Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Çayın Soğudu

Birçok evde, babadan başka kimsenin oturmadığı bir koltuk vardır. Ariflerin evinde o baba koltuğu kitaplığın önünde dururdu.


Kitaplar takım hâlindeydi; birçoğu gazete kuponlarıyla alınmıştı. Arif küçükken babası onu omzuna alır, en üst rafa dokundururdu. “Bunlar bir gün senin olacak,” derdi. Arif kitabın kapağındaki yaldızlı harflere parmağıyla dokunur ve nedense hep hoşuna giderdi. Birinin bile o raftan indiğini pek görmemişti ama yine de seviyordu onlara bakmayı.


O akşam annesi çayları getirip mutfağa döndü. Babası ilk yudumu aldı.


Arif, aklını kurcalayan bir soruyu biraz da kafasında kurgulayarak soruverdi:


“Hayatta doğru olduğunu bildiklerimizi o şekilde yaşamak erdem midir?”


“Erdemdir oğlum.”


“Mesela,” dedi Arif, “ben Sokrates okuyorum. Onun gibi düşünüyorum. Onun gibi yaşasam?”


Babası gülümsedi. “Eminsen öyle yaşayacaksın.”


Arif çaylar tazelenene kadar bekledi.


“Peki,” dedi Arif, “Marx okuyorum. Onun gibi düşünüp onun gibi yaşasam?”


Kaşık bardağa iki kez değdi. Babası çayına şeker atmazdı aslında.


“E, tabii,” dedi. “Olur herhalde.”


“Baba,” dedi Arif tekrar, “ya Muhyiddin İbn Arabî okusam? Onun gibi hissetsem, onun gibi yaşasam?”


Bardak tabağa indi.


“Nereden çıktı oğlum şimdi bu sorular?”


Mutfaktaki su sesi kesildi.


Arif'in ağzı kurudu. “Bir şey daha soracağım. Sen bu üçünü hiç okudun mu? Laf olsun diye değil ama. İçine işleyecek kadar.”


Babası kitaplığa bakmadı bile. Oğlunun gözlerine baktı.


“Hayır.”


“O zaman birinde seni gülümseten, birinde kaşığı çevirten, birinde bardağı bıraktıran neydi baba?”


Babası uzun süre bir şey demedi. Sonra oğlunun bardağını gösterdi.


“Çayın soğudu.”


Arif çayını içti.


Ertesi akşam Arif karşı dairenin zilini çaldı. Elinde annesinin içine üzümlü kek koyduğu tabak vardı; geçen hafta Emrelerin evinden dolu gelmişti.


Kapıyı Emre açtı. Aynı apartmanda büyümüşlerdi.


Arif o evin her köşesini biliyordu. Kendi evleri gibiydi; yalnızca onlarda sağda olan mutfak burada soldaydı. Baba koltuğu öbür duvara dayalıydı. Arkasında bir kitaplık, takım hâlinde yaldızlı ciltler. Arif o akşam ilk kez fark etti: Bu kitaplık, kendi evlerindekiyle aynı duvarın diğer tarafına yaslanmıştı.


Emre'nin babası elini uzattı. “Gel evladım, gel.”


Çaylar geldi. Arif bir yudum aldı.


“Turgay amca,” dedi Arif, “sana bir soru sorabilir miyim?”


“Sor, Arifçiğim,” dedi Emre'nin babası.


“Sence Muhyiddin İbn Arabî okusam, onun gibi hissetsem, onun gibi yaşasam…?”


Adam gülümsedi. “Keşke evladım. Ne güzel olur.”


“Peki ya Sokrates okusam?”


Kaşık bardağa iki kez değdi bu sefer.


“Olur herhalde.”


“Ya Marx okusam?”


Bardak çay tabağına indi...


“Nereden çıktı Arif şimdi bu sorular?”


İçeride bir su sesi kesildi. Emre, Arif'e bakıyordu, anlamaya çalışırcasına.


“Siz bu üçünü hiç okudunuz mu hiç, Turgay amca? İçinize işleyecek kadar ama.”


Adam kitaplığa değil de, Arif'in gözlerine baktı.


“Hayır evladım.”


“Hadi iç, çayın soğudu,” dedi Turgay amcası.


Arif çayını içti.


Emre onu kapıya kadar geçirdi. Apartman boşluğunda otomat sönüverdi. İkisi de düğmeye uzanıp yakmadı bile.


Emre, Arif'e “Babana da sordun mu?” dedi.


“Sordum.”


“Ne dedi?”


“Çayın soğudu, dedi.”

Emre gülecek oldu. Gülemedi…


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Çayın Soğudu

Cihan Akçeşme Cihan Akçeşme