Dağlar İle Taşlar İle
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Sular dibinde mâhî ile
Sahralarda âhû ile
"Abdâl olup yâ Hû" ile
Çağırayım Mevlâm seni
Gökyüzünde Îsâ ile
Tûr Dağı’nda Mûsâ ile
Elimdeki asâ ile
Çağırayım Mevlâm seni
Yûsuf olup gül yüzlü
Bal dudaklı şeker sözlü
Yâkub olup gözü yaşlı
Çağırayım Mevlâm seni
Eyüb olup, derdim ile
Yûnus olup verdim ile
Cümle yâr-ı virdim ile
Çağırayım Mevlâm seni
Hamd ü şükür olsun ana
Erdim Tâlibî sultana
Yûnus okur dîvân ana
Çağırayım Mevlâm seni
Edebi İnceleme
Yunus Emre’nin en sevilen ilahilerinden biridir; bütün varlığı (dağlar, taşlar, kuşlar, balıklar, ahular) Hakk’ı zikre çağıran tabiatın koroya katıldığı bir tasavvufî manzumedir.
Şiirin omurgası peygamber kıssalarına dayanır. Her dörtlük bir peygamberi anar: Hz. İsa (gökyüzünde göğe yükselişi), Hz. Musa (Tûr dağında tecelli ve asâsı), Hz. Yûsuf (güzelliği ve hapis çilesi), Hz. Yâkup (oğlu Yusuf’a hasretle gözlerinin yaşı), Hz. Eyüp (sabrıyla derdi), Hz. Yûnus (balığın karnındaki tövbesi). Şair adıyla peygamber adının aynı olması (Yûnus = Yunus Emre) bu özdeşleşmeyi simgesel olarak güçlendirir.
"Mâhî" (balık), Hz. Yûnus’un kıssasındaki balıktır; "âhû" (ceylan) tasavvufta Hak’a yönelmiş ürkek ruhu sembolize eder. "Yâ Hû" zikri ise Halvetî-Bayramî zikir geleneklerinin temel formülüdür.
Son dörtlükteki "Tâlibî sultan" mahlas dönüşü olabilir veya tarikat şeyhine işaret eder. Yûnus, bütün varlık âlemini Allah’ı çağıran bir koroya dahil ederek, tabiatın da kendi dilince zikir yaptığını ("Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tesbih etmesin" — İsra 44) söyleyen Kur’ân ayetinin halk diline tercümesini sunar.