Nehirlerin Unuttuğu
Nehirlerin Unuttuğu
İçimde biriken o eski kalabalık
Şimdi sessiz bir tavan arası.
Tozlu çerçevelerde asılı kalmış
Gözlerindeki o mavi inat.
Bazen diyorum ki,
Zaman dediğimiz şey
Yalnızca iki istasyon arası geçen
Uzun ve yorgun bir tren yolculuğu.
Camda sönen nefesimiz,
Dışarıda hızla akıp giden karanlık söğütler...
Sen gittikten sonra
Odanın rengi değişti.
Eşyalar bile boyun büktü sanki,
Güneş ışığı yarım yamalak giriyor içeriye.
Bir fincan kahve soğuyor masada,
Hiç içilmemiş gibi.
Deniz uzakta,
Şehir ise bu gürültülü hengâmede
Kendi sesini bile duyamayacak kadar yalnız.
Ben yine de
Ellerimi uzatıyorum karanlığa,
Belki parmak uçlarımda hâlâ
Senin sıcaklığın kalmıştır diye.
Çünkü bazı vedalar
Aslında hiç edilmemiş cümlelerin
En ağır yüküdür omuzlarımızda.
Gecenin bu en kimsesiz saatinde,
Odanın duvarları biraz daha daralıyor.
Eski bir defterin sararmış yaprakları arasında
Unutulmuş bir gül kurusu gibi kalıyorum;
Ne atılmaya kıyılan,
Ne de masanın üzerine kurulmaya gücü yeten...
Zaman, avucumuzdan kayıp giden
İnce bir kum tanesi değil artık;
Üzerimize basıp geçtiği
Ağır, paslı bir demir ray.
Her istasyonda biraz daha eksiliyoruz,
Her trende biraz daha geride kalıyor
O masum çocukluk fotoğrafları.
Sen şimdi hangi şehrin göğsüne yaslıyorsun başını?
Hangi rüzgâr dağıtıyor o bilindik saçlarını?
Bilmiyorum.
Bilmemek, boğazımda düğümlenen
Ve adı koyulamayan en koyu sessizlik.
Oysa biz ne büyük denizler aşmıştık
Gözlerimizin parıltısıyla.
Şimdi bir fincan kahvenin buğusunda
Kaybolup giden birer yabancıyız;
Aynı sokağın iki farklı ucunda,
Aynı gökyüzünün altında
Birbirine hiç değmeyen iki çizgi...
Kapanmayan kapıların ardında
Hâlâ yankılanır adımlarının sesi.
Ben bekliyorum;
Bir yaprak daha düşerken dalından,
Zamanın kırık aynasında
Yalnızca senin yüzünü arayarak.
Mehmet Aluç
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu