Pazartesi Başlayan Diyetin Salı Öğleden Sonraki Cenaze Töreni
Her şey pazar gecesi saat 23.45 sularında başladı. Aynanın karşısına geçip tişörtümü hafifçe yukarı sıyırdım ve o tarihi yemini ettim: “Bu sefer bitmiştir. Yarın sıfırdan, pürüzsüz bir hayat başlıyor.”
Hemen mutfağa gidip buzdolabını teftiş ettim. Peynir tabağının kenarında kalmış son iki dilim sucuğu "Yarın diyetteyim, yazık günah israf olmasın" mantığıyla çiğ çiğ yuttum.
Gece yatarken kafamda Rocky müziği çalıyordu. Artık ben eski ben değildim; ben artık glutensiz ve yüksek bilinçli bir varlıktım.
Pazartesi: Şampiyonun Doğuşu (08.00 - 23.00)
Pazartesi sabahı alarm çaldığında yataktan bir Spartalı gibi fırladım.
Kahvaltı: Yarım haşlanmış yumurta, üzerine damlatılmış üç damla limon suyu ve çim tadı veren bir avuç roka. “Roka yerken ağzımda oluşan o ‘fotosentez yapmaya çalışan biyolojik bir arıza’ hissiyatını gururla yuttum.”
Ofise girdiğimde yürüyüşüm bile değişmişti. Yan masamdaki arkadaş poğaça uzattı. Yüzüme öyle bir tiksinme ifadesi yerleştirdim ki, sanırsın bana nükleer atık ikram ediyor: "Yok canım ya, ben bedensel tapınağımı rafine unla kirletmiyorum artık."
Öğlen: Plastik kapta haşlanmış tavuk göğsü ve brokoli. Tavuk o kadar kuruydu ki çiğnerken damağıma yapıştı, üç bardak suyla anca indirebildim. Ama direndim. Akşamı bir kase yağsız yoğurt ve içine atılmış beş adet hüzünlü bademle kapattım.
Yatağa girerken karnımdan gelen "Gırrr-vuvvv" sesleri resmen ağlara takılmış bir balinanın yardım çağrısı gibiydi ama olsun: İlk gün kazanılmıştı. Tartıya çıktım, 200 gram gitmiş. Dedim ki bu iş bitti.
Salı Sabahı: İlk Çatlaklar (09.00 - 13.00)
Salı sabahı uyandığımda içimde hafif bir asabiyet vardı. Dünya çok gürültülüydü, ve haşlanmış yumurta kokusu bana bir hakaret gibi gelmeye başladı.
Öğle yemeği saati geldiğinde ofis WhatsApp grubuna bir mesaj düştü:
"Arkadaşlar, aşağı kattaki lahmacuncu açılışa özel 3 lahmacun + ayran kampanyası yapmış, söyleyen var mı?"
O an ofiste zaman durdu. Benim gözümün önüne dumanı üstünde tüten, çıtır çıtır, arasına maydanozu basılmış, bol limonlu bir lahmacun geldi. Masamda duran yeşil elmaya baktım. Elma bana bakıyor, ben elmaya bakıyorum. Elmanın suratında bariz bir " Sen o lahmacunu söyle" ifadesi vardı.
Yine de direndim. Çantamdan çıkardığım kepekli galetayı hırsla ısırıp çiğnemeye başladım. Galeta ağzımda una, un çimentoya dönüştü. Yutkunamadım bile.
Salı 14.30: Katilin Olay Yerine İntikali
Ve o saat geldi: 14.30. Kan şekerim yerçekimine yenik düşmüş, beynim sadece karbonhidrat frekansından yayın yapıyor. Tam o sırada yan departmandan biri içeri girdi. Elinde kocaman, üzeri Antep fıstığı kaplı bir profiterol tabağı.
"Ya teyzemin görümcesinin kızı nişanlanmış da, tatlı göndermişler. Kimse yemiyor, atılacak valla..."
Bakın, bir insanın iradesi çeliktendir belki ama Türk milletinin "Neyse, ziyan olmasın" refleksi titanyumdandır.
İç sesim hemen devreye girdi, o uzman avukat cübbesini giydi: "Şimdi sen dünden beri çok iyi gittin. Metabolizmayı şaşırtmak diye bir şey var biliyorsun değil mi? Şoklama diyeti bu. Şu an bu çikolatayı yemezsen vücut kıtlık moduna girer, yağ kilitler. Bilimsel olarak yemek zorundasın."
Bir adım attım. "Sadece sosundan bir çay kaşığı alayım, tadına bakmış olayım" dedim. İnsan o saniyeden sonra artık irade timsali bir savaşçı değil; "Metabolizmayı şaşırtıyorum şu an" yalanıyla kendini teselli eden bir teslimiyet abidesine dönüşür.
Salı 14.47: Cenaze Namazı
O 17 dakikada gerçekleşen katliamı hiçbir olay yeri inceleme ekibi çözemez. Gözüm kararmış, bilincim kapanmış. Kendime geldiğimde tabağın kenarını parmağımla sıyırıp yalarken buldum kendimi. Üstelik masanın altında gizlice yenmiş iki paket fındıklı bisküvinin kırıntıları duruyordu.
Diyet, Salı günü saat 14.47’de, ofis mutfağındaki su sebilinin hemen yanında, arkasında sadece boş bir plastik çatal ve yoğun bir suçluluk duygusu bırakarak hayata gözlerini yumdu.
Cenaze namazı ikindiye müteakip ofis mutfağında kılınır, cemaat tıkınmaktan konuşamaz haldedir. Hemen ardından "Madem bugün bozuldu, akşama da pizza söyleyelim bari" diyerek merhumun ruhuna fatiha yerine duble büyük boy karışık pizza ısmarlandı.
Ve tören, insanlık tarihinin en büyük yalanıyla son bulur:
"Neyse ya... Önümüzdeki pazartesi kesin başlıyoruz."
Nur içinde yat ey iki günlük irade. Önümüzdeki pazartesi yine aynı saatte, aynı yalanlarla buluşmak üzere.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu