Birinci Katın Işığı
Akşam yirmi üç kırk geçiyordu. Karşı apartmanın birinci katında ışığın vardı.
Perde aralığından omzunun gölgesi geçiyordu duvara. Bir bardak su aldın, dünyanın en masum cinayetini işledin: Benim uykumu öldürdün.
Sokakta bir kedi, devrilmiş çöp tenekesini kokluyordu. Bir taksi kırmızı ışıkta durdu. Şoförün yüzünde, yıllardır eve dönemeyen bir adamın yorgunluğu vardı.
Ben sadece sana baktım.
Sen saçlarını topladın.
İşte o an, içimde bir balıkçı kasabası battı. Bütün tekneler kıyıya vurdu, martılar denizi terk etti, bir deniz feneri ilk kez karanlıktan korktu.
Sonra pencereni kapattın.
Öylece kaldım.
Elimde soğumuş bir kahve, dilimde söylemediğim bir cümle, ceketimin cebinde sana hiç vermediğim küçük, mavi bir düğme.
Sabah ezanı okundu. Fırıncı kepengi kaldırdı. Bir kadın, kaldırımda ezilmiş papatyayı ayağına dolanmadan geçti.
Ben hâlâ aynı yerdeydim.
Ertesi sabah seni yine gördüm.
Saçlarını topladın.
Bir önceki geceden habersiz,
sanki bir adamın içinde
bütün bir deniz batmamış gibi.
O gün anladım: Bir insanın hayatına girmek için kapıyı açması gerekmiyor.
Bazen bir pencerenin arkasında yaşaması yetiyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu