Yeryüzü Hepimizin Evi
Yeryüzü hepimizin evi.
Tabiat, orman, toprak, su, hava, insan ve hayvan… Hepsi aynı büyük yaşamın parçaları; aynı evin sakinleri.
Ormanı gözümüz gibi korumaktan söz ediyoruz. Bir ağacın kesilmesine, bir ormanın yok edilmesine karşı çıkıyoruz. Doğanın yaşam hakkından, ekolojik dengenin korunmasından söz ediyoruz.
Peki, aynı hassasiyeti bir hayvanın yaşamı söz konusu olduğunda neden gösteremiyoruz?
Önce bunu kendimize sormalıyız.
Bir ağacın yaşamasına saygı duyarken, bir hayvanın yaşaması neden zorumuza gidiyor?
Bir ormanın içindeki yaşamı korumak istiyoruz da o ormanın içinde yaşayan bir canlının yaşam hakkı neden bir anda tartışmaya dönüşüyor?
İşte burada insanın kendi içinde taşıdığı paradoksla karşılaşıyoruz.
Çünkü doğayı korumak, yalnızca ağacı korumak değildir. Ormanı orman yapan bütün yaşamı korumaktır. Bir habitat yalnızca ağaçlardan oluşmaz; toprağı, suyu, bitkisi, böceği, kuşu, hayvanı ve insanıyla bir bütündür.
Biz ise zaman zaman bu bütünlüğü kendi rahatımıza göre bölüyoruz.
Önce yaşam alanlarını daraltıyoruz.
Ormanları, kıyıları, tarlaları, sokakları kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda değiştiriyoruz. Hayvanların doğal yaşam alanlarını küçültüyor, onları şehirlerin içine itiyor, sonra da şehirlerde var olmalarını bir sorun olarak görüyoruz.
Önce onların evinden pay alıyoruz.
Sonra bizim evimizde yaşamalarından rahatsız oluyoruz.
Ve sonunda onların yaşam hakkını tartışmaya açıyoruz.
Oysa burada sorulması gereken soru çok daha basit:
Biz onların yaşam alanlarına ne kadar saygı gösterdik ki şimdi onların yaşam hakkından vazgeçmelerini bekliyoruz?
Hayvanları “uyutmak” sözcüğü de bu yüzden insanın kendi vicdanına söylediği ağır bir teselliye dönüşüyor. Ölümü başka bir kelimeyle söylemek, ölümü değiştirmiyor.
Bir canlının yaşamını sonlandırmak, adına ne koyarsak koyalım, yaşam hakkının elinden alınmasıdır.
Üstelik çoğu zaman bu canlıları sokağa ve korunmasızlığa iten koşulların oluşmasında insanın payı vardır. Barınma imkânlarını yeterince oluşturmadan, sağlık hizmetlerini yeterince sağlamadan, kısırlaştırma ve aşılama gibi koruyucu uygulamaları gerektiği ölçüde yürütmeden ortaya çıkan sonuçları yalnızca hayvanların varlığına bağlamak adalet değildir.
Bir canlıyı korumadan önce yalnız bırakıp, sonra yalnızlığının sonuçlarından dolayı cezalandırmak insanın kendi sorumluluğundan kaçmasıdır.
Barınma bir lüks değildir.
Sağlık bir ayrıcalık değildir.
Yaşam hakkı ise pazarlık konusu hiç değildir.
Bir toplumun medeniyetini yalnızca binalarının yüksekliği, yollarının genişliği ya da teknolojisinin gelişmişliği göstermez. Bazen medeniyet, gücü elinde olmayan karşısında nasıl davrandığında görünür.
Sesini çıkaramayanın yaşam hakkını savunmak, aslında insanın kendi vicdanının sınırlarını genişletmesidir.
Bu nedenle mesele yalnızca birkaç hayvanı beslemek ya da yaralı bir canlının başında beklemek değildir. Bunlar kıymetlidir; fakat yeterli değildir.
Asıl ihtiyaç, bireysel merhameti toplumsal sorumluluğa, toplumsal sorumluluğu da işleyen bir hukuk düzenine dönüştürmektir.
Toplum olarak hayvanların yaşam hakkını savunabiliriz.
Yerel yönetimlerden düzenli kısırlaştırma, aşılama ve tedavi hizmetleri talep edebilir; güvenli ve sağlıklı barınma koşullarının oluşturulmasını isteyebiliriz. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını takip edebilir, ihmal ve kötü muamele karşısında yasal haklarımızı kullanabiliriz.
Sivil toplum kuruluşlarına destek olabilir, gönüllü çalışmalara katılabilir, sahipsiz hayvanların bakım ve tedavilerine katkıda bulunabiliriz.
Ve hukukun, hayvanları yalnızca yönetilmesi gereken bir mesele olarak değil, korunması gereken canlılar olarak ele almasını talep edebiliriz.
Çünkü yasa yalnızca insanın hakkını değil, insanın sorumluluğunu da hatırlatmalıdır.
Bir toplum, yalnızca kendisi için güvenli bir dünya kurduğunda değil, gücü kendisinden daha az olan canlıların yaşam hakkını da gözettiğinde büyür.
Yeryüzü hepimizin evi.
Tabiat, habitat, insan ve hayvan birbirinden kopuk varlıklar değil; aynı yaşamın birbirine değen halkalarıdır.
Bir ormanı koruyup içindeki canlıyı korumuyorsak, aslında ormanı değil, yalnızca ağacı koruyoruz demektir.
Ve belki de önce kendimize şu soruyu sormalıyız:
Yeryüzünün bizimle birlikte yaşayan bir canlısı olmak mı zorumuza gidiyor, yoksa artık kendimizi bu evin sahibi sanmamız mı?
Hamiye GÜL
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu