Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Yasa Birey Diyor Töre Kader Beşiğe Atılan Düğüm

Çok değil, bundan bir iki kuşak öncesinin hikâyesi bu. Şimdilerde kuytuda köşede hâlâ sürdüren, buna bel bağlayan var mıdır bilinmez ama bir zamanlar hayatın en katı, en sorgulanmaz adetlerindendi. Beşik Kertmesi

Dünyaya yeni gelinmiş, dünyayı yeni yeni anlamlandıran bir akıl. Yalnızca nemli bir kundak, tahta bir beşik ve tavan tahtalarında dans eden gölgeler. Fakat tavanın ötesinde, odanın bir köşesinde çay bardakları şakırdıyor. İki ceketli, bıyıklı, ağırbaşlı adam oturmuş; hayatı, ölümü, tarlanın sınırını ve en çok da kendi sarsılmaz dostluklarını konuşuyorlar. Biri diğerinin sırtına vuruyor: "Oldu bu iş." İşte orada, tam o saniyede, o ufacık eller henüz parmaklarını emmeyi bile tam beceremezken, o iki can adına koca bir hayat sipariş ediliyor.

İnsan düşünmeden edemiyor: Bir babanın diğer bir babaya ikram edebileceği en kıymetli şey gerçekten de o beşikte mışıl mışıl uyuyan bir yavrunun istikbali midir? Ne büyük bir cömertlik! İki kadeh çayın, bozulmasın diye titrenen bir ahbaplığın ya da bölünmesin diye çit çekilen iki dönüm toprağın bedelini kundaktaki bebeğin ömrüyle ödemek… Buna da mertlik diyorlar. Söz ağızdan çıkarmış. Ağızdan çıkan o iki kelime havada asılı kalmıyor tabii; kurşun gibi ağırlaşıp beşiğin üstüne çöküyor. Beşiğe bir çentik atılıyor. Çentik tahtaya değil, insanın iradesine atılıyor aslında. 

Sonra büyüyorsunuz. Büyümek zaten başlı başına bir kafa karışıklığı; sokakta taş kaydırmak istiyorsunuz, dizleriniz kanıyor, rüzgâr esiyor ve siz dünyayı anlamaya çalışıyorsunuz. Ama size izin vermiyorlar. Yanınızdan geçen küçük kıza ya da oğlana işaret parmaklarını uzatıp bıyık altından gülüyorlar: "Bak, senin kısmetin." Nasıl yani? Kısmet denen şey bakkaldan iki yüz dirhem zeytin alır gibi paketlenip insanın kucağına mı bırakılır? Sonra büyüyorsunuz. Kalbiniz daha çarpmayı yeni öğreniyor, bir gün okul yolunda başka bir çift göze takılıp kalıyorsunuz. İçinizde hafif bir kıpırtı, tarifsiz bir telaş… Tam insan olduğunuzu, kendi hikâyenizin başladığını sanırken koca koca gölgeler dikiliyor karşınıza: "Hadsizlik etme! Sözümüz var. Bizi el âleme rezil mi edeceksin?"

Rezil olmak… Dünyanın en büyük korkusu. Bir insanın kendi benliğini, aşkını, aklını çöpe atması hiçbir şeydir ama el âlemin ne diyeceği meselesi bir imparatorluk kurallarından daha katıdır. Kendi yazdıkları piyeste bize sadece figüranlık düşmüş meğer. "Sen sus," diyorlar, "sen bilmezsin, biz senin iyiliğini düşündük." Ah, bu iyilik düşünenler! Dünyanın bütün mutsuzlukları nedense hep başkalarının iyiliğini düşünen o tecrübeli, o pek prensipli büyüklerin ellerinden çıkar. İtiraz edecek olsanız, mekanizma hemen çalışır: Suçluluk duygusu, vicdan azabı, kapıların yüzünüze kapanması.

Bir yerlerde kanunlar yazılıdır oysa. Kalın ciltli kitaplar açılır, "Kişi hürdür," der, "Evlilik özgür iradeyle kurulur." Hukuk fakültelerinin amfilerinde hocalar bunu tane tane anlatır; irade sakatlanamaz, reşit olmayan bağlanamaz, rıza esastır. Ne güzel cümleler, ne pürüzsüz tanımlar! Fakat o kanun maddeleri tahta beşiğin yanındaki sedire gelince birdenbire buharlaşıverir. Çünkü o sedirde oturan akıl, kanundan daha kadim bir kurnazlığa sahiptir: Kendi bencilliğini, kendi mülkiyet hırsını hemen ilahi bir kılıfa büründürür ve fısıldar: "Kader."

Kader öyle mi? İki yetişkinin pazarlığı ne ara göklerin emri oldu? Kendi korkularını, mülkiyet hırslarını mukadderat diye yutturmak ne büyük kolaylık! İnsan bu dünyada binbir türlü şeyle sınanır; ansızın kapıyı çalan dermansız bir hastalıkla imtihan edilirsiniz, varlıkla ya da bir gecede yitip giden zenginlikle denenirsiniz, elinizde olmayan bir afetin ortasında yapayalnız kalırsınız... İnsanın takatinin yetmediği, aklının sırrının ermediği yerde boynunu büküp "kaderim buymuş, imtihanım buymuş" demesini anlarım; orada bir teslimiyet, kederli ama sahici bir kabul vardır. Fakat kundaktaki çocuğun boynuna görünmez bir ip bağlayıp ucunu mezara kadar sürecek bir dostluğun tapusu yapmak, sonra da buna kader demek neyin nesi? 

İnsan, başkalarının kurduğu cümlelerin altına ömrüyle imza atamaz. Anne babalar bilmeli ki, bir çocuğu sevmek onun geleceğini baştan yazıp eline tutuşturmak değildir; ona kendi hikâyesini yazacak boş bir sayfa bırakabilmektir. Hayat zaten tek başına göğüslenmesi güç, kederi bol bir meşakkat. Bir de o küçücük omuzlara taşımadığı yeminlerin, etmediği pazarlıkların ağırlığını yüklemeyin. Bırakın, dünya karşısında acemiliğiyle kalsın; kendi sevinciyle gülsün, kendi seçtiği yaranın sızısıyla ağlasın. Zira bir evlada verilebilecek en büyük hak, bu hoyrat dünyada sadece ve sadece kendisi olarak var olabilme hakkıdır.


Konuyu ele almam için öneride bulunan sayın Murat Özden Hocama teşekkür ederim...

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Yasa Birey Diyor Töre Kader Beşiğe Atılan Düğüm

Hafif Hasarlı Hafif Hasarlı