Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Buldum Derken Kaybetmek

Buldum Derken Kaybetmek

Melodiyi yakaladım derken, uzun ve acı bir sessizlik sahneyi kaplar . Yıldızlara yetişmeye çalışırken, gökyüzü üstümüze çöker. Buldum derken kaybetmek te bu iklimi yaşatır insana. baharı koklarken kışın ilk karı düşmesi gibidir bu hal . Varlık ile yokluk arasındaki o incecik çeper, tam da avuçlarımızın ısındığını hissettiğimiz an yırtılır. İnsan, aradığını bulduğu vehmine kapıldığı an, kainatın en kırılgan tahtına oturmuştur aslında. 


Cennetin yetmiş birinci kapısına dokunma hissi yaşarken, anahtar elimizde ufalanı verir. Tam vardım derken, bastığımız zemin kayıverir. Aydın'lığı bulduğumuzu sandığımız an, gözlerimize mil çekilir.


Tam buldum dendiği an, avuçtaki suyun parmak aralarından süzülüp gitmesi gibi değil, suyun ansızın buharlaşıp geride yalnızca bir kuraklık hissi bırakması gibidir. Kavuşmanın coşkusu, yitirişin sessiz fırtınasına giden yolu aydınlatan geçici bir meşaleden ibarettir. Aydın'lık ne kadar parlaksa, ardında bıraktığı karanlık o kadar derinleşir.


Bulmak, tamamlandığını sanmaktır ama kaybetmek ise hiç var olmamış bir bütünün hayaletiyle yaşamaya mahkûm olmaktır. İnsan, parmaklarının ucundaki o sıcağın bir illüzyon olduğunu anladığında, kaybettiği şeyin kendisi kadar, ona yüklediği anlamın yıkıntısı altında da ezilir. Limana yanaşan gemi, tam demir atarken batıverir.


Zaman, kucağımıza bıraktığı armağanları geri alırken muazzam bir sessizlik kuşanır. Bir hakikati, bir sevgiyi ya da kaybolmuş bir ruh parçasını tam buldum sandığın an, kaderin soğuk parmakları araya girer ve o dokunuşu yarım bırakır. 


Her arayış, içinde kendi kayboluşunu taşır, tıpkı gecenin en koyu anında doğan yıldızın, şafağın ilk ışığıyla sönmeye mahkûm olması gibi. Tam "işte burası, nihayet vardım" dediğin o kozmik anda, bastığın zemin ansızın çekilir. Kazanmanın sarhoşluğu, yerini tarihin en kederli ayılmasına bırakır. Yitirilen şey sadece elden kayıp giden bir nesne ya da bir insan değildir, o anın içinde yeşeren, geleceğe uzanan bütün ihtimaller, hiç doğmamış çocukların sessiz çığlıkları gibi zihnin koridorlarında mahsur kalır.


Kayıp, henüz bulmamış olanın kederinden katbekat daha ağırdır. Hiç dokunmadığın bir cennetin yokluğu yakmaz canı, yakıcı olan, kapısından içeri adım attığın an yüzüne kapanan o ağır tunç kapıdır. Tam kavradığını sandığın kabuk ellerinde ufalanır ve içindeki cevherin rüzgâra karıştığını çaresizce izlersin. 


Bulmanın verdiği o muazzam ferahlık, kaybedişin uçurumu önünde bir birkaç saniyelik askıda kalma hâlidir. Sonrası düşüşün, rüzgârın ve kaçınılmaz çakılışın ritmidir.


Ruh, avuçlarında hissettiği o kısa süreli sıcaklığın izini bir ömür boyu taşır. Kaybetmek, o sıcaklığın buz tutması değil, sıcaklığın kendisinin bir daha hiç gelemeyecek bir mevsim gibi çekilip gitmesidir.


 İnsan tam bulduğunda eksildiğini fark etmez ama eksilme, o bulunan şeyin bıraktığı boşluğun zihinde açtığı kara delikle başlar. O boşluk artık sıradan bir yokluk değil,  tadılmış bir hakikatin ve yarım kalmış bir mucizenin Hira'da kalan hayaletidir.


Soyut bir tuvalde gezinen fırça gibi, kader önce en parlak renkleri sürer ömrümüze. Tam resmin tamamlandığını, o kusursuz uyumun yakalandığını düşündüğümüzde, üstüne siyah bir mürekkep dökülüverir.


 Bu, hayatın usulca fısıldadığı en acı verici derstir aslında. Bu dünyada hiçbir şey mülk edinilemez, sadece bir anlığına misafir edilir. Tam bulmuş olmak, sadece bir süreliğine emanetçi olunduğunun en trajik kanıtıdır.


Bir sürgün başlar o andan sonra. İnsan kendi içindeki o buluş anına geri dönmek için çabalar ama zamanın nehri tersine akmaz. Elde kalan tek şey, avuçların bir zamanlar bir şeyi sımsıkı tuttuğuna dair o silik, sızlayan kas hafızasıdır. Tam bulmuşluğun yarattığı yüksek tepeden düşmek, düz yolda yürürken tökezlemeye benzemez, orada kemikler değil, doğrudan doğruya ruhun dokusu kırılır.


Gözlerin gördüğü ama ellerin artık dokunamadığı o ara bölgede, insan kendi kırıntılarını toplamaya çalışır. Kaybedilen şey ardında devasa bir mimari bırakır ama bu mimari tamamen boşluktan örülmüştür. İçinde yankılanan tek ses, "tam da oradaydı" cümlesinin getirdiği o ağır ve boğucu yankıdır. Varlık, yokluğun bu kadar yakınına hiç bu kadar acımasızca sokulmamıştır. Tam sahip olunmuşluk duygusu, kaybın en keskin bıçağı hâline gelir.


İnsan, tam bulduğu an kaybetmenin o sarsıcı ritmine boyun eğer. Bu keder, arayışın kendisinden daha kadim, kavuşmanın tatlılığından daha kalıcıdır. 


Avuçlarındaki boşluğu seyreden bir adam, aslında evrenin en çıplak gerçeğiyle baş başadır artık: İnsan, ancak kaybettiği şeyin büyüklüğü kadar derinleşebilir ve en büyük derinlikler, tam dokunulduğu an buharlaşan o aziz rüyaların enkazında gizlidir.



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Buldum Derken Kaybetmek

Buldum Derken Kaybetmek

AYDIN UZKAN AYDIN UZKAN