Mümkünatı yok, yok
işte. Neyin ya da kimin dâhil olup olmaması değil mesele. Neye dâhil olacağı
ise telaffuzu olmayan bir kelime kadar korunaklı ve uzak. Uzaklığın tasavvuru
ise bir o kadar göreceli tam da hissettiklerim nezdinde hatta kimin nezdinde
neye tekabül ettiğimi bilmesem de. Ya senin nezdinde ne tümleyebilmekte ki
beni. Cevabını bildiğim bir soru olsa da dile getirmem ne derece olası ya da
doğru olabilir ki.
Sefil kalem yine dile
geldi. Birbirimizden başka kimimiz var ki. Hele öncesinde o bile değildi
yanıma. Daha dünkü çocuk şu kalem, desem yeridir. İki yıl evvel doğdu daha
doğrusu evlat edindim yürek sesimin çığlıkları arza ulaşmışken. Önceleri
kekeliyordu ve titrekti sesi ve usul usul heceledi adımı. Ben kendimi tanıdım
önce sonra tanıttım ona. Az süklüm püklüm değildi hani önceleri. Korkaktık
hatta sığıntı gibi ikilemde kaldık ve derken sığındım ona o bana elini
uzatmışken. Öyle iyi bir arkadaş oldu ki zaman içerisinde ve koyulduk yola
yalın ayak. Adımlarken birlikte hızlandı adımlarımız ve hızlandı yürek
atışımız.
Bakar mısın, yine konu
çıktı raydan. Ne olacak benim bu konudan konuya zıplamam. Ama en azından
sıkılmaya fırsat bulmuyorum son zamanlarda. Bazen merak da etmiyorum değil
doğrusu, karşımdakine sıkıntı verip vermediğim konusunda. Sahi, seni çok mu
sıkıyorum ya da kim varsa hayatıma müdahil ettiğim. Yine hassas bir konuya nokta
atışı yaptım. Hassasiyet ve mantık nasıl cebelleşiyor benimle gerçi mantık
hatası yapa yapa artık o da terk eyledi beni. Süzgeçten geçerken duygularım
paslı bir tat kalıyor ittifak yapamamanın sonucu ve nihayete eriyorum
yorgunluktan bitap düşmüşken.
Çok şey var merak
ettiğim ve bir o kadar sormaya cesaret edemediğim. Sanırım alacağım cevaplar
korkutuyor. Altıncı hissime uyup suskunluğa bürünüyorum bir anda ve işte o
zaman tüm tadım kaçıyor. Şekerli bir çay tadındayım oysa seninle her
konuştuğumda. Ne demi yakıyor ne de güneş saklambaç oynuyor gerçi çoğu zaman
saklambaç oynayan biri ile muhatap olsam da. Ebe olsam bile bulmaktan
korkuyorum seni. ‘’Ya kızarsan sana dokunduğumda…’’ Bu o kadar korkutuyor ki
beni. Daha ziyade incitmekten çekiniyorum. Varsın incinmeye devam edeyim.
Bilmez miyim acısın o acı veren dokunuşların uzaklardan bile olsa. Empati
kurmaktan bir hal oldum da ne olur başka insanlar da özdeşleşse benimle ve bu
kadar yakıp yıkmasa. Onlardan biri olmadığın için belki tüm bu tutumum. Farklı
olmak adına ve korka korka yaşamak bazen. Aslında nedir beni korkutan bu da o
kadar sıra dışı bir duygu ki… Hayır, hayır asla güçsüz olduğumu iddia etmiyorum
ama kırılganlık diz boyu. Kristal bir bardak kadar kırılgan yoksa tepemdeki şu
avize kadar aydınlık ve parlak mı desem. Gerçi karanlıklarım meşhurdur ve her
an sigortanın atması da bir o kadar muhtemel. Şalteri indirdim mi kolaysa bul
izimi.
Acaba nasıl geldim bu noktaya…
Ne fark eder. İyiyim ben böyle ve bir o kadar seviyorum kendimi hele son
zamanlarda. Klasik bir betimleme olsa da sevmeyi seviyorum. Karşılık beklemeden
hem de. Geçiniz efendim şu sevda türkülerini ya da aşk masallarını. Ben
severken ne cinsiyet ayırımı yaptım bu güne değin ne de canlı cansız
tanımlaması. Canlı türleri arasında da bir ayırıma gitmediğime göre var bende
bir tuhaflık.
Ama başıma gelenlerin
de haddi hesabı yok hani. Değişemedim gitti. Bir de yanlış anlaşıldım mı ayıkla
pirincin taşını. Ne yani, karşımdakine insan nezdinde bir kıymet vermek bu
kadar mı tuhaf ya da başka çağrışımlar yapıyor…
Sayısız huyu var şu
huysuz benliğimin. Az huysuz değilim hani. Bazen küçük bir çocuk gibi
tutturuyorum illa ki. Çok da uç isteklerim olmadı bu güne değin ama şu da bir
gerçek ki inanılmaz kayıp verdim şu ahir ömrümde işte bu yüzden elimdekileri
kaybetmeme uğraşım ve zamanı telafi etme telaşı yaş kemale ermişken.
Ne muğlâk ne de bariz
bir talep benimki gerçi neyi talep ettiğim de bir o kadar müphem ve tanımsız.
Belki de duygularımın tökezlettiği benliğim beni ben yapan.
İyi de aklımdan geçenler
tam olarak bu değildi ki. Yine konu bana geldi ve yine ara yollara saptım.
Derhal ana yola çıkmam lazım. Şimdi de pusula bozuldu. Acil bir çıkış yolu
bulmam gerekirken ters istikamette ne varsa yine geldi beni buldu. Mıknatıs
gibi çekiyorum tüm olumsuzluklar. Allahtan güzelliklerle de kesişiyor yolum da
nefes alıyorum ara sıra.
Yargılar ve verilen o
cezalar üstelik adaletsizce. Bu yüzden mümkün mertebe aldırmamaya çalışıyorum
desem de sen inanma. En azından ben beni yargılamaktan vazgeçtim ve bu yüzden
olayları akışına bıraktım. Yine de elimde sihirli bir değneğin olmasını nasıl
isterdim en azından müdahale ederdim tüm o yanlışlara ve söylenen yalanlara.
Yalan söylemeyi de beceremediğime göre uyum gösterme sürecim yine tehlikeye
girdi. İyi de uyum göstereceğim diye burnumun uzamasına asla müsaade etmem.
Etmedim ve etmeyeceğim de.
Gerçi bu uğurda az
sindirilmedim değil hani. Bu saatten sonra yoldan çıkmaya ne niyetim var ne de
teşebbüs ederim. Yoldan çıkmanın ne anlama geldiğini bilmesem de.
Çok şey var bilmediğim
ve tüm çözümsüzlüklere ek olarak eklenen yeni sorular. Bu soruların cevabı
kimde saklı kim bilir ama bildiklerim ve sahip olduklarım adına mutluyum. Sahip
olmayı dilediğim onca şey olsa da.
Yeter ki yürekten
dileyeyim, dileyelim hem de niyetimizi bozmadan. Ne zaman niyetimi bozdum ki.
Olur ya da olmaz ama hayal kurmaktan kim ölmüş ki… Kim bilir belki bir ilk
olurum literatürde…