Sherlock Holmes Ve Hafiye Çiğdem
Sherlock Holmes Ve Hafiye Çiğdem
13 Ekim 2026
Engin kolileri boşaltıyor, ben oturma odasında soluklanıyordum. Nasıl da yorgunum! Babama çektiğimi defalarca dile getirmiş olmama rağmen yine tekrarlayacağım. Uzun araba yolculukları, saatlerce oturmak, ardından kamp dönüşü evin düzenini yeniden kurmak... Hepsi bir araya gelince bedenim isyan bayrağını çekiyor. Aslında her şeyi hemen yerleştirmek zorunda değilim, biliyorum. Biraz dinlenebilirim de. Ama öte yandan hareket etmeliyim; hareketsizlik de bana iyi gelmiyor. Gel gör ki her şeyin fazlası beni yoruyor. İnsan kendi bedeninin ayarını tutturmayı da öğrenemiyor bir türlü.
İşte tam bu sırada ufak bir çığlık, ardından bir takırtı duydum. Sesin geldiği yere yöneldiğimde kayınvalidemi banyonun dışında, halının üzerinde poposunun üstüne oturmuş vaziyette buldum. Yüzü banyoya dönüktü, terlikleri eşik içinde, banyonun zemininde duruyordu. Üzerinde de havlu vardı. Düşüş anında yanında değildim; ne olduğunu gözlerimle görmedim. İlk işim hâlini hatırını kontrol etmek oldu. Belirgin bir yara, morarma göremedim. Dizlerine de baktı. Sonrasında öyle ağır yaralanmış gibi bir hâli olmadı; bugün de bizimle pazara gitti. İnsanın içi rahatlıyor elbette, ama benim zihnimdeki soru işaretleri öyle kolayca dağılmıyor.
Sözüm ona dizlerinin üzerine düşecekmiş de kendini poposunun üzerine çevirmiş. Bir kere, dizlerinin üzerine düşmediğini söylüyor. Öyleyse insanın aklına türlü sorular geliyor. Banyodan dışarı çıkarken mi ayağı takıldı, kaydı mı, dengesini mi kaybetti? Terlikleri neden içerideydi? Yüzü banyoya dönük, kendisi dışarıda, üstelik oturur vaziyette... Bunların her biri tek başına açıklanabilir belki, ama benim zihnimde yan yana geldiklerinde küçük bir soruşturma dosyası oluşturmaya başladılar bile.
İlerleyen günlerde, “Anne, sen peranda attın!” diye takılacağım kesin. İnsan bazen yaşanan bir korkunun ardından, geriye kalan endişeyi mizahla hafifletmeye çalışıyor. Yalnız, şaka yapacağım diye içimdeki kuşkuyu da görmezden gelemem. Düşüş anında orada değildim; dolayısıyla ne olduğunu kesin olarak bilemem. Fakat gördüğüm manzarayı da zihnimden silemiyorum.
Şimdi bana düşen, İkinci Abdülhamid Han gibi araştırmaya koyulmak. Sultan'ın Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes hikâyelerine duyduğu merakı hatırlıyorum. Hani şu en küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırmayan, herkesin önemsiz saydığı bir izden yola çıkıp olayın düğümünü çözmeye çalışan meşhur dedektif! Benim de önümde bir banyo eşiği, içeride düzgünce duran terlikler, halının üzerinde oturan bir kadın ve birbirini tamamlıyor mu, yoksa çelişiyor mu diye düşündüğüm ayrıntılar var. Yıldız Sarayı'nın hafiyelerini göreve çağıramayacağıma göre, Conan Doyle'un dedektifinden biraz ilham alayım bari.
Ama Sherlock Holmes'un önemli bir meziyeti vardı: Gözlemle varsayımı birbirine karıştırmazdı. Benim de önce bunu yapmam gerekiyor. Kayınvalidemin düşüşünü görmedim; elimde yalnızca düşüşten sonra gördüklerim ve anlatılanlar var. Terliklerin içeride oluşu, oturuş biçimi, yüzünün yönü... Bunlar bana soru sordurabilir, ama tek başlarına cevap veremezler. Acaba olayın ayrıntılarını mı yanlış anlıyorum, yoksa anlatılanlarda gerçekten açıklanmaya muhtaç bir nokta mı var? Şimdilik dosyayı kapatmaya niyetim yok.
Hayat da böyle işte sevgili güncem. Bir yanda tatil dönüşü koliler, çamaşırlar, evin bitmeyen işleri; öte yanda insanın zihnine takılıp kalan küçücük bir olay. Ben dinlenmek için oturmuşken kendimi bir anda dedektifliğe soyunmuş buluyorum. Üstelik bu soruşturmanın sonunda ne bir madalya var ne de bir maaş! Yalnızca merakım, biraz mizahım ve zihnimin bir köşesinde dönüp duran o soru: Acaba banyoda tam olarak ne oldu?
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu