Ölümün Ağırlığı Hayatın Telaşı
Ölümün Ağırlığı, Hayatın Telaşı
19 Ekim 2026
Söze başlamak, kelimeleri kullanmak öyle zor ki… Ölüm insana ağır geliyor. Ölüm üzerine felsefe yapmak istemiyorum. Zihnim zaten dolambaçlı yollardan geçiyor; bir de kelimelerin yükünü taşımaya gücüm yok bugün.
Sevgili günlüğüm, sana uğramayalı kaç gün oldu, bilmiyorum. Görüşmeyeli fark ettim ki nur topu gibi bir tansiyonum var artık! Acile kolay kolay gitmem ama dün de bugün de kendimi orada buldum. Kendim için endişeliyim biraz. Pipirikli olduğumu düşünebilirsin. Varsın öyle düşün; bırak, ben de sana dertleneyim. Günlük hayatın içinde beni gerçekten dinleyen kaç kişi var şunun şurasında? İnsan bazen anlatacaklarını biriktiriyor, sonra da hepsini sessizce kendi içinde taşıyor. Ben de bugün sana geldim işte.
Devlet hastanesinde Gülseren abla ve eşi Abdulkadir abiyle burun buruna geldik. Gülseren abla beni görünce şaşırdı, ben ise onu görünce şok oldum. “Hayırdır?” cümlesi döküldü ağzımdan. Abdulkadir abi, eşinin kalp krizi geçirdiğini söyledi. Gülseren ablanın Şehir Hastanesi’ne sevk edildiğini öğrenince içim daraldı.
Oysa ben de iyi değildim. Belden yukarısı, bedenimin üst tarafı, acıyla yanmanın birbirine karıştığı tuhaf bir his içindeydi. On-on beş dakikadır beni bir bilmecenin içine sürükleyen bu his, kendi bedenimle ilgili kaygılarımı da beraberinde getirmişti. Ama insan bazen kendi derdini, karşısındakinin yaşadığı daha büyük bir korkunun gölgesinde bırakabiliyor. Benimki de öyle oldu galiba.
Sıra o kadar yavaştı ki keşke çabucak ilerlese, biz de arkalarından gidebilsek diye düşündüm. Engin huzursuzdu; belli etmese de hissediyordum. Bir yandan kendi durumum, bir yandan Gülseren ablanın başına gelenler… Hangisine yetişeceğimi bilemedim. Ne yapmalıydım? Nilgül ablaya ulaşmalıydım. Onların yalnız kalmasını istemiyordum.
Bugün kendimi unuttum galiba.
Atik Sahil’i aramaya karar verdim. Şefimizin koro grubuna yazdığını öğrenince içim biraz olsun rahatladı. Artık birileri Gülseren ablayla ilgilenebilir, onların yanında olabilir diye düşündüm. En azından bu konuda içim rahatlamıştı.
İnsan ne tuhaf bir varlık, sevgili günlüğüm. Kendi bedeninin alarmı çalarken bile başkasının sesini duymaya çalışıyor. Kendi korkusunu bir kenara bırakıp bir başkasının yalnız kalmamasını istiyor. Belki de kaygı dediğimiz şey, insanın yalnızca kendisi için değil, sevdikleri için de endişelenmesi.
Bugün ölümün ağırlığı bir kez daha çöktü üzerime. Kelimeler boğazımda düğümlendi, zihnim yine dolambaçlı yollara saptı. Yine de yazıyorum. Çünkü insan bazen anlatabildiği kadar hafifliyor. Ben de şimdilik içimdekileri bu sayfaya bırakıyorum.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu