Kelimelerin Sıcaklığında
Kelimelerin Sıcaklığında:
Bizim Edebiyatımız, Bizim Hikâyemiz
Bazen durup düşünürüm; bizi biz yapan, dertlerimizi ortak kılan, yalnızlığımıza omuz veren şey nedir diye... Cevabı hep aynı yerde bulurum: Bir kitabın rastgele açılan bir sayfasında, tam da söyleyemediğimiz o duygunun altı çizili dururken.
Türk edebiyatı benim için sadece incelenen metinlerden, ders notlarından ya da analiz edilecek dönemlerden ibaret değil. Bizim edebiyatımız, akşam çayı demlenirken anlatılan hikâyeler gibi tanıdık, dertli ama bir o kadar da umutlu bir sığınak.
Ahmet Hamdi’nin *"Saatleri Ayarlama Enstitüsü"*nü okurken kendi kafa karışıklıklarımıza gülümsemez miyiz? Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sında, sokakta yanımızdan yürüyüp giden sıradan insanların içindeki o sessiz, fırtınalı dünyaları hissedip duygulanmaz mıyız? Ya da Oğuz Atay’ın *"Tutunamayanlar"*ı sorulduğunda, sanki bizden bir parça anlatılıyormuş gibi içimiz cız etmez mi?
İşte bu yüzden, akademik unvanlar bir kenara çekildiğinde ben sadece kelimelerin büyüsüne kaptırmış bir okur ve yazarm. Yunus Emre'nin o içten, sıcacık dili olmasaydı sevmeyi böyle güzel öğrenebilir miydik? Yedi Güzel Adam’ın şiirleri olmasaydı dostluğun ve zarafetin tadını bu kadar derinden hissedebilir miydik?
Edebiyat, geçmişte yaşamış o usta isimlerle aramızda kurulan zamansız bir dostluk bağıdır. Onlar bize hikâyelerini bıraktı; bizler de bugün kendi duygularımızı, dertlerimizi ve sevinçlerimizi bu zengin mirasa eklemeye çalışıyoruz.
Bir sayfayı çevirdiğinizde kendinizi yalnız hissetmiyorsanız, işte edebiyat amacına ulaşmış demektir. Aynı satırlarda buluşmak, aynı cümlelerle dertlenip birlikte ferahlamak dileğiyle...
Sıcak bir çay eşliğinde, bol okumalı günlere!
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu