Taraf
Olma Köleliği
Üzerimdeki bütün ''Taraf elbiselerini'' yırtıp başlıyorum söze. Çünkü bölünmek
güç zafiyetinden başka bir şey değildir. Böl ve yönet
zihniyetinin gönüllü kölesi olmaktır bölünmek. Dünya'ya hakim
olan azınlık ve elit grubun umurunda değildir bizlerin
görüşleri.
Gizli örgütler vasıtası ile kendi sistemini
kuranlar ''SAVAŞ'' üzerine oturtmuşlardır bütün
kuramlarını ve tüm gelirleri yarattıkları
bu savaşlar iledir. Bir sistem kurduklarında
mutlaka karşıtını da yaratırlar ve bunları
savaştırırlar. Zenginliklerinin kaynağı bundadır çünkü. Savaş
yaratmak… Hangi sistem ile yönetilirsek yönetelim
ve hangi inançta olursak olalım, biz
bu elit tabakaya hizmet için yaşıyoruz.
Dünya nüfusunun az bir bölümü
Amerika'da fakat gelirin en büyük dilimi
orada. İster Piyerloti tepesinde keyif yapan bir
Türk ol, ister Eyfel kulesinde turist, ister toprağında
bir çiftçi, isterse üniversite hocası. Sen
sosyalist kardeşim, sen kapitalist olup da bir
gün zengin olma hayali ile avunan
kardeşim; köleyim, kölesin, köle, YANİ KÖLEYİZ.
Bu kölelik sisteminde sadece elit kesimlerin
rahat yaşayabilmesi ve zengin olabilmesi için
bir örgüt vardır, bazı kurallar vardır. Irkçıdırlar,
soylarının genlerini katışıksız koruyabilmek için
Firavunların tapınaklarında da bu amaçla yapılan
ensest ilişkilerde bulunurlar. Kökenleri de
Firavunların soyuna dayanmaktadır zaten. Daha bebekken
seçilir ve özel eğitim görürler. 100- 200 yıllık
Dünya siyasetini planlayıp uygulamaya koyarlar
ve bu yetiştirdikleri özel kişiler aracılığı
ile siyaset ve parayı yönetirler.
Kapitalizm
ile komünizm fikir babalarının aynı soya
mensup kişiler olduğunu artık biliyoruz.
Onlara bütün rejimlerden insanlar lazım. Çünkü
birbiri ile çatıştırmaları gerekiyor. Bu
çatışmalardan en tepedeki hayalet
yöneticiler karlı çıkıyor. Petrol ve maden
zengini aileler oluşturuyorlar. Dünya nüfusunu
azaltıp, daha elit bir tabaka için
yaşanılası bir ''Yeni Dünya Düzeni'' peşindeler.
Bu yeni dünya düzeni nedir? Parçalanmış, bölünmüş
topraklara kendi adamlarını yerleştirmek. Sosyal
sınıf olarak küçümsediği kesimlerin nüfusunu
azaltarak kendi refah seviyelerini artırmak.
Bunlar kendilerinin üstünlüğüne öyle inanıyor ki,
bu uğurda tüm insanlar ölse
bile buna kalpten inanıyorlar. Talmud
yasaları bunu söylüyor çünkü. Kendileri için
tüm insanlığı feda edebilirler ve bunda
hakları vardır, işte üstün ırk ideolojisi bu.
Bu ÜSTÜN IRK ideolojisinin kökeni nereden geliyor,
onu da açıklayacağım.
Bu görünmez yöneticiler öyle halkın eğitim
seviyesinin çok da iyi olmasını istemezler.
Kendileri için çalışacak bilim adamları
yetiştirmek onlara yetiyor. Her alanda
yetiştirecekleri kişileri çok önceden seçiyorlar
zaten. Neden halk bilinçlensin ki? Böyle bir
durum kendilerine zarar verir. Örnek mi? İşte
bütün Dünya eğitim sistemlerine bakın, kasıtlı
olarak başarısız tutulmuş bir eğitim sistemidir
bu. Yeryüzünde var olan bütün sistemler yalnızca
bu hayalet yöneticilerin isteği doğrultusunda
şekillenir. Kitleleri de yönlendirmede çok başarılıdırlar.
Eğitim yuvalarını pop kültürü ile doldurmak
kasıtlı yapılan bir plandır.
Eğitim
sistemi toplu bir hipnoz aracı gibi
yanlış bilgilendirmelere kasıtlı olarak bu
eller tarafından yönlendirilmiştir. Tıpkı toplumu
hipnoz altına alan bir TV kutusu gibi.
Sürekli
oynayan bir reklamın bilinç altı yollar ile
insanları etkilemesi gibi.
HEPİMİZ
KÖLE İSEK NİYE BİRBİRİMİZLE ÇATIŞIYORUZ?
GELİN ASIL HEDEFİMİZİ BULALIM!
Dünya'nın süper gücünün Amerika olduğunu mu
düşünüyorsunuz? İlk yanılgıyı burada yakaladık işte.
Amerika süper güç değil ''SÜPER MAŞA'' dır.
Egemen güçlerin elinde maşa haline gelmiş
bir ülkenin batması da çıkması da yine bu
güçlerin elindedir. Avrupa Birliği denen kuruluş da
yine bu örgütün yönetimindedir. Dünya bu egemen
güçlerin oyuncağı haline gelmiş, hazırlanan
planlar yıllar öncesinden uygulamaya konmuştur.
Bölünmeler, parçalayıp yönetmeler, savaş oluşturmalar, ele
geçirilen topraklarda piyon yöneticiler
yerleştirmeler hep bu egemen güçlerin
yürüttüğü politikalardır.
Bu
kadar güçlü olduklarını söylediğimiz bu
egemen güçler kimdir? Biraz bunları
inceleyelim ve kökenlerini görelim. Daha önce
bir yazımda Mısır rahiplerinden bahsetmiştim.
Tapınaklardaki ilmi çalışmalardan, büyücülükle ilgili
uğraşlarından ve bu alanda çok ileri
seviyede olduklarına dair açıklamalarım mevcuttu.
Bildiğiniz gibi firavun; Mısır yöneticilerinin
ortak adıdır. Yani bir sürü firavun vardır.
Firavunlar gücünü bu tapınaklardaki rahipler
topluluğundan alıyordu. Yani onlara danışmadan
iş yapılmazdı. Çünkü bu rahiplerin ellerinde
ilim ve büyü güçleri de vardı. Cinlerle irtibatlıydılar.
Bu güçleri sayesinde ayrıcalıklı bir sınıf
oldular ve halkın da saygısını ve maddi
desteklerini kazandılar.
ÇOK
ZENGİNLERDİ! Kendileri tek Allah'a inansa
bile halkın seviyesini küçük görürler, tek
Allah inancının soyutluğunu kavrayamayacakları
sebebi ile putlar inşa ettirip, bu
inanca putlar vasıtası ile halkı
ulaştırmaya çalışırlardı. Ve doğruydu da, hangi din
mensubuna ait bir peygamber geldiyse, halk
mutlaka SOMUT BİR DELİL VE MUCİZE istemiştir.
Musa, Mısır tapınaklarında eğitim almıştı
elbette. Onların elinde bulunan ilme vakıftı
fakat bu ilmi kötü yönde kullanmalarına,
şeytanla işbirliği yapmalarına karşıydı. Putlara
karşıydı. Tek Allah inancını yeniden kurmak
istiyordu. İşte Musa'nın karşısında böyle bir
firavun ve güçlü rahipler sınıfı vardı. Onlara
karşı savaşmadı da zaten. Bir isteği vardı sadece,
mensubu olduğu İsrail oğullarının çıkışına izin
verilmesi. Köle olarak kullanılan halkını
kurtarmak istiyordu. Musa bu kölelik
sisteminin farkına çoktan varmıştı. Bütün
halk bu seçkin grubun refahı için
canı çıkana kadar çalışıyordu. Siyasiler
dediğimiz yöneticiler ara sıra halkı mutlu
edecek ufak düzenlemeler yapsa da; millet,
firavun ve rahipler sınıfının kölesiydi. Mısır
tarihi piramitler, tapınaklar semboller ile dolu.
Rahiplere tanrısal bir güç yüklenmiş halk tarafından.
Üstün olduklarına inanan bu rahipler
Avrupa'ya geçişlerinde gittikleri ülkelerde çok
önemli bir teşkilat kurdular, bu teşkilat
çabalarından en güçlüsü İspanya'da gerçekleşti, adı İlluminati… İllimünati'nin gücü Kabala'dan geliyor.
Diğer Avrupa ülkelerinde de teşkilatlandılar.
Sembolleri Mısır tapınaklarında kullanılan
sembollerdir. Piramitin en üstünde mason ilahının
gözü vardır. Hayalet dediğimiz görünmeyen
yöneticiler bölümünde 300'ler, 33'ler, 13'ler ve en üst
kademe yöneticiler basamaklar halinde gidiyor.
Daha altındaki localarda yöneticiler kısmen
görünüyor, yani ucu açık deniyor buna. Örneğin
komünizm locası kurucusu bellidir, asıl emirlerin
nereden geldiği halka aleni değildir. Bu
kademenin altında lionslar, rotaryler, mavi localar,
önlüksüz masonlar ise sadece üstlerin
emirlerini uygulayıcıdırlar. Halkın içindedirler.
Her
alanda ve sahada içimizde ve karşımızdalar.
Ünlü pop sanatçıların kliplerinde bunların
sembollerini görüyoruz. Para resimlerine kadar sembollerini
yerleştirmişlerdir ve hayatlarında semboller
büyük yer tutar. İmzaya çok önem verirler
ve bu sembol ve işaretler onların
imzalarıdır. Bu örgütün planlarını ortaya koyan alttaki
alıntı yazıyı okuduğumuzda
amaçlarını biraz daha anlamış oluyoruz.
İllüminati toplantısından
(alıntı bir yazı, değişiklik yapmadan aynen
eklendi)
CFR ve Bilderberg toplantılarda Illuminati
yöneticiler ve üyeler'in basına sızdıran söyledikleri birçok kişiye fantezi
ürünü olarak gelebilir ama, gerçek çoğu kez kurgudan daha çarpıcıdır. Türkiye
hakkındaki şaşırtıcı açıklamaları duyunca şaşıracaksınız. Bu söylediklerini
doğru olup olmamak amacıyla yaptığım araştırmalardan hayal ürünü olmadığını
anlayınca sürekli düşünmeye başladığımı itiraf ediyorum.
Illuminati'nin yöneticiler ve üyelerinin
nerede, nasıl ve ne zaman konuştuklarını gizlemek zorundayım. Yoksa beni
yaşatmazlar. Sadece onların "italik" söylediklerini sizlerle paylaşabilirim.
"İtalik" olmayan yazılarım bana aittir. Yani kendim yazdım. Bu arada aşağıda
göreceğiniz "(…)"'ler, çevrili hatalı yüzünden bozuk konuşmalar bu konudan
çıkarılmıştır.
Bizi ve Türkiye'yi ilgilendiren
konuşmalarını ele alarak başlıyoruz.. Yorumlarınızı da bekliyoruz.
Rockefeller açılış konuşmasını
yaparak;
"Sayın üyeler, hepinizi saygıyla
selamlıyor ve açılış konuşmamı sunuyorum. her şeyden evvel, yüce liderimiz
Lucifer'in örgütün başkanı olarak bizim için seçtiği ve bize yönlendirdiği
onüçüncü üyemizin yakında bize katılacağının haberini almış bulunuyorum. Eski
başkanımız Siyonizm'in destekçilerinden değerli bilim adamı Albert Einstein'in
ölümüyle boşalan başkanlık koltuğu bir sonraki toplantımızdan önce sahibini
bulacaktır. Kendilerinin bu göreve layık çok değerli bir bilim adamı olduğunu
biliyorsunuz."
Kim bilim adamıymış?.. Henüz onun kimliğini
tespit etmiş değilim!?.. İnşallah tespit edebilirim ama bana göre büyük
ihtimalle Stephen Hawking olabilir. Albert Einstein Illuminati'nin başkanı
olduğunu duyunca şaşırmıştım. Ama 1950'li yıllarında İsrail Devleti'nin
Cumhurbaşkanlığı adaylığını istememişti.. Neyse ki devam edelim
"Şimdi toplantımızın asıl
konularına geçiyorum. Bildiğiniz gibi hedefimize adım adım yaklaşıyoruz.
Kendimize ana ilke edindiğimiz Novus Ordo Seclorum yönündeki çabalarımız
sayesinde, tek bir dünya devleti kurmamıza çok az kalmıştır. Dünyanın çeşitli
ülkelerinde ajanlarımız sayesinde çıkarttığımız savaşlar ve karışıklıklar
sayesinde hem biz zenginliklerimizi kat kat artırdık, hem de bu işe yaramaz
insan sürüsünün bir kısmını yok etmeyi başardık. Gördüğünüz gibi bu yolda tek
çözüm felsefemiz olan Ordo Ab Chaos sayesinde bize bilge adamlar, insanlığın
efendileri olmaya devam edeceğiz."
Şimdi burada anlamadığımız yabancı
kelimelerini bizim dilimize çevirelim.
Novus Ordo Seclorum : Yeni bir Dünya
Düzeni.
Ordo Ab Chaos : Kaostan kaynaklanan Düzen
Türkiye, Irak, Iran, Güney Amerika, Afrika,
Gürcistan, Ukranya gibi pek çok ülkelerde darbeler ve karışıkların arkasında
Illuminati'ye hizmet eden CIA ajanları olduğunu da biliyoruz!! Kaostan
kaynaklanan Düzen felsefesi şimdiye kadar duyduğum ve duyacağınız en korkunç ve
kanlı felsefesidir.
"Dünya New York'taki ikiz
kulelere terörist saldırısı hikayesiyle planladığı üzere bir kaosa doğru
sürüklenmiştir. Avrupa ve Amerikan halkları teröre karşı bütün destekleriyle yanımızdadırlar.
Ortadoğu'da amacımız doğrultusunda ve Eski Ahit'te Tanrı'nın emrettiği şekilde,
Irak işgal edilmiş ve sıra Büyük İsrail Devleti'nin toprakları üzerindeki diğer
işgalci ülkelere gelmiştir. Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması için önümüzde
çok az engel kalmıştır. Bu durumda Büyük Ortadoğu Projesi'nin asıl amacının son
aşamasına gelmiş bulunuyoruz."
İkiz kulelere terörist saldırısı arkasında
gizli Amerikan hükümet olduğunu zaten biliyorduk. Irak'ta Kürt devleti kurma
yolunda adım adım gerçekleşeceğini ve Üç'e bölüneceğini yavaş yavaş acıyla
görüyoruz!
"Hepinizin de bildiği gibi
önümüzdeki en büyük engel Türkiye idi. Fakat Türkiye önce ülke içindeki
provokatörlerimiz tarafından çıkarılan terör olaylarıyla ve daha sonra da yine
bizim değerli ajanlarımızın uğraşları sonucu yaratılan *** ile uğraşmak zorunda
kalmış ve bu uğurda yüz milyarlarca dolar harcamak zorunda kalmıştır. Bu da
ülke ekonomisine büyük bir darbe indirmiştir. Bunun yanında satın aldığımız
ülke yönetiminde söz sahibi, özellikle sabetayist kökenli bürokratlar ve
işadamları sayesinde ülkede bankalar batırılmış ve ödediğimiz paraların çok
daha fazlası bankalardan kaçırılan paralarla ülkemize yatırım olarak geri
dönmüştür."
İyi bildiniz.. İyi analiz etmişsiniz.. PKK,
ASALA gibi Masonların bir oyunudur. Ekonomimiz nereye gidiyor!!!
"Bu kaynakları ülkenin önemli
medya kuruluşlarının çoğunluk hissesini satın almak için kullanmış bulunuyoruz.
Bizden de aldığı parayla çift maaşlı ve hayatlarından oldukça memnun olarak
çalışan yazarlar sayesinde ülke insanlarını istediğimiz gibi
yönlendirebiliyoruz. Bu ülke insanları yıllardır süren uygulamalarımız
sayesinde kendilerini çaresi hissediyorlar ve tek kurtuluş yolunun Avrupa
Birliği'ne girmek olduğuna inanıyorlar. Şu an Türkler, ülke ekonomisinin çok
iyiye gittiği, Avrupa Birliği'ne mutlaka girmeleri gerektiği ve girecekleri
masallarıyla uyutulmaktadır. Ama hiç düşünmüyorlar ki Avrupa Birliği, Birleşmiş
Milletlerden sonra bizim "Tek bir Dünya Devleti" yolunda attığımız büyük bir
adımdır. Gerçek şudur ki, basit bir hareketimizle ülke ekonomisi batma
noktasındadır ve sadece bizim desteğimiz ile ayakta durmaktadır."
Tanıdığımız yazarlara lanet olsun.
Türklükten utanan batı hayranı yazarlar ve Orhan Pamuk gibiler başımıza bela
oluyorlar. Devlet bu hain işbirlikçileri tutuklansın artık!..
Bir mason Rockefeller'a dikerek
sordu. "Peki İran konusunda neler yapılıyor?"
Rockefeller cevap veriyor;
"Bir Kürt devleti kurulmasına
itiraz eden bir diğer devlet İran'dır; çünkü İran hükümeti kendi ülkesindeki
Kürtlerin de ayaklanıp, bu kurulacak olan Kürt devletine katılmak için olay
yaratacaklarından korkuyor; fakat İran zaten saldırı planlarımız içinde olduğu
için bu bizi fazla endişelendirmiyor. Kürt devleti kurulduktan sonra sıra İran
ve Suriye'ye gelecek. Irak hakkında söylenecek bir şey kalmadı, yönetim tamamen
elimize geçmiş bulunuyor."
(…) Yine bir mason "Sayın
Mesih(!) Bush bu konuda neler yapıyor" soran Rockefeller hafifçe gülümsedi.
(…) Duvardaki dev bir ekranda, Türkiye'nin
güneydoğu bölgesini, Suudi Arabistan, İran ve Mısır'ın bir kısmını, Suudi
Arabistan, İran ve Mısır'ın bir kısmını, Suriye, Lübnan, Kuveyt, Filistin ve
Ürdün'ün tamamını içeren Büyük İsrail Devleti'nin olduğu bir Orta Doğu haritası
görünüyordu. Rockefeller bir çubukla haritada konuyla ilgili bölgeleri işaret
ederek konuşmasını sürdürüyor:
"Sayın George Bush ile dün
görüştüm ve talimatlarımız doğrultusunda savaşın İsrail'in İran'a füze
saldırısı şekilde yapılacak; önce İsrail İran'ın nükleer tesislerini vuracak.
Bu durumda büyük bir olasılıkla İran karşı füze bize saldırısı yapacaktır.
Böylece biz yine İsrail'in yanında yerimizi alacağız ve İran'a karşı bir
karalama kampanyasının ardından bu ülkeye büyük bir saldırı başlatacağız. Bu
arada, Suriye sıranın kendisine geleceğini bildiği için İran'ın yer alacaktır.
Biz İran'a saldırılarımızı yoğunlaştırırken İsrail Suriye'yi İngiliz Ordusu ile
beraber işgal edecektir."
Rockefeller! Senin söylediklerin birer
birer gerçek oluyor!.. İran kolay bir lokma olmadığınız hepimiz biliyoruz.
Bakalım İran'ı nasıl yapacağınızı göreceğiz. Suriye konusunda bildiğimiz bir
şey yok.
"Kafatası ve Kemikler Tarikatı'na
ve dolayısıyla Yale Üniversitesi'ne biz George Bush gibi itaatkar ve becerikli
insanlar yetiştirdikleri için teşekkür borçluyuz" diye ekledi Rotschild.
Rockefeller başıyla onaylayarak
konuşmasını sürdürüyor:
"Türk hükümetinin her hangi bir
müdahalede bulunacağını sanmıyorum. Suriye'nin ortadan kaldırılması ve İran
halkının vaat edilmiş toprakların dışında kalan topraklara sürülmesi ve orada
kendilerine bağımsız bir Şii devleti kurulmasına razı olacaklardır. Sonra sıra
Kürt devletinin İsrail'e ilhak edilmesine gelecek. Bu noktada sanırım Kürtler
biraz baş ağrısı yapabilirler ama Barzani bildiğiniz gibi bir Kürt Yahudi
sidir ve bizim tarafımızda yer alacaktır. Ayrıca Barzani babasının başına
gelenleri çok iyi hatırlıyordur ve Emperyalist bir devletin dostların her zaman
Emperyalizme hizmet etmesi gerektiğini bildiğini ve kaderlerine razı
olacaklarını umuyorum."
Zavallı devletimizcik.. Bu konularda bir
şey yapsın artık Devlet duyun bizi!.. Devlet İran ve Irak'ta olanlara hiç göz
yummayınız..
"En son olarak Sina Yarımadası ve
Suudi Arabistan'ın kuzey kısımları işgal edilecek. Ürdün ve Lübnan ise işin en
kolay kısmıdır. Suudi ve Ürdün kralları Amerikan bankalarında yatan paralarına
dokunmadığımız sürece istediğimiz kadar toprak alabileceğimiz konusunda bize
kesin teminat verdiler. Diğer Araplar ise kendilerine dokunulmazsa Amerika
Birleşik Devletleri'nde daha fazla yatırım taahhüdünde bulunuyorlar."
Hz. Muhammed'e hakaret eden karikatürler
Arapları bile etkilediğini göremiyoruz!.. Buna rağmen Araplar ABD'de yatırım
yapmaya devam ediyorlar.
Başka bir mason soruyor:
"Türkiye'nin doğu bölgesini nasıl
ele geçirmeyi düşünüyorsunuz, biliyorsunuz ki Fırat ve Dicle nehirlerinin
bulunduğu bölgeler hem vaat edilmiş toprakların önemli bir bölgesi olarak, hem
de yakın bir gelecekte baş gösterecek olan su sıkıntısını gidermede en kritik
alan olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye ile savaşmayı göze aldınız mı? "
Rockefeller de cevaplıyor;
"Daha önce belirttiğim gibi Türk
hükümeti şu anda bizim verdiğimiz borçlarla ayakta duruyor, sanırım bizimle
savaşmayı göze alamazlar. Ama biz yine de bir "B" planı yaptık. Türkiye'nin
zorluk çıkarması durumunda, Türkiye'nin doğu bölgesinde hak iddia etmelerini,
böylece çıkacak bir savaşta kesinlikle Kürtlerin arkasında olacağımızı
Barzani'ye ilettik. Bizim desteğimizle Kürtler o bölgedeki provokatörlerin ve
misyonerlerin kışkırtacağı Kürt asıllı insanlarla birleşerek Türk ordusuna
karşı isyan çıkaracaklar. Osmanlı İmparatorluğu'na karşı uygulanan planın
aynısı, böylece Türkler iki ateş arasında kalmış olacak. Ne demişler, tarih
tekerrürden ibarettir. Tabii bunları Kürdistan İsrail'e ilhak ettirilmeden önce
yapacağız. Böylece bir taşla iki kuş birden vuracağız. Hem Türkiye bir oldu
bitti karşısında kalacak, hem de bu bölgeyi Kürtler sayesinde elde etmiş
olacağız. Zaten Amerika Birleşik Devletleri Lozan Antlaşması'nı tanıyan imzayı
atmamış ve dolayısıyla Türkiye'nin sahibi olduğu toprakları hiçbir zaman kabul
etmemiştir ve bizim için Sevr Antlaşması hala geçerlidir."
Hiçbir zaman kabul etmediğimiz Sevr
antlaşmasını diriltecek bir şey olmayacak! Sevr umudu boş ve hayaldir. Biz
tarih'ten ders almadığımız ne kadar doğruluğunu Rockefeller tarafından kanıtlıyor.
Vay halimize! Tarihten ders alamayacak aptalız.
"Türk ordusunu pek hafife
almayın, Türklerin ne kadar iyi bir savaşçı millet olduğunu unutuyorsunuz."
Bunları söyleyen Habsburg, Viyana kuşatmalarını hatırlayarak acı acı gülümsedi.
Yaşlı herif! Türk korkusu var sende!
(…)
Rockefeller cevaplıyor:
"Avrupa'dan
herhangi bir itiraz gelmeyeceğini umuyorum. Sayın üyelerimiz, umarım kendi
hükümetleri ile gereken anlaşmaları yapıyorlardır."
(…)
"Vatikan ise tamamen avucumuzun
içindedir. Ambrosiano Bankası skandalından sonra Papa uslu bir çocuk gibi ne
söylenirse yapıyor. Aksi takdirde, Vatkian'ın önde gelen şimdiki
Kardinallerinin ve eski bazı Papaların birer Mason veya Ateist oldukları,
Vatikan'ın uyuşturucu mafyası ile olan ilişkileri, Vatikan Bankası'nın mafyanın
kara parasını aklama operasyonları ve karşılığında aldığı komisyonlar, eski
Papa II. Jean Paul'ün bir zamanlar Almanya'da Yahudi katliamlarında kullanılmak
üzere zehirli gaz üreten bir fabrikada çalıştığı ve Nazilere bu gazları sattığı,
en önemlisi ise İsa'nın soyundan gelen neslinin kimler olduğu gibi bilgiler
örgütümüzün medya ordusu ile bütün dünyaya ilan edilirse, ortada Vatikan diye
bir kurum kalmayabilir. Zaten daha önce de Vatikan'ı bu pisliklerden temizlemek
isteyen Papa I. Jean Paul'ün ortadan kaldırılması işini, her şeyin eskisi gibi
sürdürülmesi için Vatikan piskoposlarının isteğiyle, Illuminati halletmişti.
Papa'yı, Vatikan'ın Katolik üzerindeki nüfuzundan yararlanmak için elimizde
tutmamız gerekiyor."
Helal olsun. Vatikan'ın gerçekleri
bilmiyorduk senin sayesinde öğrendik. Sapık ve eşcinsellerin yuvası Vatikan
bitsin..
"Sanırım her şey bu
konuştuğumuz senaryoya göre giderse, vaat edilmiş toprakların ele
geçirilmesiyle Büyük İsrail Devleti kurulacak; daha sonra Kudüs'teki Kubbet-üs
Sahra ve Mescid-i Aksa Camisi'nin yıkılmaları ve yerine Süleyman Tapınağı'nın
tekrar yapılması ilk hedefimiz olacaktır. Yalnız burada bir sorumuz var. Bu
yapılar Müslümanlarca çok kutsal sayılıyor. Bu sebeple bunu şu şekilde yapmayı
planlıyoruz; Cami yakınlarında bir yerde arkeolojik kazı bahanesiyle bir
çalışma başlattık ve buradan kazılan tünellerle binaların temellerine kadar
ulaştık. Bu binaları yıkmak için bütün yapmamız gereken deprem tetikleyici
radyo dalgaları göndermek ve dört ya da beş bir sarsıntı sadece temelleri
zayıflatılmış bu yapıların kolayca yıkılmasını sağlayacak, diğer yerleşim
birimleri fazla zarar görmeyecek."
Bizim için Süleyman Tapınağı hiç iyi
değil!.. Fanatik hahamlar Mescid-i Aksa'yı bombalamaya çalıştıklarını da
biliyoruz. Bizden başka kimse bundan haberi yok…
Yukarıdaki Rockefellerin sözünde Illuminati
ve Yahudilerin en büyük hedeflerden biridir. Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa
Camiyi yıkıp yerine ne gibi binayı inşa edeceklerini aşağıda görebilirsiniz.
"Bu
noktadan sonra artık hiçbir şey bizi kutsal hedefimize ulaşma yolunda önümüzde
engel olamayacak. Eski Ahit'te belirtildiği gibi, dünyadaki bütün Yahudiler
Büyük İsrail Devleti'nin kurulmasıyla anavatanına göç edecek ve binlerce yıl
bekledikten sonra Süleyman Tapınağı'na tekrar ibadet etmeye başlayacaklardır.
Böylece İsrail dünyanın en güçlü devleti olacaktır." (alıntı sonu)
Bu
çalışmalarda hedef aldığım
kitle Musevi vatandaşlar değil,
doğmatik ve şeytani emirlerle hareket eden Siyonist Yahudiler ve onların tabi oldukları
insanlık düşmanı canice hazırlanmış komutlar, kurmuş oldukları gizli örgütler
ve faaliyetlerini araştırmaktır hedefim.
İllüminati büyük ölçüde görevini tamamlamıştır
ve yerine daha güçlü bir örgüt
yerleştiriliyor. Tavistock
örgütü… Bu örgütün uygulama alanı sahalarda
değil. Yani görünür bir savaş ile değil
eylemleri. Daha çok psikolojik çalışmalar
ve bilgi bombardımanı ile saldırılar
planlanıyor. Tavistock
görünürde bir düşünce üretme merkezi, bir klinikleri de var, burada
özellikle Freud'un beyin yıkama yöntemleri üzerine çalışıyorlar ve bu
yöntemlerin kitleler üzerine nasıl kullanılacağını araştırıyorlar. Ve sonunda
dünyanın her bölgesindeki farklı kültürlere ve farklı siyasi iklimlere yönelik yöntemleri
çıkarıyorlar.
Ben bir faraza ile açıklayayım.
Bütün
Dünya medyasını ellerinde tuttuklarını kendileri
söylemişlerdi. Bunu biliyoruz. Yazılı ve görsel
bütün medya ile sizin beyninize UFO
safsatasını yerleştirebilirler örneğin. Kitlesel olarak
bir bilinç yönlendirmesidir bu. Daha
sonra bir bölgeye diyelim ki roket
attılar. Rahatlıkla '' Uzaylılar yaptı'' diye
bütün dünya medyasına bunu söyletebilirler.
Çünkü medya ellerinde ve görüntüler de uydurabilirler.
Bütün ülkelerin yöneticileri de yalnızca
onların görevde kalmasına izin verdikleri
kişiler olduğu için, ülkelerin başkanları da
bu bilgiyi bu şekilde onaylayabilir,
insanları böyle bir yanılmaya sürükleyebilirler.
Benim
örneğim onlar için çok basit ve kolay
bir örnek. Onlar kliniklerinde çok daha
gelişmiş deneyler yapıyorlar. Örneğin havadan
püskürtülen bir gaz ile insanları toplu
hipnoz altına almaları da bir proje olabilir.
Deccal
deccal diye hâlâ bekleyen Müslümanlar da
zamanımızdaki deccaller arası yarışmaları
göremiyorlar. Yaşadığımız bu zamanın
tasvirlerini peygamberimizin sözlerinde rastlıyoruz.
Peygamberimiz zamanında döne döne Allah
bulmak diye bir şey yoktu, tarikat yoktu.
Tarikatlar Mısır'a İslamiyet'in girmesi ile başlıyor.
Mısır rahipleri Müslümanlığı inceleyince kendi
ritüellerine entegre ediyorlar. Yani basamak basamak
ruhun yücelişi, sırlara erişmesi, maddeye hükmetmesi
filan. Bunlar hep cinlerle irtibatta oldukları
için bazı bilgiler alabiliyorlardı. Bunlara da
keramet deyip sunuyorlardı. Keramet dedikleri
aslında simya ilmine vakıf olmaları. Yani
bu bilgiye ulaşan herkes bunları
yapabiliyor çünkü yabancı ülkelerde de
böyle cinleri olan kehanetçiler olmuştur. Malum
cinler başka boyutta olduğu için yapıları
ve ömürleri farklıdır. Fakat cinlerin
Müslüman olanları asla Allah'ın emrine karşı
gelmeyeceği için bu kişilerin irtibatta
oldukları cinler, cinlerin iblisleriydi hep. Ruhani
olgunlaşma diye kendi uygulamalarını İslamiyet'e
entegre etmişler ve hayatlarını koruması anlamında
Hz. Ali ile sözleşmişlerdir
Mısır'da. Hz. Ali asla onların
dini ritüellerinde bulunmamıştır. Kendisi bizzat
peygamberimiz ahlakı ile yetiştirilmiştir. İblislerin
tarikatlarıyla ilişkisi sadece hayatlarını koruma
anlamındadır ve savaş sözleşmesi şeklindedir.
Kendilerini korumaya aldığı için ayrıca sevmişlerdir
onu. Hz. Ali'ye tarikat içinde bulunduğu
iftirasını atanlar bu vebali nasıl
kaldırabilirler bilemiyorum. İslam'ın emrettiği zekat,
hac, namaz, oruç, kelimeyi şahadet. Kelimeyi şahadet
getiren biri diğerlerini maddi ya da
bedeni gücü yetiyorsa yapar. Namaz ise
hasta iken göz ile kılınabilir denmiş
ve namazdan taviz verilmemiştir. Peygamberimiz
zamanında hiçbir sahabe, halife ve diğer Müslümanlar
da tarikata dahil olmamış,
daha sonraki yıllarda bu tarikatlar siyasi
cezbe merkezi haline geldikçe katılanları
çoğalmıştır.
Tarikatlar,
Freud'un beyin
yıkama yöntemlerini aşmış durumdadır. Dinin, insanların
ve toplumların hayatında
çok önemli yer
ettiği gerçeği ile
yüzleşip, çocuklar ve
gençlere doğru kanallardan
dini eğitim verilmedikçe
tarikatlar içinde genç beyinler eriyeceklerdir.
Medya da bir beyin yıkama modeli olarak
kullanılıyor. Örneğin bir star yaratıyor,
yarattığı o isme gençleri köle edecek
kadar bağlayabiliyor. Tarafsız bir gözle
incelediğinizde bu isimlerin hiçbir yeteneği
olmadığını, sadece şişirildiğini görebilirsiniz aslında.
Çok medyatik olan
isimler hakkında bazı
araştırmalar yapıldığında gerçekler
ortaya çıkıyor. Ülkemiz aleyhine
kim söylem ve
eylemde bulunduysa o
zatlar dışarıda ödül
alıyor. Önümüze konulan
yemeklerde seçici olmamız
gerekiyor, yemeklerin içine
bilerek tatsız tuzsuz
katkılar konuyor. Medya
birini pompalıyorsa mutlaka
sebepleri vardır.
Deccal, birçok yalan söz söyleyecek,
inanmayan çok az olacaktır. Kitleleri inandıracaktır. Başlayan
psikolojik savaşta verilen yanlış bilgi
tuzaklarına düşmeyen azınlık içinde olmanız
dileğimle. Azınlık olacağımız kesindir.
Umutsuz
bitirmemek adına şunu da eklemeliyim ki, daha
sonra bütün güçlerini kaybedecekler, gerçekler ebediyen
saklı kalmaz.
2011
Müjgân
Akyüz