Tarih Ağlıyor Senarist Reyting Kovalıyor
Tarihi araştırmayı, öğrenmeyi seven biri olarak yazıyorum. Çok televizyon izleyen biri değilim, hatta neredeyse hiç izlemiyorum.
Dün sadece bir açayım dedim; şu an gündemde olmayan ama eski bölümleri yayınlanan bir diziye denk geldim. Şöyle bir göz ucuyla bakayım istedim. Bir tarih dizisiydi güya adı öyleydi ama gerçekle uzaktan yakından alakası yoktu.
Ekrana baktığım ilk beş dakikada, kütüphanemde duran koca koca tarih ansiklopedilerinin raftan atlayıp intihar etmesini son anda engelledim. 😂 Gerçekten şaka gibi.
Bir bakıyorum sahneye: Oyuncular sanki o devrin çetin bozkırından değil de Hollywood kırmızı halısından fırlamış gibi, sanki Miss Turkey yarışmasındalar. Saçlar jöleli, fönler kusursuz, sakallar lazer epilasyondan yeni çıkmış gibi milimetrik hizalı.
Makyaj deseniz bambaşka bir dünya; yüzlerdeki o kat kat boya ve fondöten bizim evin duvarından bile daha çok parıldıyor.
Üç aydır at sırtında rüzgâr, güneş, çamurla boğuşması gereken cengaverin fönü bozulmuyor, dişleri porselen beyazlığında parlıyor ve kaftanında tek bir toz zerresi dahi barınmıyor.
Seyirciye "geçmiş" diye sunulan şey; günümüz estetik kliniklerinden çıkmış modellerin, antik dekorlar arasında günümüz ağzıyla atışmasından ibaret kalıyor. Gören de ordu seferdeyken arka planda bir de kozmetik kervanı yürütülüyor sanırsınız.
İşin asıl acı veren boyutu da sadece makyaj ve kostümdeki güzellik arayışı değil; zihniyetin ve gerçekliğin alabildiğine sığlaştırılması.
Bu insanlar o devirlerde nasıl şartlarda hayatta kalmış? O koca devletler hangi stratejilerle, nasıl bir akılla kurulmuş? Kışın ordunun ne yediği, atların nasıl nallandığı, dizanteriyle, tifüsle ya da birçok salgın hastalıklarla nasıl boğuşulduğu, bir kalenin fethinin aylar süren sabır istediği, ve daha niceleri.... Varsa yoksa ana karakterin tek başına elli kişiyi doğrayıp saçını düzeltmesi.
O çetin şartlar ekrandan silinip atılınca, o insanların asıl büyüklüğü ve verdikleri mücadelenin kıymeti de buharlaşıp gidiyor.
İlla da tarihimizi ekrana taşıyacağız, bu millete geçmişini anlatacağız diyorsanız bunun bir adabı, bir vefası olur. Önce oturup adamakıllı araştıracaksınız. Masanın başına geçip gerçek kaynakları, arşivleri açıp tozunu yutacaksınız.
Bu uğurda ömrünü, hayatını adayan hocalar, profesörler var; öyle "hop, hadi araştırdım bitti" denilecek bir şey değil bu. O günün havasını, insanının ruhunu, hayatın yalın şartlarını önce kendiniz bir öğreneceksiniz ki ekrana da ona göre bir şeyler yansıtabilesiniz.
Kuşkusuz tarihin ekranlara yüzde yüz yansıtılmasını beklemek saflık olur, kimse birebir aynısını yapamaz; ancak insan en azından dönemin ruhuna sadık kalır, gerçeğe biraz olsun yaklaşmaya gayret eder.
Bizim tarihimiz öyle ucuz süslerle, parlatılmış suratlarla ve yapay sahnelerle tüketilemeyecek kadar ağır ve kıymetlidir. Tarih, birkaç güzel yüzü kostümlerin içine yerleştirip önüne bir kılıç koyunca anlatılmış olmaz.
Çünkü geçmişi anlatmak, yalnızca eskiyi göstermek değil, onun hakkını vermektir.
Tarihi ekranlarda anlatamıyorsanız bile bari onu güzellik filtresinden geçirip bize gerçek diye sunmayın.
Tarih, sizin reyting uğruna yazdığınız bir senaryo değil; bizim geçmişimizdir.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu