Merdiven
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta.
Edebi İnceleme
Ahmet Haşim’in en bilinen şiiri ve Türk sembolist şiirinin başyapıtlarından biridir. Şiir, hayatın ilerleyişini "ağır ağır çıkılan bir merdiven" olarak imgelemekle açılır. Bu merdiven aynı zamanda yaşlanmanın, ölüme yaklaşmanın, akşam karanlığına doğru yol alışın da metaforudur.
"Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak" mısrası, sonbaharı, dökülen yaprakları, geçen ömrü çağrıştırır. "Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak" dizesi ise hayatın bir noktasında insanın geriye dönüp baktığında hissedeceği kayıp duygusunu, fânilik karşısındaki çaresizliği özetler.
"Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta" — burada hem güneşin batışındaki rengin sulara yansıması hem de insan yüzündeki solgunluk birlikte verilir. Çevre ile iç dünya arasındaki bu paralellik Haşim sembolizminin temel tekniğidir.
"Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller" mısrasındaki güller, akşam ışığında kıpkızıl görünmeleriyle "kanayan" hâle benzetilir. Bülbüller "alev gibi dallarda kanlı"dır; tabiat baştan sona bir akşam ateşi içindedir.
"Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta" — bütün bu manzaranın aslında "gizli bir dil" olduğunu, ruha dolup taştığını söyleyerek şair, doğanın suskun ama derin anlatımına dikkat çeker. Akşam bir geçiş zamanıdır; gündüzden geceye, hayattan ölüme, gençlikten yaşlılığa.