Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler

Etkili Yorumlar

Şiiriniz, derin bir içsel çatışmayı ve toplumsal eleştiriyi bir arada barındırıyor. "Ecnebi kaplanları" metaforu, yabancı unsurlara veya dış baskılara karşı duyulan öfkeyi simgeliyor olabilir. Aynı zamanda bireysel acılar, ailevi sorumluluklar ve toplumsal adaletsizlikler arasında sıkışmış bir ruh hali gözlemleniyor. Kalemini, hem kişisel hem de toplumsal düzlemde yaşanan zorlukları dile getirirken, ironik ve sert bir üslupla okuyucuyu sarsmayı başarıyor. Özellikle "Sevdi diye ölenler var" gibi ifadeler, duygusal yoğunluğun zirveye çıktığı anlar. Bu tür metinler, bireyin kendi kimliği ve çevresiyle olan ilişkisini sorgulamasına yol açabilir. Sonuç olarak, şiir hem bireysel hem de toplumsal bir başkaldırının ifadesi gibi görünüyor.
Dünyanın harikalarından biri olmayı sonuna kadar hakkeden Tac- Mahal hakkında bazı bilgilerim vardı ama '' Terlerin Tacı manasına geldiğini ilk kez öğrenmiş oldum. Ancak yadırgamadım. 23 senede tamamlanmış bu eser için gerçekten de bayağı bir ter dökülmüş olmalı. Ayrıca bu eserin mimarlarının Türk olması da bir başka gurur vesilesi bizler için. Ancak? Ancak Şah Cihan, zayıf, nahif bir kadın olan Mümtaz Mahal'i o kadar yormasaydı keşke. Keşke kadıncağızın on dört kez doğum yapmasının, dolayısıyla da ölmesinin müsebbibi olmasaydı. Ha o zaman Tac mahal gibi bir sanat şaheseri yapılmazdı belki ama ben yine de Şah Cihan'a kızgınım.. Selam ve saygılar.
İnsanın kendisini sevmesi bir masal değildir ki? Kişi önce kendini sevmelidir ki dünyadaki diğer varlıkları da sevsin. Hatta kişi kendisini sevmiyorsa yaratıcısını da sevmez. O sebepten öncelikle kendisini sevmelidir. Ama yanlış da anlaşılmasın. Kendini sevmekle narsizm çok farklı şeylerdir. İnsanın kendisini sevmesi narsizim boyutlarında da olmalıdır tabii ki. Selam ve saygılar.
Bazen pes etmek gelse de içimden haydi bir gayret daha diyorum her defasında :) Gönülden tebrikler değerli kardeşim selam ve sevgilerimle
"Ateş düştüğü yeri yakar." Ölüm acısı da en çok ölenin yakınlarını, onu sevenlerini yakar. Şehitlik başka bir şey. Bu acının ortak paydası millettir, ümmettir. Ve de bu acı tarifsiz bir şekilde, ayrılık acısının yanı sıra gurur ve mutluluk salar kalbimize. Zira şehitlere vaat edilen mekân cennettir. Bunu bildiğimiz için teselli buluruz. Başınız sağ olsun Gülüm hanımcığım. Şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Sevgi ve selamlarımla.
Çocukken günler uzundu, akşam olmak bilmezdi. Şimdi çarçabuk geçiyor zaman. Bir bakıyorsunuz sabah, bir bakıyorsunuz akşam. Her şeyde olduğu gibi zamanda da bereket kalmadı. Zaten, kıyamete yakın ahir zamanda, zamanın nasıl gelip geçtiği anlaşılamayacağı, zamanın bereketinin ortadan kalkacağını buyuran hadis var. "Zaman öyle yaklaşır, hızlanır ki, bir sene bir ay, bir ay bir hafta, bir hafta bir gün, bir gün bir saat, bir saat bir ateş kıvılcımı kadar olur.” (Tirmizi, Zühd,24) Dolayısıyla ömür de hızlı tükeniyor. İnsan bu yaşa ne çabuk gelmişim diyor. Ölüm her an ensemizde hazır olda bekliyor. Bunu biliyoruz. İman edenler için bu sorun değil. Dünyanın fani, ebedi hayatın sonsuz olduğunu bilir, kaygılanmaz. Bu bilinç değerine paha biçilemeyen bir sürur verir kalbine. Ne büyük bir nimet! Güne gelen yazınızı tebrik ederim. Selam ile.
Az ya da çok aynıyız hocam. Keşke daha iyisini yapabilsek. Kutlarım güzel şiirinizi. Selamlar saygılar
Bu şiir, insanın dünyadaki yalnızlığını, hatalarını, pişmanlıklarını ve nihai hesaplaşmasını derin bir şekilde ele alıyor. Hayatın geçiciliği, nefsin sınavları ve ilahi hakikatlere ulaşma arzusu güçlü bir şekilde vurgulanmış. Özellikle, insanın hem dünyevi hem manevi mücadeleleriyle yüzleşmesi ve bu süreçteki içsel dönüşümü etkileyici bir şekilde işlenmiş. Şiirdeki samimi ve içten ifadeler, okuyucuyu derin bir tefekküre davet ediyor. Muhabbetle.
Hocam bu güzel şiirinizi can-ı gönülden kutlarım Tebrikler kalemine yüreğine sağlık hocam hayırlı geceler
Ah hepimiz o şuura varabilsek İlyas bey kardeşim. Koca bir Ömür geçiyor da hala kulluk bilincine varamıyoruz. Kaleminiz daim olsun. Selamlarımla.
Adem hocam vallahi söylemeye utanacağımız öyle vahim bir düzen ve dönemden geçiyoruz ki, şiirler, yazılar, konferanslar artık vızıltı geliyor. Bu asır kötülüğün örgütlü yükselişi gibi geliyor bana. Usanmadan, geri çekilmeden söylemeye, yazmaya devam. Ancak elden gelen budur. Kutluyorum yürekten. Gecenize ve gönlünüze esenlikler dileğimle
Şiiriniz, duyguların derin bir kuyusuna dalıyor adeta. Aşkın karmaşık ve büyüleyici doğasını, özlemle harmanlanmış bir melodi gibi yansıtıyor. Kelimeler, bir İstanbul sabahının sisli sokaklarında yankılanan adımlar misali, okuyucunun ruhunda iz bırakıyor. "A benim cânım, cancağızım" diye başlayan dizeler, bir sevdanın en saf ve en kırılgan hâllerini anlatıyor. İmgeler öylesine güçlü ki, begonvillerin erguvani türküsünden kış vapurlarının yalnızlığına kadar her detay, zihinde bir resim çiziyor. Özlem, hüzün, umut ve teslimiyet; hepsi bir arada, bir şiirin içinde dans ediyor. Şubatın soğuğu bile bu duyguların sıcaklığına engel olamıyor. Şiir hem bir başlangıç hem de bir bitiş gibi; eksik ama tamam, yarım ama dolu. "Sar içime güneşi" dizesiyle insanın içini ısıtan bir çağrı yapıyor. Çok etkileyici!
Makalenizde, modern çağın getirdiği teknolojik ilerlemelerin ve kapitalist düzenin insan sağlığı ve toplumsal yapılar üzerindeki olumsuz etkileri açıkça ele alınmış. Hormonlu gıdalar, kanserojen maddeler ve bilinçsiz tüketim alışkanlıklarının insan hayatını nasıl tehdit ettiğine dikkat çekiliyor. Ayrıca, gençlerin sanal dünyaya bağımlılığı ve aile içi iletişim kopukluğu gibi sosyal sorunlar da vurgulanmış. Tarım ve hayvancılıkta geleneksel yöntemlere dönülmesi gerektiği gibi önemli bir çözüm önerisi sunuluyor. Ancak bu meselelerin çözümü, yalnızca bireysel farkındalıkla değil, devletin güçlü denetim mekanizmaları ve uzun vadeli projeleriyle mümkün olabilir. Bu noktada, toplum olarak daha bilinçli tüketim alışkanlıkları geliştirmek ve yetkililerden daha etkin adımlar beklemek hepimizin sorumluluğudur. Doğal hayata dönüş umuduyla!
Üstadım, ölüm ve hayat! Hayat ve gaye! Harika bir anlatımla yazıya dönüşmüş. Ölümden korkanlar, yaşadığı sürece dünyanın süsüne aldanıp ölümü hatırlamayanlardır ancak ölüm kapıyı çaldığında insan denilen varlığın önce nefesi çekilir, yüzü solar ve beyinsel olarak bir takım varlıkları görmeye başlar. Terler, titrer. İşte bu hal, ahirete götüreceği güzel ve temiz ameli olmadığındandır. Bu dünyada hayır ve barış için çaba sarfedenlerin heybeleri doludur, onlar ölümden korkmazlar; aksine ölümü özlerler. Son andaki pişmanlık maalesef fayda vermiyor. Yazınızı beğenerek okudum. Gecenize ve gönlünüze esenlik diliyorum
Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben Her yerde sen, her şeyde sen, bilmem ki nasıl söylesem Bir sisli hazan kesilir ruhum eğer görmezsem Her yerde sen, her şeyde sen, bilmem ki nasıl söylesem Beste: Ekrem Güyer Makam: Düyek Sözler kime ait bulamadım. Selam ve sevgiler
Ölüm aslında Allah'ın adaletinin en büyük tecellisi kanımca. İyiler ölüyor tamam ama kötülere de kalmıyor dünya kalmayacakda asla... Nahl 51 de Allah.cc "Allah buyurdu ki iki ilah edinmeyin ilahınız bir tek ilahtır ve yalnız benden korkun." Hikmetini anlayabilirse insan canı alacak Ölüm Meleğinden korkmayın diyor açıkça... Kutlarım yürekten güzel bir yazı
Kalemini coşturmuş bu sefer Kıymetli hocam..Serbest şiirde de farkını yaratarak sevda,acı,sitem ve hüznü harmanlayıp dökülmüş yürek kelamları..Hüzün bıraksa da yüreklerde ne de güzel bi şiir yolculuğu idi..Keyifle okudum Harun hocam..Yürek kelamlarınız hep varolsun emiii..
Sevgilinin gözü hülyalı, çıkarcının gözü paralı bakar güzelin gözü alev gibidir, çok canlar yakar
Ne yazsan yakışıyor maşallah kalemine Harun Hocam. Yüreğine sağlık. Saygılar selamlar
Kim ne derse desin, nasıl anlatırsa anlatsın ölümün yüzü soğuk sevgili hocam. Bunu babamın naaşını yıkamak için üzerine su döktüğüm zaman çok daha net anladım. Selam ve sevgiler.