Eyyubun Sabrı Beni İmana Getirdi
Bakışları bir anda dışarıya kaydı. Yağmur mu başlamıştı yine? Odanın içine sızan serinlik perdeleri yerinden oynatıyor, yağmurun kapıyı çalan küçük bir kızın parmakları gibi ufak dokunuşları toprağı canlandırıyordu.
Usulca oturduğu yerden kalktı. Ve zorlukla kendini pencerenin dibindeki koltuğa bıraktı. Buradan o küçük kızın tıklamalarını daha rahat duyacak, ortaya çıkan o toprak kokusunu doyasıya içine çekecekti…
Günler geçiyor, yüzlerdeki karanlık katrana dönüşüyordu. Yataktaki adamın sargıları açılıyor çarşaflar kirleniyor, duvarlar ağır yemek kokularıyla ve ruhlardan dökülen sıkıntılarla kararıyordu. Beyazlık kaybediyor muydu? Çatlayan sineler haykırıyordu. Elinden tutulmalıydı beyazlığın, ayağa kaldırılmalıydı, ama nasıl? Cevabı bilinmeyen soruların varlığı ruha ağır geliyordu.
Kimdi bu? Sual iki uçlu kılıç gibiydi. Beynini ve yüreğini doğruyordu.
Yok, evlat yok. Sen acıyı tattın, o yuttu. Sen 40 gün acıyı baygın yudumladın, o 40 sene zehirle yoğurdu. Eyyub sabrın binler yıllık destanıydı.
İhtiyar hafifçe yerinden doğruldu ve ortak pencereniz var. Fakat seyrettikleriniz farklı…
Adam deminki hırçınlığını bir nebze üzerinden atmış bir sesle söylendi. Anlat o zaman ihtiyar… Bana Eyyubu anlat. İhtiyar kısık bir sesle soludu…
- Yüreğin dinlemeye hazırsa, benim gönlüm konuşur, sen beni gönül kulağıyla dinle…
1. BÖLÜMÜN SONU..
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.