsun!
Kocan seni seviyor,tek yapman gereken şey, onu Rabbine sığınarak özgür bırak..
Kimdi,nerden biliyordu onun yaşadıklarını?
Etrafına bile bakınmaya fırsat bulamadan hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı,o an içinden geçen tek şey,dua ettiği gecelerde kocasının ellerini, ayaklarını, gönlünü,gözünü onu yaradana emanet etmiş olmasıydı..
İçine bir ferahlık gelmiş,ağlayarak çıktığı evine,gülerek dönmüştü.
İçi içine sığmayan kalbiyle artık bu mevzuları hiç açmamaya karar verip,dugularını Ben Seninim,Sen Benimsin isimli bir şiirle kaleme döktü Hatice;
SEN BENİMSİN BEN SENİNİM
Bana Aişem derdin,Haticen de olurum.
Ara sıra sadece aşk bahçene gelirim.
İster gül diye alıp,koklayıp da seversin.
İster uzaktan bakar,bu benim değil dersin.
Değil mi ki bu canda,taşıdığım kalp adın .
Değil mi ki bu tende,sevdan kolum kanadım.
Her hücremle aşkına yana yana talibim!
Bu aşk şöhret dinlemez,say ki ben bir garibim.
Ey canımın parçası! Bundan öte dert mi var?
Ey gönlümün sırçası! Senden öte yurt mu var?
Ne Şirin'im,ne Leyla,Ne de bir Züleyha'yım.
Aişe,Hatice'yim,gerekirse Hafsa'yım.
Şiirini yazıp defterini bile kapatmadan yemek hazırlığına girişti Hatice..
Eşinin en sevdiği yemekleri yaparak, güzel bir masa hazırladı..
Eşini en güzel kıyafetleriyle karşıladı ,her zamankinden daha fazla sevgi göstererek öptü yanaklarından..
Eşi de büyük bir mutlulukla, üstünü değiştirmek için üst kattaki odalarına çıktı.
Komidinin üzerinde açık gördüğü defteri eline aldı,sessizce okumaya başladı..
Okudukça ağladı,ağladıkça yandı.
Defteri bıraktı lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı,bir daha okudu..
Bunu sayısız kere yaptı Ruşen..
Her yaptığında içi biraz daha kanadı,yüreği biraz daha yandı.
Sanki,onun Hatice'nin sözünü dinlemediği günlerin gecelerinde,Hatice'nin döktüğü gözyaşlarını,yürek ateşini Allah ondan almış Ruşen'e vermişti.
Ah! Böyle mi yanmıştı acaba Hatice'sinin yüreği de?
Ah! Neler yaşatmıştı sevdiği kadına..!
Ah o süre içinde nelere sebep olmuştu,eski kız arkadaşıyla bile görüşmüş,Hatice'si şirkete giderken,o şirketten çıkıyordu da,aldatıldığını bile düşünmüştü günlerce..
Ve günlerce yemeden içmeden kesilip bunun doğruluğunu anlamaya çalıştı;çünkü Ruşen bu konuda oldukça ketumdu.
O nokta koydukca,Hatice'nin kafasında ünlemler oluşurdu.
Klişe olacak ama film şeridi gibi geçiyordu tüm bunlar Ruşen'in gözlerinin önünden.
Yana yana kül olmuştu adeta..
Bir an aklına Hatice'nin böyle durumlarda yaptıkları geldi.
Hemen lavaboya gidip bir abdest aldı ve namaz kıldı.
Uzun uzun dua etti,ağladı,af diledi onu yaratandan..
O odada ağlarken,Hatice içeriye girmek için elini uzattığı kapının dibinde ağlıyordu.
Sessizce kapıyı kapatıp Hatice de durdu bir alt kattaki salonda namaza..
Şükür namazı kıldı,uzun uzun dua etti,ağladı,yalvardı ve yorgun düşerek yığılıp kalıverdi seccadesinin başında.
Namazını bitiren Ruşen de indi sonrasında bir alt kattaki salona..
Hatice'nin başının secdeden kalkmasını heyecanla bekleyen Ruşen,sabırsızlıkla Hatice'ye söyleyeceği sözleri toparlıyordu kafasında..
O Hatice'sinin gönlünü alacak sözleri kafasında iki dakikada toparlamıştı ama; Hatice'nin başı secdeden kalkmamıştı bir türlü..
Heyecanla, Hatice'nin namaz kıldığı yerin arkasındaki koltukta fırlayan Ruşen,büyük bir panikle dokundu Hatice'ye..
Yere yığılıverdi,o cengaver yürekli kadının gövdesi sessizce..
Aynı yere,onun da gövdesi yıkılacak gibi olmuştu bir anda..
Çığlık çığlığa duyulan sesin ardından, çevresindekiler tarafından çağırılan ambulansla kaldırıldı hastaneye Hatice..
Ambulansın arkasından gittiği arabasının içinden indiği vakit,ambulans doktorlarının yüz ifadeleri anlatmıştı aslında;Ruşen'e Hatice'nin durumunu..
Ama doktorların son müdahalelerinin sonucu beklenmeliydi her şeye rağmen..
Sonuna kadar attırılmaya çalışılan kalbi,maalesef atmıyordu artık Hatice'nin.
Yormuştu onu Ruşen,oysa o kalbin içindeki en büyük yer ona aitti..
Bunun acısıyla kıvranırken,geç de olsa şunu anladı Ruşen;biz olmak istiyorsan,bazı şeyleri kendi anlayışına göre değil,onun anlayışına göre şekillendirmelisin..
Bu benim, ya da ben buyum demek bir ilişkiyi yıpratan en sihirli sözdür..
Sen böyle berbatsın,değiş de gel..
Ve elli yıl birlikte bir ömür tüketenlerin evlilik sırlarının tamamıyla bu olduğunu da belirtmekte fayda var sanırım.
Çay bile beklerken acıyordu oysa,mevsiminde gelmeyen Bahar üşütür,açmayan çiçek ölürdü..
O yüzden,hayırlı şeylerde hayırlı sözler kullanmak gerektiğini ve hayırlı işlerde acele etmek gerektiğini unutmamak gerekiyor sanırım.
Havva KAYA
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu