Bir Avuç Kül
Umut, insanoğlunun karanlıkta el yordamıyla aradığı ilk ışık, göğüs kafesinde taşıdığı en kırılgan emanettir. Ancak bu emaneti birine verip ardından onu boşluğa bırakmak, sadece bir hayal kırıklığı değil, ruhsal bir cinayettir.
İnsan, kendisine uzatılan bir tutam yeşilliğe inanmaya, en kurak mevsimlerde bile bir avuç suya kanmaya teşnedir. Yüzüstü bırakılmak ise, vaat edilen bir cennetin kapısından geri çevrilip, en derin cehennemin ortasında tek başına bırakılmaktır.
Bu psikolojik yıkımı en derin haliyle hisseden birey, zamanla kendi gölgesine bile yabancılaşır. Verilen sözler, zihnin en mutena köşesinde inşa edilen ulu birer saray gibidir, fakat o sarayın tek bir gecede yerle bir edilmesi, insanın içindeki inanç kolonlarını da darmadağın eder. "Umut, en çok onu vaadedenlerin ellerinde can verir, çünkü insan en çok güvendiği dağın karında üşür." Bu cümle, aldatılmış bir kalbin dünyayla bağını koparan en acımasız gerçektir.
Umut, henüz gerçekleşmemiş bir yarının sevinciyle bugünü katlanılır kılma sanatıdır. Karşınızdaki insan size bu sanatı öğretir, size yarınların var olduğunu fısıldar ve tam ona yaslandığınız an ayaklarınızın altındaki halıyı çeker.
Yüzüstü kalmak, yerçekimsiz bir uzay boşluğunda sonsuza kadar düşerken tutunacak tek bir atom bile bulamamaktır. Ruh, bu ani düşüşün şiddetiyle büzüşür, ne geçmişe dönebilir ne de geleceğe adım atabilir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, bu ihanet biçimi insanda kronik bir "bekleyiş felci" yaratır. Artık kapı her çaldığında gelenin o olmadığını bilir ama yine de umut etmekten kendini alamaz çünkü insan, umut etme yetisini kaybetmektense acı çekmeyi yeğler.
Oysa bırakılan yerde kalan sadece bir enkaz değil, bir zamanlar inançla parlayan ama şimdi sönmüş olan bakışlardır. "Yarım kalmış hikayelerin en hüzünlü yanı, yazarının kitabı kapattıktan sonra okurun hâlâ aynı sayfada gözyaşı dökmesidir."
Umut verip gitmek, bir çiçeğe günlerce su verip kökleri suya kavuşacağı an saksıyı kurutmak gibidir. O çiçek ölmez belki ama bir daha asla güneşe dönmez yüzünü. İnsanın içindeki inanç da böyledir. Bir kez hırpalandığında, bir daha hiçbir bahar o dalda tomurcuk patlatmaz. Yüzüstü bırakılan insan, kendi içinde ördüğü duvarların arkasına saklanır ve dış dünyadan gelen her türlü güzel sözü birer tuzak olarak algılamaya başlar.
Bu durum, toplumsal ve bireysel ilişkilerdeki en büyük güven erozyonunu doğurur. İnsanlar birbirlerinin hayatına birer uğrak yeri gibi girer, en büyük vaatleri verip hiçbir şey olmamış gibi çekip giderler.
Karşılarında bıraktıkları enkazın büyüklüğünü hesaba katmadan yapılan bu gidişler, modern insanın ruhunu seyreltmiş, ilişkileri geçici ve tüketici birer nesneye indirgemiştir. Kimse kimsenin yarasını sarmaya cesaret edemez çünkü herkes bir gün o yarayı açanın kendisi olmasından ya da o yara ile baş başa kalmaktan korkar.
Hüznün bu en katıksız hali, insanın kendi iç sesiyle baş başa kaldığı gece yarılarında zirve yapar. Verilen sözlerin tatlı birer ninni gibi söylendiği anlar ile gerçeğin soğuk duvarına çarpılan sabahlar arasındaki mesafe, hayatın en büyük trajedisidir.
"Hiçbir veda, gerçekleşmeyen bir kavuşma kadar derinden yaralayamaz; çünkü giden değil, geride kalan umuttur asıl enkaz altında kalan." İnsan, gitmenin acısını bir şekilde atlatır ama "kalacağım" diyerek kandırılmanın izini ömrü boyunca taşır.
Zaman her şeyin ilacı denir lakin bazı yaralar zamanla kapanmaz, sadece kabuk bağlar ve o kabuk her hatırlayışta yeniden kanar. Umut tüccarlarının bizzat yarattığı bu boşluk, bireyin ruhunda ticarileşemeyen tek hüzün adasıdır. O adada ne bir ses ne de bir ışık vardır; sadece rüzgarın taşıdığı "kandırıldım" fısıltıları yankılanır. Yüzüstü bırakılan ruh, artık hiçbir limana sığınmak istemez, fırtınanın ortasında kalmayı, sahte bir limanın sükunetine tercih eder.
Umut verip sonradan o umudun altında insanı bırakmak, ruhsal dünyada işlenebilecek en sessiz ve en derin cinayettir. Hayat, insanlara düşleri satıp sonra o düşleri elinden alanların haksız kazançlarıyla doludur.
Ancak unutulmamalıdır ki, birinin umudunu çalan, aslında kendi insanlığının en saf yanını da ateşe vermiştir. Ve en nihayetinde, ne kadar uzağa gidilirse gidilsin, yarım bırakılan o kalbin attığı her yer, terk edenin ömrü boyunca kaçamayacağı tek vicdan aynası olarak kalacaktır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu